|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Kim bu liberal dangalaklar
Can Ataklı, Gazete5'e çok özel açıklamalarda bulundu. Türk medyasının en muhalif seslerinden biri olan Ataklı ile her telden konuştuk. Ankara'nın dondurucu soğuğunda yapılmış sıcak bir sohbet... Keyifle okuyun! Türk medyasının en çok okunan yazarlarından biri… Sert bir muhalif… Kaleminden ya da sözlerinden birileri için “zehir” damlasa da ne düşündüklerinden ödün veriyor ne de üslubundan… Kendisine “Neden bu kadar öfkelisiniz?” diye sorduğumuzda ise çok şaşırıyor. “Öfkeli miyim?” diyor… Sonra anlatmaya başlıyor. Belli ki fikirlerini sahiplenmenin ve asla “çark etmemenin” kendine has güveni var Ataklı’da… Öfke değil bunun adı. Medyada sesi kısılan muhalif kalemler adına da yüklendiği misyonları var… “Gerçekten muhalif olanlar öyle az kaldı ki” diyor… Can Ataklı’ya göre medyada bugün yaşanan tüm hadiselerin ortak adı “Terör”… Anlıyoruz ki bu terörün silahı kalemler, mekanı ekranlar ve gazeteler… Mağduru ise bir avuç kalmış muhalif gazeteci… “Ben bu ortamda öfkeleniyorsam vardır bir nedeni” diyor ve biz soruyoruz O anlatıyor… GAZETE5- Herkesin en çok merak ettiği şey, Habertürk TV’de Ahmet Tezcan ile birlikte sunduğunuz ve çok izlendiğinden emin olduğumuz Haberanaliz programının neden yayından kaldırıldığı… Sizin üslubunuzun ‘birilerini’ rahatsız ettiği söyleniyor. Doğru mu? C. ATAKLI- Yayından kaldırıldığında, referanduma bir hafta kalmıştı. Program birilerini rahatsız etmiş olabilir. Ama benim üslubumdan dolayı bittiğini söyleyen kişi, bizzat programda karşımda bulunan kişi yani Ahmet Tezcan’dı. Bu iddiayı kendi internet sitesinde yazdı. İnternet medyası da zaman zaman yaptığı gibi o siteden bu iddiayı kopyalayıp yapıştırdı. 40 yerde aynı yazı yayınlandı. Kimse de bana ‘bu doğru mudur’ diye sormadı. GAZETE5- Biz soralım o halde. Doğru muydu? Sizin üslubunuz neydi ve kimleri rahatsız etti? C. ATAKLI- Ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Ben televizyonlara ilk kez çıkmıyorum. Uzun zamandır hem anchorman, hem de program yapımcısı olarak televizyonlardayım. Bugüne kadar inandığım görüşleri tüm samimiyetimle söyledim. Kimse üslubumdan rahatsız olmadı. Bir iki yerde sesler yükselmiş olabilir. Ama emsallere baktığımda, terbiye sınırlarını hiçbir zaman aşmadığımı, kimseye hakaret etmediğimi görüyorum. Bu ‘üslup’ sorunu bir tek bu arkadaşımızda oldu. "AHMET TEZCAN OLAYI KİŞİSELLEŞTİRDİ"
GAZETE5- Neden? C. ATAKLI- Çok kişiselleştirdiği için maalesef. Ben de üzülerek yaptığı tartışmaya katılmak durumunda kaldım. Bu, daha önce benim ne televizyonda ne de meslek hayatımda başıma gelmemiş bir olaydı. Tartışma bir anda ‘Senin patronun şuydu, hırsızın yanında durdun, benim reddettiğim adamların teklifini kabul ettin’ gibi meslek ahlakıyla kesinlikle bağdaşmayan ithamlara yöneldi. GAZETE5- Ancak Ahmet Tezcan hala o kanalda aynı programı yapmaya devam ediyor. Sadece siz yoksunuz… C. ATAKLI- Benim gördüğüm kadarıyla kendisinde Başbakanlık Danışmanı olmasının verdiği bir rahatlık var. Zannediyorum programda da hala o havayı taşıyordu üzerinde. Sistemli bir şekilde yaptığımız bu programın meraklıları, izleyenleri vardı. Önemli bir miktar olmasa da ücret alarak yapıyorduk. Bu her anlamda bize bir katkı sağlıyordu. Bana verdiği tek hasar bu katkının ortadan kalkmış olmasıdır. Ahmet Tezcan devam ediyor. Çünkü o kanalla bir derdi yok. Belki ilerde ben de bir başka programla devam ederim. Belli olmaz. Ben elbette alınan bu kararı beklemiyordum. Tabii ki rahatsız oldum. Ancak kanal yönetimi demek ki o yönde bir tercihte bulundu. GAZETE5- İktidara çok sert muhalefet eden bir isim olduğunuz için dışarıdan müdahale edilmiş olabilir mi? C. ATAKLI- Muhalif bir isim olduğum zaten biliniyordu. Birdenbire ortaya çıkmadı ki bu. Bu olayda ben sadece üzüldüm. Sonuçta bu bir işti. Orada kendi fikirlerimi rahatlıkla söylüyordum. Ancak zamanla söylenemez hale geldi. Belki de konu budur. Daha muhalif olan isimlere karşı böyle bir şey var. Zora düşürüp, onları sevimsiz hale getirme çabalarını seziyorum. Sistematik bir matematik oyunu var ekranlarda. Biraz muhalif olan kişilerle konu hemen başka bir mecraya saptırılıyor ve kişisel hale getiriliyor. GAZETE5- Bu çok ciddi bir saptama. Örnek verebilir misiniz? C. ATAKLI- Mesela siz normal bir konuyu tartışırken, birdenbire konuyu kesip tamamen aykırı bir söz söyleniyor ve tansiyon yükseltiliyor. O aşamadan sonra siz bir bakıyorsunuz, tartıştığınız konu bambaşka bir yere gitmiş. Diyelim ki türban konusunu tartışıyorsunuz ekranda. Siz türban konusuna daha akademik, daha sosyal açıdan yaklaşıp onun bir devlet düzeni içinde nasıl olması gerektiğini, laiklik kavramının anlamını herkesin anlayacağı bir şekilde anlatmaya çalışıyorsunuz. Karşınızdaki kişi çıkıp aykırı bir örnek veriyor. Örneğin “İyi ama başörtülülere hamamböceği deniyor” diye bir laf ediyor… Tartışma zaten o anda mecrasından çıkıyor, seviye düşürülüyor, ses yükseltiliyor… Bir de bakıyorsunuz ki, akademik olarak dini bir simgenin devlet yapısında olup olamayacağını tartışırken, birdenbire itilip kakılan kızlar, ötekileştirilenler, aşağılanan insanlardan bahsediliyor. Siz artık öyle düşünmediğinizi anlatmaya çalışıyorsunuz. Ya da insan haklarından dem vurulup, size “demokrasiye karşısın, insanları küçümsüyorsun” türünden ithamlarda bulunuluyor. Adeta çırpınmaya başlıyorsunuz. “Ben demokratım, hukuka bağlıyım” demeye başlıyorsunuz. Ben bunu birkaç kez yaşadım. Bir an düşündüm. Yahu ben 30 yılı aşkın bir süredir gazetecilik yapıyorum. Lekem yok. Demokrasi, insan hakları, hukuk konusunda bir falsom yok. Dün ortaya çıkmış, ne olduğu belirsiz adamların karşısında demokrasiye nasıl bağlı olduğumu anlatmak zorunda kalıyorum. Neden böyle bir şey yapayım ki? GAZETE5- O zaman sizi “öfkelendiren” şey bu…
Can Ataklı ile Ankara'nın dondurucu soğuğunda bir terasta sohbet ettik... Serde "tiryakilik" var tabii... "Şallarımızı çıkarmayalım" önerisi ise Ataklı'dan geldi... C. ATAKLI- Son günlerde özellikle bu dinci ve yandaş medyanın benim hakkımda yaptığı propaganda bu aslında. “Aman dikkat Can Ataklı çok öfkelidir” diyorlar. Siz bile benim öfkeli olduğumu söylediniz. Neden? Çünkü, basit saldırılar, basit tanımlamalar zihinlerde çok çabuk yer ediniyor. Adeta üzerinize saplanıyor. Beni hiç tanımayan bir insan, bir programda yüksek sesle konuştuğuma tanık olsa, aklında bu izlenim kalır. Ama benim için kalkıp birileri ‘Bu adam çok akıllı, tezleri müthiş, ağzından bal damlıyor’ dese bunu üzerime yapıştıramaz. Bunun için bir mesai harcaması lazım. Ama daha basit ve karalayıcı ifadeler çok daha çabuk yapışır. İşte bunu uyguluyorlar. Ben bunun kurbanı oldum. Benim de hatam vardır belki. Bile bile yaptım bunu. İşin kötü tarafı o. Yapılmak istenen şeyin farkındayım. İŞ BİNDİĞİM ARABAYA KADAR GELDİ. BUNA HAZIRLIKLI DEĞİLİM GAZETE5- Ahmet Tezcan’la yaptığınız son Haberanaliz programında da bu oyuna mı geldiniz? C. ATAKLI- Düşük bazlı taktiklerle uğraşmak zordur. Eliniz kolunuz bağlanır, hiçbir şey yapamazsınız. O programda her şey bitti, iş benim bindiğim arabaya geldi. Hiç aklıma gelmezdi böyle bir şey. Oraya kadar hazırlıklı değildim. Dolayısıyla kendimi önceden ayarlayamamıştım bu düzeyde bir tartışmaya. Eski patronum (Cem Uzan), şimdiki patronum ile ilgili tahrik edici sözler, genel yayın müdürü ile ilgili bir takım iddialar ortaya getirildi. Bu tür bir tartışmanın cevabı yoktur ki... Doğal olarak yükseliyorsun. Birçok programda ne tartışmalar yaşandı. Kürt sorunu, türban, anayasa referandum sonuçları konuşuldu. Karşımda, Taraf, Zaman yazarları vardı. Ancak tartışmalar hep medeni bir şekilde yapılır sonlandırılırdı. Ama iş senin arabana, senin eski patronuna gelirse baş edemezsin bu tür tartışmayla. Zaten ağzını da açmaman gerekir. Ama insani tarafın ağır basıyor. Olay bu. Diyorum ki hiçbir şeye karşı çıkma bırak. O da olmuyor. Taktikler müthiş. Ortaya bilgi, fikir konmuyor. Kurnazlıklarla baş etmek zorunda kalıyorsunuz. Çok aklı başında, çok sağduyulu insanlar bile kurnazlıklar karşısında tuzağa düşebilir. Daha dikkatli olacağım diyorum. Ama nereye kadar? Bu sonuçta bana bir derstir. Gerçi çok faydası oldu mu bilmem. GAZETE5- Siz bir de Taraf Yazarı Rasim Ozan Kütahyalı ile Beyaz TV’de program yapıyorsunuz. Ahmet Tezcan ve Kütahyalı… Başka dünyaların insanı değil misiniz siz? Neden bu kadar ‘aykırı’ isimleri seçiyorsunuz program partneri olarak? C. ATAKLI- Her iki isimle de program yaptık. Bunlar profesyonel işlerdi. Sonuçta, beraber program yapacağınız ismi siz seçmiyorsunuz. Kaldı ki benim kavgalı olduğum, husumet içinde olduğum kimse yok medyada. Kimseye düşmanlık beslemedim. Bana saldıranlar, beni hayatında görmemiş adamlardır. Çok yetenekli birkaç arkadaş var mesela. Beni hiç tanımadan, karakter tahlilimi yapıyor. Özellikle internet medyasında sıkça rastlıyorum. Bu işin bir sorumluluğu, müeyyidesi yok. GAZETE5- Türkiye’deki medyaya, aslında ‘gazetecilere’ yönelik bir takım sert eleştirileriniz var. Örneğin bir programda ‘Artık gerçek gazetecilerle tartışmak istiyorum’ dediğinizi hatırlıyorum. Kimlerden rahatsız oluyorsunuz? C. ATAKLI- Evet hatırlıyorum o programı. Karşımdaki kişi Mehmet Metiner’di. Bu arkadaşların bir niteliği var. Az önce de söylediğim gibi. Tartışmaların seviyesini düşürmek ve kamuoyunu ilgilendiren bir konuyu ‘bambaşka’ bir mecraya sürüklemek gibi bir yetenekleri var. Burada, özellikle yandaş dediğimiz medyayı kastediyorum... Yaptıkları işi çok yürekten yapıyorlar. Ben bir konuda düşüncelerimi söylerken, karşıma çıkıp mesela “Cem Uzan” diyor adam. BİRİLERİ GAZETECİLERE NİZAM VERMEYE KALKIŞIYOR GAZETE5- Sürekli karşınıza çıkıyor bu isim doğru… C. ATAKLI- Bunu anlamak mümkün değil. 35 yıllık meslek hayatımın sadece bir yılında var. Üzerinden tam 10 yıl geçmiş. Ben sadece Cem Uzan’ın battığı gün oradaydım. Uzan da Uzan… Neymiş efendim ‘O’nun yanında çok para kazanmışım’… Kimin ne kazandığı beni ilgilendirmez. İşte o zaman öfkeleniyorum. ‘Sen gazeteci değilsin kardeşim’ diyorum. O tartışmada, moderatöre kızdım. Gazeteci olmayanları, gazeteci gibi karşımıza çıkarıyorlar. Onlar da bize nizam vermeye çalışıyorlar. GAZETE5- Nasıl yapıyorlar bunu? C. ATAKLI- Mesela Prof. Dr. Eser Karakaş aynı şeyi yaptı geçenlerde. Gazetecilikle hiç alakası olmayan bir adam. Bir kontenjandan yazı yazıyor. Bilim adamıdır, akademisyendir. Dolayısıyla fikirlerinden yararlanılıyor. Ancak iş nizam vermeye gelince başkalaşıyor. Diyor ki ‘Darbeye yeşil ışık yakan adam gazetecilik yapamaz.’ Şimdi senin bunu söylemeye hakkın yok. Gazetede yazıyor olması gazeteci olduğu anlamına gelmez. GAZETE5- Ama buna kimseden ses çıkmıyor. Karakaş’ı eleştiren bir köşe yazarı ya da gazeteci görmedim. C. ATAKLI- Gazeteciler artık bir şekilde kendilerini göstermeli. İlkelerimizi kendimiz koymalıyız. Ortak bir takım işler yapabilmeli, tavır koyabilmeliyiz. Gazetecilik, herkesin istediği gibi şamar atabileceği, herkesin aşağılayacağı, adam karalama, iftira atmada herkesin kullanabileceği bir meslek değildir. Bunu yapanlara bakıyorum. Ya çok yeni başlamışlar, ya da gazeteci değiller. Bir şekilde entegre olmuşlar. Biz onların içinde olmamalıyız. Tepkimin nedeni işte bu. Bana bir şey soruluyor. Ben konuşurken, aradan aykırı bir ses çıkıyor ve tartışmanın yönünü değiştirmeye çalışıyor. Ben de “Yeter artık” dedim ve tavır gösterdim. ADAM BANA 'SEN NİYE HALKTAN NEFRET EDİYORSUN' DİYOR... GAZETE5- Bu taktik sadece size mi yapılıyor yoksa ‘yandaş’ medyanın tarzı mı bu? Ne dersiniz? C. ATAKLI- Türkiye’de bazı konularda artık karşıt görüşlere olanak tanınmamaya başlandı. Mesela, Kürt sorunu ya da türban sorunu denildiğinde… Yüksek yargı konusunda bir şeyler söylemeye kalktığınızda, karşınıza bir koro çıkıyor. Yandaş medya dediğimiz koro... Maskeli liberal faşist dediklerim işte bunlar. Kesinlikle doğru olmayan yöntemlerle, ortamı terörize ederek sizi bastırmaya çalışıyorlar. Türbandan ve laiklikten bahsetmeye kalktığınızda, “Sen kadın haklarına karşısın, özgürlük düşmanısın, inanç düşmanısın, Müslümanlara düşmansın” diyor adam… Geçtiğimiz programda, Rasim Ozan Kütahyalı “Sen niye halktan nefret ediyorsun?” diye bir soru sordu bana. Ben de ona “Sen niye vatan hainiysen ondan” diye yanıt verdim. O zaman anlaşılıyor ne demek istediğim. Böyle bir soru olabilir mi? Adam kalkıp bana “Türklere olan düşmanlığın nereden kaynaklanıyor?” diyor. Soruyu böyle sorarsan kavga çıkar tabii. Bunu bilerek ve isteyerek yapıyorlar. GAZETE5- Bu bilinçli olarak yapılıyor yani… C. ATAKLI- Kesinlikle bilinçli bir sistem. Bu Hitler Almanya’sının Nazi propagandasıdır. Türkiye’de şu anda uygulanan bu. Kamuoyunu istedikleri gibi yönlendiriyorlar. Birtakım sersemler bunun farkında değil, onlar da bunları taklit ediyor. Ortaya bir tartışma konusu atılıyor. Bir anda herkes onun etrafında toplanıyor. GAZETE5- Başörtüsü meselesindeki gibi mi? C. ATAKLI- YÖK Başkanı’nın yaptığı şey evet… Tam herkes umutlanmış… CHP konuya gayet hoşgörülü bir biçimde dahil olmuş… Galiba biz bunu bir hafta içinde çözeceğiz diyorsunuz. Sonra biri ortaya çıkıp bir şey söylüyor. Herkes yine tartışmaya başlıyor. Tansiyon yükseliyor. Şu anda yasalar çiğneniyor mesela. Anayasa çiğneniyor. Rektörler, güvenlik görevlileri, dekanlar, derse giren öğretmenler suç işliyor. Ama biz gözümüzü kapatıyoruz. Bu konu, iki ay sonra yeniden patlayacak. İki ay sonra bir öğretmen bir öğrencisine “çık dışarı” diyecek. Vay sen bunu nasıl yaparsın diye yeniden başlayacak her şey. Çünkü Türkiye’de bazı tartışmaların bitmesi istenmiyor. Türban, Kürt sorunu, PKK gibi… GAZETE5- Kim istemiyor bunun bitmesini? C. ATAKLI- Rant yiyen kesimler. Birileri bu rant nedeniyle iktidarda. Dolayısıyla hiçbirini çözmüyor. Çözmek istemiyor. Çözmek istese YÖK Başkanı’na bu hareket yaptırılır mı? Adam türban için yazı yazıyor. Sonra “Ben onu türban için yazmadım. Şapka için yazdım” diyor. Madem bunu yapıyorsun, bari arkasında dur. Niye yapıyorsun bunu? Ben bunu söyleyince öfkeli oluyorum. İsyan ediyorum. Dur be kardeşim. Adam ‘çözüyoruz’ dedi işte. Sen niye çıktın ortaya konuştun? Herkes kendi kafasından konuşuyor şimdi. Dini, gelenekleri, ritüelleri, Türkiye’deki yasaları, olayın geçmişini bilmeyen bacak kadar çocuklar ekranlara çıkıp car car konuşuyor. Tansiyon yükseliyor. Birileri de bununla iktidarda kalıyor.Buna kimsenin hakkı yok. GAZETE5- Kürt sorunu ve PKK için de aynı tespiti yaptınız. Bu sorunun da çözümünü istemeyen aynı kesimler mi? C. ATAKLI- Elbette. Oradan da rant yiyen büyük bir kesim var. Güneydoğu sorununu ben çözerim diyerek iktidara talip olan bir siyasi parti var. Bu kadar zamandır iktidardasın, Kürt sorununu niye çözmedin? Halkın ne derdi vardı? Benim Kürtlerle ne sorunum var? Kürtçe konuşma mı diyorum? Hayır. Bunu diyen devletti. Sen artık devletsin. Kaldır bunu ortadan. Halkı niye ortak ediyorsun? Halk sanki buna karşı çıkıyormuş gibi bir izlenim var ortada. Kendini Türk hissedenler Kürtlerden nefret ediyormuş gibi bir hava yaratıldı. Halkın böyle bir derdi yok ki. Devlet olarak senin görevin, vatandaşının bir sorunu varsa onu çözmektir. GAZETE5- Şimdi yapıyorlar. BDP’lilerle Hükümet ve hatta Öcalan arasında müzakereler devam ediyor. C. ATAKLI- Evet. Şimdi kalkmış talebin ne diye soruyor… Böyle bir şey olmaz. Bu da bir ayrımcılıktır. Burası üniter bir devlet. Hepimiz biriz. ABD’de devlet, o ülkenin vatandaşı olan İspanyollara, Çinlilere ‘derdiniz ne’ diye soruyor mu? Hayır. İnsanların vatandaşlık haklarını kullanmalarına engel çıkıyorsa onu kaldırıyor ortadan. Ama Türkiye patinaj yapıyor. Türkiye’nin yarısı bu işten para kazanıyor. Memur maaşları orada iki katı. Hırsızlık, rant, kaçakçılık var. Kimse bu sorunun bitmesini istemiyor. ONLAR LİBERAL VE DEMOKRAT DEĞİL, SAHTEKAR! GAZETE5- Demokratik açılım işe yaramayacak mı sizce? C. ATAKLI- Ben bu demokratik açılımı savunanlara şöyle soruyorum. “Hadi sorun bitti diyelim. Bana bir Türkiye manzarası çiz!” Kimse bir manzara çizemiyor. Demokratik açılım denilen şey nedir? Talepler nedir? Bunu soruyorum. Adam bana ‘demokrasi düşmanısın’ diyor. Ama kendisi demokratmış. Liberal ve demokrat! Değil. Hepsi sahtekar. GAZETE5- Neden sahtekar olduklarını düşünüyorsunuz? C. ATAKLI- Kardeşim sen şuna karşı çıkabiliyor musun? Türkiye’de insanlar sorgusuz sualsiz içeri atılıyor. Telefon dinlemeleri, bant çekimleri, montajlarla insanların hayatı karartılıyor. Buna karşı çıkabiliyor musun? Susup kalıyorsun. Neden? Madem demokratsın. Liberalsin. Neden karşı çıkamıyorsun? Bir polis müdürü kitap yazdı, hepsinin kimyası bozuldu. Vicdan diyorlar, mantık diyorlar. Neredeydiniz bugüne kadar? Hepsi görüşlerini kiraya vermiş. Bir yerlere paralize olmuş. Türban sorununu tartışırken, dillerinden düşürmüyorlar. ‘Türbanlı, örtülü kardeşlerimiz’ diyorlar. Yalan, riya!.. Lafa geldiler mi hepsi çok demokrat... GAZETE5- İktidardan mı çekiniyorlar yoksa onlar da mı rant peşinde? C. ATAKLI- Bir kere şunu ortaya koymak lazım. Medyanın tamamı iktidara endeksli. İktidarın eline geçmiş durumda. Arada, meslek namusu taşıyan, biraz şerefi olan kişiler direnmeye çalışıyor. Ama işte bu kadar. Bakın bütün televizyonlara… Hepsi baştan aşağı Kürtçülük yapıyor. 20 diziden 18 tanesi Güneydoğu temalı, feodalizmi öven yapımlar. Buna sesini çıkaran yok. Ama şimdi Kurtlar Vadisi’ne ateş püskürüyor. Niye? Bütün televizyonlarda din ya da Kürtçülük propagandası yapılırken neden ses çıkmıyor? Neymiş efendim? Can Ataklı çok öfkeliymiş… Neden? Cumhuriyet’e, Atatürk’ün ilkelerine bağlı olduğum için mi öfkeliyim? Sen bütün bunları reddedeceksin. Cumhuriyet değerlerine Atatürk’e her gün küfredeceksin. ‘Yeni Türkiye’ diyeceksin. ‘Yeni Türkiye’de laiklik yok’ deyip laikliği ayaklar altına alacaksın. Cehaleti, seviyesizliği yükselen değer haline getireceksin. Bunun arkasına sığınıp rant kazanacaksın. Kendin Paris sokaklarında şampanya içerken, Türkiye’de ne oluyor diye dönüp bakmayacaksın ve sen demokrat olacaksın. Can Ataklı ise ‘öfkeli’ olacak. Bunun bir mantığı var mı? GAZETE5- Bu kadar net ve sert muhalefet yapıyorsunuz. Korkmuyor musunuz? Örneğin başınıza Bekir Coşkun’un yaşadığına benzer bir olay gelme olasılığı yok mu? C. ATAKLI- Bugün aklı başında gazetecilik yapan, buradan para kazanan herkes biliyor ki çok ağır bir baskı altında. Kimse ağzını açamıyor. Ben konuşuyorum. Arada birkaç kişi çıkıyor. Yarın da biri benimle konuşmazsa, yazdırmazsa, röportaj yapmazsa ben de konuşamam. Söyleyemem. Üç beş kişinin bugün söylüyor olması genel kuralı değiştirmiyor. Türkiye’de artık muhalif tavır koyamıyorsun. Çünkü terör var. Muhalefet partisi ağzını açtığı an koro halinde saldırıyorlar. Kutuplaşma var diyorlar. Yok kutuplaşma falan. Şimdi ikiye bölünme var. Kutuplaşma başka bir şey. Bendensin ya da değilsin olayı var. Her yerde bu böyle. Devlet daireleri, iş dünyası, medya böyle dizayn ediliyor. Şimdi asker de öyle dizayn edilecek. TEHDİT EDİLİYORUM DİYEN YALAN SÖYLÜYORDUR GAZETE5- Şimdi çok ilgisiz bir soru olacak ama merakımı mazur görün lütfen. Hiç tehdit alıyor musunuz? C. ATAKLI- Ben hayatımda hiç tehdit almadım. Tehdit edildiğini söyleyene de inanmam. Yalan söylüyor. Kimse kimseyi tehdit etmiyor. “Ben çok tehdit alıyorum!” Yok böyle bir şey. Yalan söylemesin. Biri telefon açıyor, “Sen nasıl bir adamsın? Nefret ediyorum senden” diyor. Buna tehdit diyorlar. Tehdit başka bir şey. Tehdit ettiler mi götürüyorlar. Hoşlarına gidiyor polisle gezmek, koruma altına alınmak. Beni kimse tehdit etmiyor. Önemsemiyorlar demek ki. Gayet rahatım ben. O çok tehdit edilen gazeteci arkadaşlar… ‘tehdit ediliyorum’ diyerek kendilerini mühim hale getirmeye çalışmasın Allah aşkına… Niye tehdit edilesin ki sen? Şimdilik kiralanmış bir adamsın. Kontratın bitti mi sen de bitersin. GAZETE5- Herkes telefonlarının dinlenmesinden korkuyor. Var mı peki sizde böyle bir endişe? C. ATAKLI- Telefonlarım dinleniyor mu bilmem. Ama herhangi bir endişem yok. Burada ne konuşuyorsam, telefonda da onu konuşuyorum. Burada küfürlü konuşmam belki telefonda küfür ederim. Telefonda beni dinleyen kafayı yer. Bir şey çıkaramaz ki. Akşam televizyonda ne söylüyorsa onu konuşuyor diyecek. Benim bir bağlantım yok. Mesleki örgütüm bile yok. Bağımsız bir adamım. Bir takım görüşmeler yapmak, ittifak yapmak gibi bir olayım yok. Dolayısıyla o Ergenekon adı verilen davada içeri alınmış kişilerle kendi aramda bir ilişki görmüyorum. Zaten Ergenekon’un da saçma bir şey olduğunu düşünüyorum. Ergenekon diye bir örgüt yok. İçinde belli suçlara bulaşmış olanlar olabilir. Ergenekon sanıklarından bir tanesini bile tanımıyorum. Mustafa Balbay’ı, Tuncay Özkan’ı, o paşaların hiçbirini tanımıyorum. Hiçbiriyle konuşmadım. Bugün Türkiye’de delil kabul edilmeyen bir usulle insanlar karalanıyor. Herkes başka türlü mahkum ediliyor. Yok ediliyor. Vicdanlarda yok ediliyor. Bir sürü arkadaşımız böyle yok edildi. Bazıları hırsızlıkla, kadın olaylarıyla, skandallarla gündeme geliyor hiçbir şey olmuyor onlara. Ama Ergenekon’da adı geçiyor meslek hayatı bitiyor. Başbakan’ın bir adamıyla tartışıyor, kazancı yok oluyor mesela. Velhasıl Türkiye’ye iyiye gitmiyor. GAZETE5- Hazır söz davalara gelmişken bir de Hanefi Avcı furyasını sormak isterim. Bazı gazetecileri panik havası sarmış görünüyor. Avcı’nın evinden çıkan kasetlerle ilgili söylentiler rahatsız etti sanki, C. ATAKLI- Hanefi Avcı yüzünden birbirlerine düştüler. Cemaati, siyasetçisi, gazetecisi… Bu insanlar Avcı’yı sanki önceden hiç tanımıyormuş gibi… Bir dönem O’na toz kondurmuyorlardı. Niye? Çünkü beş vakit namazında bir adamdı. Ama adam bir gün çıktı ve “Burada büyük bir hırsızlık, uğursuzluk ve ahlaksızlık var” dedi. Sen misin bunu söyleyen? Vay efendim bunun sevgilisi var, terör örgütüne üye olmuş, evinde kasetler var... Kıyamet koptu. İstihbaratçı kardeşim adam. Tabii ki evinde kasetler olacak. Hiçbir şeyi beni şaşırtmaz. Çünkü biz o ilişkileri bilemeyiz. Uyuşturucu kaçakçısı, adamın arkadaşı gibidir. Bir tane adamı kullanır, gider büyük bir operasyon yapar, tonlarca uyuşturucu yakalatır. İstihbaratçının çalışma yöntemlerini hiç mi duymadınız? Hanefi Avcı sol bir örgütle de ilişki kuruyordur. Bütün bunları yok sayıp adamı “Meğer sol örgüttenmiş” diye itham etmeye başladılar. MİLLET HABUR'A TEPKİ GÖSTERİR SANMIŞTIM. YANILMIŞIM... GAZETE5- Biraz da siyasetten konuşalım mı? Hemen aklıma gelen şey, referandum tahmininiz oluyor. Siz ezici bir farkla “Hayır” çıkacağını düşünüyordunuz. Neden yanıldınız? C. ATAKLI- Beni MHP ve Orta Anadolu yanılttı. Ben Habur’dan o girişin halkı kızdırdığını sanmıştım. Kızdırmamış meğer. PKK’lı teröristler, üniformayla geldiler, karşılandılar. Ben tepki gösterilir sanıyordum. Göstermediler. Ortada bir değer kalmadı demek ki… GAZETE5- Referandum sonucuyla bu kadar vahim bir yargıya varmak haksızlık değil mi? C. ATAKLI- İddia ediyorum, bugün Apo’yu serbest bıraksınlar. Hiçbir şey olmaz. Üç beş kişi Kızılay’da, üç beş kişi de Dolmabahçe’de yürür. O kadar... Milli değerleri bitirdik çünkü. Cumhuriyet Bayramı’nda, İstanbul’un fetih yıldönümünde televizyon izlerken kendisiyle röportaj yapılan vatandaşları görüyorum. “Ne yapayım kardeşim fethin yıldönümüyse. Ben trafiğin derdindeyim” diyor… Burada durup düşünüyorum. O günle ilgili akılda kalan şey bu… Ben bunun özellikle yapıldığını düşünüyorum. Ulusal bayramlarda bir adam kiralanıyor. Atatürk hakkında ağzına ne geldiyse söyletiliyor. Efendim içkiciydi, sigara içiyordu, kadınlara düşkündü... Bunlar konuşuluyor artık. Türkiye’nin değerleri espri konusu bile oldu. Çocukların elinden Atatürk’ü aldılar. Bazen birileri çıkıp “Çakıl taşı bile alamazlar” diye bağırıyor. Bana göre, bu ülkenin yarısını verseler yine bir şey olmaz. Buna hazırladılar çünkü toplumu. Bir tarafı bezdirdiler. “Ver gitsin” diyorlar. “Benim elektriğimi bedava kullanıyor, kaynaklarımı kullanıyor, bir de çocuğumu öldürüyor” diyorlar. Sistem bu hale getirdi insanları. Üç beş kişi öfkelenip kendi arasında konuşuyor. ‘Bir karış toprak vermeyiz’ diyor. Kimse tatlı su kahramanlığı yapmasın. GAZETE5- MHP seçmeni sizi nasıl yanılttı? CHP’de aynı şeyi yaşamadınız mı? C. ATAKLI- MHP seçmeni meğer olduğu gibi AKP’ye kaymış. MHP de bence bunu fark ediyor. Onlar da panikte. Çünkü dini değerler, milli değerlerin üzerine çıktı. Daha doğrusu ikisini çakıştırdılar. GAZETE5- Nasıl oldu bu? C. ATAKLI- Bu millete ‘Hz. Muhammed mi Atatürk mü’ diye bir soru yöneltirsen, benim halkım Hz. Muhammed der elbette. Cumhuriyet Bayramı mı kadir gecesi mi? Diye sorarsan Kadir Gecesi der… Yapılan karşılaştırma bu… Bunu yapan insanlar kendilerine demokrat diyorlar… İnanç sistemiyle bilimin, düşüncenin aynı potaya konması ve bunun bir demokrasi olarak algılanması mümkün mü? İnanç inançtır. Demokrasi içinde inanç özgürlüğü vardır. İnançlar, demokrasinin aslı değildir. Demokrasinin aslı, düşünce özgürlüğü, laiklik, çağdaşlık ve eşitliktir. Herkes istediği gibi inancını yaşar. Ama devletin kuralları vardır. Tüm dünyada bu böyledir. Devlet işinde dini bir kuralın uygulanması hiçbir ülkede düşünülemez. Çünkü devletler çok dinli olabilir. Sen Türkiye’de bunu yapmaya kalkışıyorsan, o zaman şeriat devleti istiyorsun demektir. Ama ‘Onu da istemiyorum’ diyor. Öyle sahtekar ki demokratlarımız, bütün bunları yaparken “Biz Atatürkçüyüz” demekten de geri kalmıyor. Değilsin ama. GAZETE5- CHP’nin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? C. ATAKLI- CHP’de Önder Sav’ın gitmesi gerektiğini düşünüyorum. Artık bırakıp ağabeylik yapması gerekiyor. Bunu defalarca yazdım ama CHP yönetiminden kimsenin haberi yok bundan. Kimse de beni aramadı çok ilginçtir… GAZETE5- Neden acaba? C. ATAKLI- Okumuyorlar çünkü. Beni halk okur. Seven okur. Sadece benimle ilgili bir durum değil bu. Bütün köşe yazarları öyle. “Aman efendim ben çok okunuyorum” diye ortalıkta dolaşmasın hiç kimse. Adam beş kere Deniz Baykal’ı aramış. Sonra Deniz Baykal ona dönmüş. “Baykal beni aradı” diye yazıyor köşesinde… Böyle bir durum var ortada. GAZETE5- Yine CHP’ye dönecek olursak. Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü ile ilgili sözlerini olumlu bulduğunuzu anlıyorum sözlerinizden. Yanılıyor muyum? C. ATAKLI- Olumlu buldum. Çünkü türban konusunda artık halkın beyni yıkanmış durumda. Sen bu aşamadan sonra kadın özgürlüğü, kişisel haklar ekseninde tartışan insanlara kendini anlatamazsın. Kendisini laik, Atatürkçü kesimde gören bir takım insanlar, kötü niyetli olmasalar da biraz cehaletin etkisiyle, biraz da halkın dilini kullanamadıkları için konuyu bu duruma getirdi. Türban artık Müslümanların simgesi. Halkın geniş bir kesimi, daha doğrusu yüzde 58’i, türbanı dinin emri ve kuralı, mutlaka uyulması gereken bir şey gibi görüyor. Bunların içine sızmış bir takım liberaller de konuyu “demokrasi ve özgürlük” ekseninde sıcak tutmaya çalışıyor. O zaman direnmeyeceksin. Direndikçe, arkası gelir çünkü. Bugün birileri çıkıp Bülent Ecevit’in Meclis’te yaptığı bir müdahaleyi, “tarihe geçen kara leke” olarak tanımlayabiliyor. Kendine liberal aydın diyen biri, “Türkiye’de en büyük haksızlık Merve Kavakçı’ya yapıldı” diyor. Merve Kavakçı dediğiniz şahıs kim? Bir Amerikan vatandaşı. Türkiye aleyhine çalıştığı belli olan biri için söylüyorsunuz bunu. Dolayısıyla türban konusunda algılama artık bu hale gelmiş. GAZETE5- Rejime yönelik bir endişeniz var mı?
C. ATAKLI- Yerleşik düzenler, rejimler daima eleştirilir. Bir çok hataları vardır. Ben temel ilkeleri savunuyorum. Cumhuriyet’in temel ilkelerini, Atatürk’ün ilkelerini savunuyorum. Bunları da 1930 kafasıyla değil, çağının ilerisine bakan görüşler olarak değerlendiriyorum. Atatürk 1923’te 43’ü görerek bir şeyler söylemişse, ben bugün 2010’da 2100’ü görerek aynı mantıkla bir şeyler söyleyebilelim istiyorum. Benim derdim o. Kadınları kapatalım, onları çalıştırmayalım, üniversitede okutalım ama evlerinde oturtup üç çocuk doğurtalım derseniz, bunun adı çağdaşlık değildir. İlericilik değildir. İnsanları din kurallarına uyarak yaşatmaya ve dilediğiniz gibi yönetmeye yönelik bir anlayış gericidir. Ortaçağ zihniyetidir. Halkı belli bir kalıp içinde tutup, sen düşünemezsin demek çağdaşlık değildir. ADAM TEK TİP BİR TOPLUM İSTİYOR GAZETE5- Bugün yapılmak istenen şey bu mu? C. ATAKLI- ‘Yüzde 42’yi anlamaya çalışıyoruz’ diyen bir iktidar var. Niye söylüyor bunu? Tek tip yapmak istiyor çünkü toplumu. Ortada demokrasi, siyaset ya da hukuk yok. Ortada sadece din var. Ülkeyi bu şekilde yönetmek isteyenler var. Onlara yandaşlık yapan kiralık adamlar var. Herkes aynı fikirde olsun istiyorlar. Aynı fikirde olsun ama demokrat ve liberal olsun! Oysa demokrasi çok yönlülüktür. Ama liberal dangalakların aklı bunu almıyor. Çünkü kafalar liberal değil, faşist. Onun derdi sistemle değil, kişilerle. ‘Atatürk şunu yapmışsa, ben de bunu yapacağım’ diyor. Demokrasi, hukuk diyor ama hissetmiyor. Bunu anlatamıyorsun. Halk goygoyculuğuyla beyinler öyle bir yıkanmış durumda ki… Halbuki bu liberal demokrat türler, halkı aşağılarlar, hor görürler. Halkım ise onu görmez. Çünkü onlar gösteri yapıp köşelerine çekilirler. Demokrasiden, insan haklarından, özgürlüklerden bahsedip, Paris’te şampanya yudumlamaya giderler. Bunlar böyle bir tür. Egemen oldular Türkiye’de. Bu böyle gitmeyecek ama… İran’da da böyle dangalaklar vardı. GAZETE5- İran örneğini neden verdiniz? C. ATAKLI- İran’da da Humeyni’yi iktidara alkış kıyametle getiren bir kesim vardı. Zaferden bir yıl sonra bir de baktılar ki hepsi asılmaya götürülüyor. Türkiye’de elbette böyle bir durum yok. İdam da yok zaten. Anlatmak istediğim şey sistemin yanlışlığı… Bu sistemler, kiraladıkları adamları kullanır bir kenara atarlar. Bir sürü örneği var. Bir zamanlar yere göğe sığdıramadıkları sesler vardı. Şimdi hepsi tu kaka oldu. Birileri referandumda ‘hayır’ diyeceğini söyledi. Bir anda saldırılara hedef haline geldi. Bir zamanlar onlar vardı. Artık yoklar… İşte sistem böyle kullanıp atıyor insanları. GAZETE5- Bu dönemde cemaate yakın olmak bir gazeteci için avantaj mı? Örneğin dört gazeteci geçenlerde Pensilyvania’ya gidip Fethullah Gülen ile görüştüler. Bu bir statü kazandırıyor mu gazetecilere? C. ATAKLI- Gülen ile ben de görüştüm iki kez. Biz grup olarak gittik. 5-6 kişi. Uzun süredir kimseyle görüşmüyor diye gitti arkadaşlar herhalde. Bazen gizemli adamlar olur. Gitmek, görüşmek önemlidir. Arkadaşlar heyecanla anlatıyor şimdi. Olabilir. Ben bunu gazetecilik olarak değerlendiriyorum. Oraya kimin parasıyla gittikleri sorgulanıyor. Bunlar bana mantıksız geliyor. Ben de giderdim. Ama ben kendisinden bir fotoğraf çekimi ya da ses kaydı isterdim. Bir kişiyle buluşuyorsa anlarım. Saygı duyarım. Ama dört kişi olunca, bir tür basın bilgilendirmesidir bu. Bir kayıt olmalıydı. Şimdi Cüneyt Özdemir geldi ve Gülen’in “Mavi Marmara’da ölenlere şehit denemez” dediğini söyledi. Ama bunun kaydı yok. Çok severim başarılı bir gazetecidir Cüneyt Özdemir. Ama zorda kaldı şimdi. Dedi mi demedi mi? Zora düşüyorsun. Bunlar kritik konular. Bunu yazacak. En azından bunun teklif edilmesi gerekirdi. İstememiş. Belki daha gizemli kalmak cazip geliyor. Türkiye’de bana göre Gülen’in Türkiye’de abartılan bir gücü var. Biz konuştukça, toplumda psikolojik baskı haline geliyor. Bunun adı ‘Adamlar her yerde’ oluyor… Siyasetin sosyal yaşamın önemli açmazlarından biri bu. GAZETE5- İyi bir internet kullanıcısı mısınız? İnternet medyasıyla aranız nasıl? C. ATAKLI- İnternet medyasını büyük keyif alarak izliyorum. Ancak bana göre internet özgürlüğü, başına buyrukluk anlamına gelmemeli. Hep savunduğum bir şey var. Ben kanımla, canımla herkesin önüne çıkar fikrimi söylerim. Çok öfkelenenler olabilir. Onların içinden biri bana olan tepkisini, eleştirisini, adını vermeden ve geri dönüşü olmayan bir sistemle verirse bu fikir özgürlüğü olmaz. O zaman ben de perde arkasından yapayım. GAZETE5- İnternet sitelerindeki yorumları mı kastediyorsunuz? C. ATAKLI- Örneğin, ekşi sözlük diye abuk sabuk bir şey var. Kiminin fiziğiyle, kiminin geçmişiyle, ailesiyle, malıyla, canının istediği gibi dalga geçiyor. Benimle ilgili “Türkçesi olmayan, ne dediği anlaşılmayan, kendini televizyoncu zanneden zavallı biri” yazmış birileri. Kendini akıllı sanıyor bu insanlar. Ama bana göre sahtekardır bu insanlar. Kardeşim ayıp değil mi? Hiç olmazsa benim karşıma geçip söyle içindekileri. Bak ben uluorta herkesin yüzüne bakarak söylüyorum. Sen kim oluyorsun da başka insanların birbirine ağır hakaretler yağdırmasını sağlayacak bir ortam sağlıyorsun? Çok zeki olduğunu mu düşünüyorsun? Bana göre bu insan liberal bir dangalaktan başka bir şey değil. Bu işten para kazanan bir ahlaksız. Bir lağım çukuru açıyor, başına geçip gülüyor. Ama bir gün içinde boğulur... Birilerine küfür etme mekanı yaratma özgürlüğün varsa, adını koyabilmelisin oraya. Ben de yazabilmeliyim seninle ilgili aklıma geleni. Doğru olması gerekmiyor. Özgür değil miyiz? İşte ben bunun özgürlük olduğunu düşünmüyorum. İnsanlar çok farklı şeylerden hoşlanabilir. O sapıklıkları savunmak özgürlük olabilir mi? İnsanlar, internet ortamında, normal şartlarda söyleyemeyeceklerini bir duvarın arkasından söyleyebiliyorlar. Doğru bulmuyorum. GAZETE5- Teşekkür ederiz.
|
Köşe Yazarları
Haber AraEn Çok Okunanlar
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||