HASTA BİR TÜRKİYE
Geçen AB li bir general ile konuşuyorum, eski pilot hala uçaklara hayran. Siz Türkler diyor çok büyük ve derin bir uygarlığa sahipsiniz, tarihte iz bırakmış bir ulussunuz, ben sizinle konuşurken dahi bu gururun izlerini görebiliyorum. Jean Paul ROUX nun sözleri geliyor aklıma, "Tarihlerinin hiç bir döneminde Türkler aynı yerde aynı siyasal erk altında bir araya gelmemişlerdir, en büyük Türk imparatorlukları bile Türklerin çoğunlukta olmadıkları imparatorluklardır. Bugünden önce tarihte gerçek bir Türk devleti, yani Türkler tarafından kurulmuş,Türkler tarafından yönetilmiş ve kendilerine Türk diyen bir devlet yoktur. Tek istisna Türkiye Cumhuriyeti dir ve bu Türk Cumhuriyetinde çok ciddi bir milliyetçilik vardır"
Jean Paul ROUX bu satırları yazarken Sovyet ekonomik, siyasi ve kültürel emperyalizmi altındaki diğer Türk Cumhuriyetleri bağımsız değillerdi. Bugün dünyanın dört bir tarafındaki Türkofon devletler ve nüfus AB yi ve ABD yi korkutmaktadır. Öyleyse bu aslanı öldürmek veya yaralamak, bilemedin bir kafese tıkmak gerekiyor. En büyük sorun 19. yy dan miras, artık emperyalizm tarafından çağdışı görülmek istenen milliyetçilik. Öyle ya EMPERYALİST FAŞİZM aynı cemaatler ve tarikatlar gibi, bireyin daha çok bir teba olmasını ve istenildiği gibi yönlendirilmesini ister. Yani Türkiye Cumhuriyeti nin Türk vatandaşı değil onların tebası olacaksın. Suyun başında Türkiye Cumhuriyeti değil onlar olacaklar.
Bugüne kadar ve özellikle son 30 yılda Türkiye yi ziyaret eden turistlerden neler dinledik? Türkler çok sıcak, cana yakın, misafirperver, yaşamayı bilen insanlardır...Peki bugün ? Bırakın turistleri yurtiçinde ve yurtdışında yaşayan yakınlarımızın söyledikleri neler? İnsanlar politik olarak uysal (korkutulmuş) fakat toplumsal açıdan saldırgan hale geldiler. Varolma çabası içinde etik olmayan her türlü davranışa evet dediler. Sinirli, huzursuz, hasta bir toplum yaratıldı ve bunun faturası çok ama çok ağır olacak. Bu oluşumun sorumlusu son yıllarda Türkiye de uygulanan pişmiş kelle politikasıdır, bu pişmiş kelle politikası binlerce yıllık Türk uygarlığının yüz karasıdır, toplumsal sorumluluğu çok büyüktür.
Alt yapı mı üst yapıyı belirler, üst yapı mı alt yapıyı belirler? Demokrasinin oturmadığı ülkelerde üst yapı alt yapıyı belirler, çünkü vatandaş korkuyla, endişeyle, can derdiyle, geçim sorunuyla bir teba olmuştur. Otur dersin oturur, kalk dersin kalkar, ağzını açan tehdit edilir, olmadı içeri atılır, daha olmadı cellata verilir, ta ki herkes suyun başındakilerin kulları oluncaya kadar. Bir ülkenin siyasal rejiminin o ülkenin toplumsal karakteri üzerinde doğrudan etkisi vardır. TÜRKİYE HASTADIR. Türk ulusu bilinen ulus değildir artık, huzursuzdur, örf, adet ve geleneklerinden uzaklaşmıştır, saldırganlaşmıştır, toplumsal kural dinlemez hale gelmiştir ve hatta ahlak kurallarından ve etik kurallardan uzaklaşmaktadır.
Türklere yabancı dostlarının elinde oyuncak olarak ve bu dostlarının tavsiyesi ve yardımları ile bunları yapanlar ise, televizyon kanallarında boy göstermekte ve pişmiş kelle gibi sırıtmaktadırlar. Bir ulusal kimlik silinmekte ve bunun yerine ne idüğü belirsiz çürümüş unsurlar koyulmaktadır. Yani belirsizlik, kuralsızlık, düzensizlik, karmaşa, saygısızlık, hukuksuzluk, ahlaksızlık söz konusudur. Peki neredeler bizim başta sözünü ettiğimiz Türkler? Bir ulusu bu hale getirmeye kimin hakkı ve yetkisi vardır? Bu hak ve yetki nereden gelmektedir? Evet Hayır matematiğinin % 58 inden mi? Öyle ya bizler aptalız, kitlenin nasıl yönlendirildiğini, nasıl etkilendiğini ve bunun tekniklerini bilemeyecek ve göremeyecek kadar aptal. Eğer bir ülkede aptallar aptallar tarafından yönetiliyorlarsa bu aptalların gerisinde mutlaka kötü niyetli akıllılar vardır, bunun uluslararası çapta istisnası yok.
Bu toplum salaklaştırıldı, silikleştirildi, pıstırıldı, küstürüldü, tepkisizleştirildi, Ramses in mumyasına benzedi bu toplum. Düşüne biliyormusunuz bir adama gidip senin anan bilmem ne diyeceksiniz ve adam salak salak yüzünüze bakacak. Hayır efendim ben böyle toplum istemiyorum, anasına küfrettiğin adamın iki eliyle yakana yapıştığı toplum istiyorum ben. Vatanına, bayrağına, ulusuna, şerefine, şehidine laf ettiğinde aslan gibi kükreyecek bir ulus istiyorum ben. Bir lokma ekmek verilmeden önce eğer veren ekmeğin üzerine tükürüyorsa, o ekmeği yemeyip o veren adamın burnuna sokacak ulus istiyorum ben. Bu yozlaşmanın sorumluları tarihsel ve toplumsal açıdan çok büyük suç işlemektedirler, bunlar ne tarihten, ne siyasetten ne toplumbilimden ne de devlet adamlığından anlayacak kapasitede değillerdir, hak etmedikleri yeri işgal etmektedirler.
Evet ulusumuza içerden ve dışardan saldırılmıştır, ulusumuzun değerleri yerle bir edilmek istenmiştir. Binlerce yıllık kültürün yerine toplama "Başı bozuk" ların kurduğu ülkenin başı bozuk çürük kültürü dayatılmıştır. Kendilerinin ne oldukları nereden geldikleri belli olmayan insanlar, bizlerin de öyle olmalarını istemektedirler. Bunların yurtiçinde mandacıları da vardır, bu mandacılar, ha onlar ha biz diyecek kadar adileşebilmektedirler. Fakat tarih göstermiştir ki, her şey yıkıldığında ayakta kalan tek şey gururdur. Eğer Türklük gururunuz da elden giderse, yarın her şey özüne döndüğünde, ulusal veya dinsel nedenlerle yüzyıllardır kanını içmeye çalışan bu tarihsel düşmanların, sana üçüncü sınıf insan muamalesi yaptıklarında ağlarsın.
Önce ben, önce benim çocuklarım, benim anam, benim babam, sonra benim kültürüm, benim ulusum, benim yurdum, benim vatanımın ve dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar benim ulusumun insanları...Benim dilimi konuşan, benim değerlerime bağlı, benim tarihimi taşıyan insanlar...En son olarak da eğer yer kalırsa diğer dünya vatandaşları. Kendi ulusumuzun alınterininin nimetini dünyanın öteki ucundan emperyalist amaçlarla gelen soytarılara vermek çağdaşlık değil ahmaklıktır. Bu toprak, bu toprağın altındaki maden, bu denizler, bu üretim, bu ülke ve bu ulusal gelir bizim, ona buna peşkeş çekme hevesiyle Türk ulusuna içerden ve dışardan saldırmanın tarihsel bir bedeli vardır, bir gün gelir ödenir.
Emre Kaan Emre