Hakkari'nin Çukurca İlçesi Hantepe üs bölgesinde konuşlu komando birliğine sızma girişiminde bulunan PKK'lı teröristlerle 20 Temmuz 2010 gecesi çıkan çatışmada Piyade Üsteğmen Çetin Aylar, habercisi onbaşı Hakan Yutkun, piyade uzman çavuşlar Mesut Keklikçi, Turgay Yılmaz, Ayhan Say, piyade uzman onbaşı Samet Yılmaz şehit oldu.
Gülfiye Yutkun, Hakan’ı 1989 asimilasyonundan kaçıp yerleşmeden çok önceleri rüyalarına giren Bursa’da dünyaya getirdi. Hakan ne zaman büyüyüp serpildi, Dumlupınar Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu Makine bölümünü ne zaman bitirdi, 1990 / 1 tertip olarak gittiği Isparta 40.Piyade Alayından ne zaman dağıtım oldu sorsanız Gülfiye’ye; “Gün batımından tan atımına kadar gibi ” diyecektir size…
Sabahında asker ocağına uğurlanacağı son gece eski vatan Bulgaristan’ı, pehlivan yatağı Deliorman’ı, başı dumanlı Rodop’ları, Tuna boylarını konuştular hep. Anadolu yaylasından Balkan’lara göçürülen Yörük ataların yurt tutup yerleştikleri, ölmüşlerini sinesine basmış topraklardan koparılıp yüz geri edilişin hüzünlü öyküsü yeni kuşakların da bilinçaltına yerleşir zamanla. Göçmen Yutkun’ların Balkan’lardan kadim vatanın Yeşil Bursa’sına uzanıp, Hakan’la Isparta’yı da içine alarak genişleyen asırları aşan aile öyküsüne gelecekte daha neler eklenecek, iş nerelere varacaktı kim bilir.
Sabahleyin babası Zafer, anası Gülfiye, kız kardeşi Özlem’le helalleşip ayrılırken sokağı, evlerini ilk kez görüyormuşçasına bir iyice süzdü. Odasının yola bakan penceresinden kendisini sessizce uğurlayan bayrağa takılınca daldı biraz. Gözlerini ay yıldızlı hane sakininden ayırmadan fısıldadı kulağına anacığının: “Kız ana, bayrağı indirmeyin sakın. Şehit olarak döneceğim eve!” Ardından alkış edip su döken Gülfiye’nin “ağzından yel alsın” demesine fırsat vermeden yürüdü hızlıca.
Gurbete, askere giderken bir andaç bırakılır geride. Gidenin yadiğarı aynı zamanda gidenin kendisi olur. Geride kalanlar andacı kişileştirir, gurbettekinin yerine koyarlar. Analar, atalar, hane halkı gurbettekinin sevgisini, özlemini andaca yöneltir. Onunla konuşur, söyleşirler. Aşık Garip gurbete giderken sazını bırakmıştı geride. Baba hanesinde duvara asılı sazın teli ne zaman tınılarsa Garip’ ten haber sayılır, iyiye, kötüye yorulurdu. Kimi yiğidin tavladaki tayı, kiminin pusatı, kiminin urbası gurbettekinin gizemini kendince malum ederdi. Yutkun’ ların penceresindeki ay yıldızlı oğul yadigarı da Hakan yerine kondu. Hakan niyetine konuşuldu, sohbetlere ortak edildi, hane nüfusundan sayıldı. Gün güne, ay aya eklenirken hane halkıyla birlikte ay yıldızlı konuk da zamanı eleyip durdu.
Ataları, yüzyıllarca Batı ucunu tuttukları, uğruna can verip kan döktükleri mülkün gün gelip Doğu ucunda can verecek torunları Hakan’ı düşlemişler midir bilinmez… Göçmenler Balkan’dan, Tuna boylarından özlemle söz açıp saatlerce konuştuktan sonra; “Burası son vatan. Son ocak burası. Başka gidecek yer yok” diye bitirirlerdi sözü. Vatan kaybetmenin acısını tadan göçmenler son vatan için son olarak yapılması gerekeni söylemeseler de kızanlar bilirdi lazım geleni…Son vatan için lazım geleni yapan Hakan’ın kısmetinde ecel şerbetini ataları gibi Tuna boylarında değil, Hantepe’de içmek varmış. Kayseri 1. Komando Tugayı’ nın Piyade Komando Hakan Onbaşı’ sı habercisi olduğu Üsteğmen Çetin Aydar ve silah arkadaşlarıyla son vatan için üzerlerine düşeni yaptılar o kalleş pususunda. Anca beraber, kanca beraber misali Hantepe’den birlikte uçtular öbür aleme…
Hantepe Gazileri, üsteğmenleriyle şehit silah arkadaşlarını sağ salim esenleyemedilerse de “feleğin zagonu böyleymiş” deyip al bayrağa sarıp sarmaladıktan sonra helalleşip gönderdiler baba ocaklarına.
Analar binlerce kez öpüp koklasalar, sarılıp kucaklasalar doyamadıkları, bitişik odadan ses veren çocuklarının gurbetteymiş gibi özlemini çekerler. Uykudaki evlatların sessiz seyrine doyamaz, kendi nazarlarından sakınırlar. Bazen seyri hisseden evlatlar da uyur havasına vurup, sevginin yücelttiği anaların kanadında arşın yedinci katından kainatı seyran ederler…
Gülfiye’nin gündüz hayalinden, gece düşünden çıkarmadığı, uf demesine kıyamadığı Hakan’ını arkadaşlarının bayraklarla süsledikleri Osmangazi Hamitler Mahallesi’ndeki baba hanesine getirdiler öğle vakti. Bir başka, bir uzun yolculuk için silah arkadaşlarından sonra kanından kan, canından can verenlerle helalleşecekti son kez!
Anacıklarına şaka yapar evlatlar bazen. Hasta numarasıyla of derler, iş derler. Şaka olduğunu bilse de içinden, derinden bir yanma hisseder ana…Acısına dayanamadığı kuzusunun. yarasını, beresini öper, sevgiyle tımar eder…Gülfiye’nin kızanı şakayı fazla sürdüremez, fırlayıp kalkıverirdi her seferinde. Al bayraklı tabutla son gelişi de şaka sanıp ana diliyle seslendi kızanına:
“Kınalı kuzum, yavrum, ben seni askere ne şekilde uğurlamıştım. Ben sensiz nasıl yaşayacağım! Ne olur “Şaka yaptım”, “Anne bayılmışım” diyerek kalk. Yalvarıyorum kalk!”
Şakayı uzatma niyetiyle yatsa da her seferinde anacığına kıyamayıp doğruluveren Hakan’ın o günkü şakası çok uzun sürdü. Gülfiye’nin yakarışlarına ilk kez kulak asmadı. Hamit Dede Camisi’nde kılınan cenaze namazı sonrası binlerce hemşerisi tarafından Hamitler Mezarlığındaki Şehitlikte mezara konuluşuna kadar sürdürdü şakayı Hakan Onbaşı.
Gülfiye, lüzumundan fazla uzatsa da günü geldiğinde şakayı kesip Hamit Dede Şehitliğinden dönecek kızanını bekliyor hala haberiniz olsun…
Av. HÜSEYİN ÖZBEK