" Siyasal açıdan ise baştan yanmışsınız zaten, yalanla, dolanla, iftirayla, hukuksuzlukla, kuyunuzu kazarak sizi yok ederler. Nasıl mı? Paranın ve yönetici sınıfın gücüyle"...Emre Kaan Emre
HANGİ AKIMLAR KAYBEDER ?
Aslında dünyanın hiç bir yerinde yaşamın hiç kimseye ihtiyacı yoktur, aksine sizin ona ihtiyacınız vardır. Ne Afrika daki en derin ormandaki kabilenin, ne dağlarda yaşayan Moğolların ne yayladaki yörüklerin ne de Orta Doğu daki Arapların yaşamlarını devam ettirmek için hiç kimseye soracak soruları yoktur. Binlerce yıllık tarih insanlara çoktan nasıl yaşayacaklarını öğretmiştir. Fakat gün gelir dışardan gelen bazı insanlar buraya da burunlarını sokarlar, sanki birilerinin onların o harika düşüncelerine, teknolojilerine ve barışlarına ihtiyacı varmış gibi ve sanki onlar olmasa bütün bu insanlar mutlu yaşayamayacaklarmış gibi...
İnsanlar dün değil yüzyıllar öncesinden beri yaşama çabası vermenin yollarını biraz da yaşama içgüdülerinin zorlamasıyla bulmuşlardır. Doğayla mücadele etmek, karnını doyurmak, soğuktan korunmak, giyinmek, güvenlik ihtiyacı, dinlenmek gibi temel ihtiyaçlara bir çözüm aramışlar ve bulmuşlardır. Dolayısıyla dünyanın her hangi bir yerinde hiç kimsenin dışarıdan hiç kimseye ihtiyacı yoktur. Batının sözümona "çağdaş" insanına göre "ilkel" gelebilecek olan değişik yaşam biçimlerinin esasen kendi üstünlükleri vardır. Batı değer yargılarıyla bu üstünlüklerin anlaşılması ise olanak dışıdır. Batılı insan belirli bir mutluluk anlayışı doğrultusunda proğramlanmış insandır.
Tarihe baktığımızda, tarihe isimlerini yazan insanların çok büyük çoğunlukla varlıklı kesimden, yönetici sınıftan, toprağı kendi işlemeyen, hayvanını kendisi beslemeyen, kısaca karnını kendisi doyurmayan insanlardan meydana geldiğini görüyoruz. Dolayısıyla değişik sanat dallarıyla, edebiyatla, müzikle, tarihle, değişik bilim dallarıyla ilgilenebilecek zamanları ve olanakları olmuştur. Oysa ki siz nasıl diyorsunuz bilemiyorum, ulema, avam, halk, yerine göre köle, yerine göre çalışan işçi sınıfı canının derdindedir. Sabah erken kalkması ve gün boyu ya toprağı işlemesi, ya hayvanıyla ilgilenmesi, ya da bir üretim atölyesinde zor şartlarda çalışması gerekmektedir. Akşam olduğunda karnı açtır ve yorgundur, tarihe geçen senfonileri, konçertoları, kitapları genelde bunlar yazmamışlardır, bilimsel buluşları yapanlar da bunlar değildir, fakat bunların yaptıkları üretim fazlalığından faydalananlardır.
Öyle ya birileri üretiyor ve birileri hiç üretmeden hep tüketebiliyorsa, ortada bir sömürü vardır. Bu sömürü paranın kullanılmasıyla daha kolay hale gelmiştir. Önceden yani paranın olmadığı zamanda ayakkabı yapan kişi karnını doyurabilmek için yaptığı ayakkabıyı köylüye vererek karşılığında buğday almak zorundaydı. Şimdi böyle bir değişim ekonomisinde, ben sana fıkra anlattım veya bir beste yaptım, ya da barış getirdim diyen bir insanın halini düşünebiyor musunuz? Fıkra anlatayım sen de bana buğday ver...Ya da ben sana barış getireyim sen de benim bir yıl karnımı doyur...Doğaldır ki zamanla Maslow hazretlerinin kaleme alıp tarihten yumurtladığı ihtiyaçlar piramidine de uygun olarak bazı ihtiyaçlar buğday, yoğurt, süt kadar önemli hale getirildi...Birileri artık bizim hakkımızda karar vererek buğdayı elimizden almalı ve bu buğdayı istediği gibi ve çoğu kez bizlere karşılığında bir şey vermeden kullanabilmeliydi.
Değişik karşı akımlar yönetici sınıfın ya da sömüren sınıfın ihtiyaçlarına, çıkarlarına, değerlerine uygun olmadıkları ve çarpıtılamadıkları ölçüde yok oldular. Yönetici sınıfın ideolojisi, değerleri, kuralları ve hazları hakim kılındı. Siyasal açıdan, toplumsal açıdan, ekonomik ve ticari açıdan, dini açıdan, bu her zaman böyle oldu, bütün bilimsel buluşlar dahi bu yolda kullanıldı. İnsanlık açısından daha iyi diyebileceğimiz akımlar tarihin kör sayfalarına gömüldüler. Hakim sınıfın çıkarına kullanılabilecek olan her şey ise göklere çıkarıldı, dinsel anlamda olmadığını belirterek, bir inanç, bir düşünce satıldı ve bunların reklamı yapıldı. Oysa üretken kesim içinden gelen kimi insanların, özlerine sadık kalarak yarattıkları akımlar veya buluşlar hiç bir zaman karşılık bulmadılar.
Gelelim bugüne... Durumdan memnun değil misiniz? Memnun olmayan insan olarak kalırsınız, dünyadaki mutlu olmayan insan sayısı artar. Ta ki bu memnuniyetsizlik, siyasal, toplumsal, ekonomik veya ticari ya da dinsel açıdan kullanılabilir hale gelinceye kadar. Ya da bazı kaliteleriniz, olağanüstü yetenekleriniz mi var? Olabilir, ne yapalım yani, önünüzde eğilip yerlere mi kapanalım? Ne yapabiliriz bunlarla? Nasıl faydalanabiliriz? Neden birileri sizin arkanızda dursun? Size yardım etsin? Sizin elinizden tutsun veya yolunuzu açsın? Çıkarı ne olacak? Sanatsa tamam sanat güzel olandır da, bu güzel olan sanat paraya çevirelemediği sürece dar bir çerçevede kalıyor. Siyasal açıdan ise baştan yanmışsınız zaten, yalanla, dolanla, iftirayla, hukuksuzlukla, kuyunuzu kazarak sizi yok ederler. Nasıl mı? Paranın ve yönetici sınıfın gücüyle. Bilimsel buluş yaptıysanız insani değerinden çok, ticari değeri olması gerekiyor, kısaca arkasında paranın ve yönetici sınıfın olmadığı her şey kalite olsa bile başarısızlığa mahküm ediliyor.
Buna rağmen, kalitesiz, yalan, uyduruk ve hatta sahte bir akım, paranın ve yönetici sınıfın destek olması kaydıyla egemen görüş haline gelebiliyor. Bu sahteliğe yapılan makyajlar ve reklam ve "inanç satışı" piyasanın hakimi haline gelebiliyor. Bu akım egemen hale geldikçe bir çeşit "ölçek ekonomileri" gibi ve kartopunu andırır şekilde büyüdükçe daha çok büyüyor. Herkes bu uyduruk akımın en koyu taraftarı gibi görünmeye çalışıyor. Buna karşılık kalitesi ne olursa olsun parasız akımlar kaybediyorlar. Para, siyasi güç, uluslararası emperyalist güç kendi çıkarları doğrultusunda egemen akımın ne olacağına karar veriyor. O kadar ki çıkardığı sahte değerler ile herkesi ve herşeyi kendi çıkarları doğrultusunda kullanabiliyor. Irak savaşına katılan pek çok ülkenin Irak a silahlı güç gönderip savaşa katılması fakat bundan hiç bir çıkar sağlamaması, aksine uluslararası bir vahşete destek olmaları gibi. Bu savaştan tek karlı çıkan ABD dir, diğer salak ülkelerin hepsi kullanılmıştır. İşte size emperyalizmin gücü ve getirdiği "barış" ve milyonlarca sadece ekmeğinin derdinde olan ve Saddam tarafından kullanılmış Irak lı ölü. Irak a kimyasal silahları satan ABD ki bunu CIA aracılığıyla yapıyor, Irak ı kimyasal silahı var diye suçlayan da ABD, diğer ülkeleri kendi uşağı gibi kullanan da ABD, bu savaşta kendi halindeki yüzbinleri öldüren de ABD, ganimeti cebe indiren, petrolü çalan da ABD, "Barış" veya cart curt diyen de ABD...
Peki Türkiye de neler oluyor? Memnun değilsiniz belki...Memnun olmadığınız şeyin arkasında, para var, siyasi güç var, emperyalizm var, ABD ve yine Irak ta olduğu gibi CIA var. Sizin neyiniz var? Kaleminiz ve üç beş cılız basın organınız mı? Kaç kişiye ulaşabiliyor sunuz ve hangi güçle mücadele etmeyi düşünüyor sunuz? Entellektüel kahvelerde veya gazetelerde kendiniz çalıp kendiniz oynayarak, buğdayımızı çalmasınlar, tarlamızı elimizden almasınlar demek bir sonuç vermiyor. Parasız, desteksiz, basınsız akımlar kaybediyorlar. Önlerinde saygıyla eğiliyorum, Sarızeybek paşa ha bire dolaşıyor, Nihat Genç ciyak ciyak bağırıyor ve TV proğramlarında gerçekten ağlıyor, Osman paşa " o namluyu ağzına sokarım" diyor. HALK NE DİYOR, ben açım, benim buğdayımı çaldılar, geri versinler yoksa ben öleceğim diyor. Buğday verebilecek tek yer şu anki iktidar, Sarızeybek paşanın, Nihat Genç in veya Osman paşa nın buğdayı yok, bizim de buğdayımız yok. Millet artık can derdinde, kendi ülkesinde, kendi toprağında bir avuç buğdaya muhtaç durumda ve yaşama mücadelesi veriyor.
Esasen bizim bunlara ihtiyacımız mı vardı? 40 yıl önce insanımız daha yoksulken daha mutluydu. Bunalımlı hasta bir Türkiye yoktu o zaman. Saddam ı yaratan, İran a karşı destekleyen ve yardım eden, Kürtleri gazlayan kimyasal silahları satan ve daha sonra Irak ta milyonları öldüren ABD, Irak a sordu mu bana ihtiyacınız var mı diye? Biz AKP yi mi bekledik müslüman olmak için? Şimdi bu emperyalistlerin gözü bizde. Dün Saddam a gazlattıkları Kürtleri, dünyada acındırmak propagandası ile, İran, Irak, Suriye ve Türkiye ye karşı kullanıyorlar. İran ve Suriye ABD nin sevmediği iki ülke, Irak ise petrol soygunu için Kürtleri kullandığı bir ülke. Türkiye Sözde ABD nin müttefiki, eh biz de salağız...Bir tek biz değil İran daki, Irak taki, Suriye deki, Türkiye deki Kürtler de salak...Kullanılıyoruz ve kullanılıyorlar, bizim bunlara ihtiyacımız mı vardı? Emperyalizmin silahları, para, bölücülük, terör, soğuk savaş ve dinsel ayrımdır...Evet "medeniyetler ittifakı" ve milyonlarca ölü...Medeniyetler ittifakı salatası adıyla Emperyalizm için daha nice milyonlar ölecekler...İttifaka bak hizaya gel.
Türkiye de bir iç savaş çıkarsa ki bunun çıkmamasını şu an en çok isteyen ABD, Kuzey Irak ve Türkiye deki iktidardır, bütün Orta doğu daki dengeler değişir. Şu anki hükümetin en büyük amacı bu içsavaşın çıkmasını engellemektir. Keza ABD ve K.Irak ın derdi de budur. Fakat aynı zamanda ateşle oynamaktadırlar. Ben ateşle oynayayım fakat iç savaş çıkmasın demektedirler. Doğrudur halk canının derdinde, bir gün gelir halk canının derdinde olmazsa, daha önceki bir yazımda yazdığım gibi "Bu kazan patlarsa" Bu Türkiye de ve dünyada pek çok şeyin sonu olabilir, buna Türkiye deki cemaatler, şu anki iktidar ve ABD dahil...En pahalı faturayı ödeyenler ise bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olacaktır. İnsanların hayatlarıyla oynamaya kalktığınız anda, klasik müzik senfonilerinin bir anlamı kalmaz.
Emre Kaan Emre