new balance shoesasics running shoesmulberry handbagsnew balancetory burch saleonitsuka tiger saleLouboutin Saledesigner bagsprada handbagstory burch shoesLouis Vuitton Outlet
Sosyalist Enternasyonal, Sosyalist Mi?

Sosyalist Enternasyonal, Sosyalist Mi?

Tarih 07 Aralık 2010, 11:21 Editör Editör

Marks ve Engelsin kurduğu I. Enternasyonal, anarşistlere karşı mücadeleye sahne olmuştu.

Sosyalist Enternasyonalin tarihçesi, sosyalizmin bölünmelerinin tarihçesidir. Bu I. ve II. Enternasyonalde gözlenen, sonrasında Lenin’in kurduğu III. Enternasyonal (daha sonra Komintern) ve Troçki’nin oluşturduğu IV. Enternasyonal, hep, ideolojik farklılaşmaların ve bölünmelerin bolca yaşandığı toplantı dizileri olarak zihinlerde yer etti. Bugün Sosyalist Enternasyonal olarak bilinen, II. Enternasyonalin devamı olarak toplanan kongrelerdir.  Yazımız, Sosyalist Enternasyonal’in çok kısa tarihçesini sunduğu kadar, özellikle işçi sınıfının yalın örgütlenmeleri olan sendikaların tavrına yönelik tarihsel örneklere de yer vermektedir.

Marks ve Engelsin kurduğu I. Enternasyonal, anarşistlere karşı mücadeleye sahne olmuştu. Enternasyonal bir komünist parti örgütlenmesinin ihtiyacına, genelde dünya işçi sınıfının örgütlenmesine ve dayanışmasına, özelde ise Batı Avrupa işçi sınıfının uluslar arası birlik hareketine verilen değeri ön plana almıştır. Evrensel sol değerler böylece ortaya çıkmıştır. Kapitalizme karşı ulusları aşan bir mücadelenin kaçınılmazlığına ciddi bir vurgu yapılmıştır. Özellikle Marks’ın direnciyle başını Bakunin’nin çektiği anarşist akım I. Enternasyonalden ihraç edilmiş; bu ihraç ideolojik örüntüyü korumuş ama hareketin kısmen güç kaybetmesine de neden olmuştur. Bundan sonra sosyalist hareketin her köşesinde tasfiyeler ve bölünmeler birbirini izleyecektir.  

II. Enternasyonal Engels’in çabalarıyla toplanmıştır. Marx’sın yokluğunda, o tarihlerde Enternasyonalin tehlikesi anarşizm değil, revizyonistler olmuştur. Kautsky’nin ve özellikle de Bernstein’in Revizyonizmi sosyalizmin devrimci yönelimini rayından çıkartmış ve yerine parlamenter mücadeleyi oturtmuştur. Revizyonistler, Marks’ın öngörülerinin gerçekleşmediği üzerine bina etmişlerdi düşüncelerini.

Marks, “kapitalizmi, insanlık tarihinin çelişkileri ve sömürüsü en derin sistemi” olarak tarif etmiş ve bu çelişkiler neticesinde yıkılacağını öngörmüştü. Bu yıkılmayı kendi kaderine terk etmemek için, işçilerin örgütlenmesini önermişti. Mutlu ve zengin bir azınlığın gittikçe artan geliri ve nicel azalmasına karşı, mutsuz ve sömürülen bir işçi kitlesinin gittikçe yoksullaşacağını, nicel olarak çoğalacağını, sömürü sürecinin artacağını belirtmişti. İşçi sınıfının bu “nicel çoğalmasının nitel bir patlamaya (devrime) dönüşeceğini” belirtmiş ve kademe kademe sosyalist toplum aşamasına geçileceğini çözümlemiştir. Bu süreci hızlandırmak için işçileri devrimci mücadele altında birleşmeye ve kapitalizmi yıkmaya çağırmıştır.

İşte tam da Revizyonistler “kapitalizme karşı, ‘devrimci mücadeleye’ gerek olmadığı” varsayımını bu sıralarda ortaya atmışlardır. Çünkü Revizyonistlere göre kapitalizm geliştikçe, işçilerin durumu kötüleşmemekte tam aksine iyileşmeler görünmektedir. Revizyonistlerin iddialarını dayandırdıkları temel şöylece özetlenebilir: Kapitalizmin gelişmesi, genel oy hakkının yaygınlaşmasını, işçilerin ücret artışlarını, çalışma saatlerinin kısıtlanmasını, emeklilik haklarının verilmesini, sağlık ve barınma ihtiyaçlarına yönelik ihtiyaçların düzeltilmesini sağlamaya başlamıştır… Bu da yine, kapitalizmin ideolojisi olan liberalizm sayesinde, partilerin demokratik mücadeleleri ve parlamenter sistem içinde gerçekleşmektedir. Demek ki işçiler illegal olarak örgütlenmeden de durumlarını düzeltebilmektedir…  Bu ayrışmada göze ilk çarpan şey, siyaset yapma yönteminin farklılaşması olarak görünmektedir. Çünkü ilk değerlendirmelerde sosyalizmin olmazsa olmazı olan “üretim araçları üzerindeki ortak mülkiyet” formülünü Revizyonistler reddedilebilecek cesareti gösterememişlerdir. 

Bu arada Revizyonistler ilginç bir şeye daha imza atmışlardır. II. Enternasyonal’de Bernstein’in öncülük ettiği bir grup “olumlu sosyalist sömürgecilik” adını verdikleri bir görüşün savunuculuğunu yapmış ve etrafında ciddi taraftar toplamıştır. Bu girişim de Engels’in öncülüğünde bertaraf edilmiştir.

Tam da burada Enternasyonalizm tartışması yine alevlenmektedir. Marx, dil-din-ırk ve benzeri ayrımları tanımayan bir “proletarya enternasyonalizmini” tarif ediyordu. Gel gör ki Batılı İşçi bu tariften kopmaya meyilli bir refleks gösterivermişti. İngiliz İşçi Partisinin emperyal politikaları destekleyen, Irak’a savaş kararı alan ve Fransız Sosyalistlerinin Süveyş kanalını millileştiren Nasır’a karşı savaş ilan etme eylemleri ve Cezayir’in sömürge sürecinin yine Fransız Sosyalistlerince devam ettirilmeleri, hep, Batılı İşçi sınıfının Marx’sın değil, Bernstein’in rotasına girdiğini göstermektedir.

 

Kurtuluş Savaşı Sırasında II. Enternasyonalin Tarzı

Türkiye açısından en can alıcı tarihsel dönemini burası oluşturuyor. Türkiye, emperyalist işgal altındayken, II. Enternasyonalde bir araya gelmiş sosyalistler, bırakın Türkiye’ye destek vermeyi soruna eğilmeyi bile gerekli görmemişlerdir. [1]

O arada gerçek devrimciliğin-sosyalistliğin biricik örneğini Lenin vermiştir. III. Enternasyonel ya da sonraki adıyla Komintern, bu konuyu gündeminde incelemiş ve özellikle Lenin ve Sovyetler Kurtuluş Savaşımızın başlıca destekçisi olmuştur.

Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı sırasında, Aralık 1920’de, Batı İşçisinin politik konumunu tahlil etmiştir: “… gerek Batı emekçileri gerekse sömürge ahalisi, sermayedarlar elinde yek diğerini ezmeye yarayan bir alet halindedir.[2]

II. Paylaşım Savaşından Sonra Sosyalist Enternasyonal

Bugün sosyalist tarihi biraz bilen herkesçe malumdur ki, Sosyal Devlet olgusu, Sovyet Devriminin işçi sınıfı üzerinde yarattığı çekiciliği ortadan kaldırmak ve liberal ekonomik politikaların içine düştüğü krizi aşabilmek için kapitalizm tarafından üretilmiştir. Ve bu işin taşıyıcı gücü olma görevi de Sosyalist Enternasyonale verilmiştir. Verilen görevin ideolojik adı da II. Dünya savaşından sonra “sosyal demokrasi” olarak nitelenmiştir. İşte Sosyalist Enternasyonal, Sosyal Devlet ve Sosyal Demokrasi arasındaki ilişki budur. Sosyal Demokrasi, Özellikle Almanya’da ve İskandinav ülkelerinde, işçi sınıfının verdiği mücadeleler içinde ciddi kazanımlar elde etmiştir. Bu kazanımlarda işçi sınıfı hep ulusal bir rol oynamıştır. Bir başka deyişle her ülkenin işçi sınıfı kendi haklarını kapitalizm karşısında geliştirmiştir. Evrensel anlamda bir dayanışmadan söz edilmesi mümkün değildir.[3] Evrensel olarak nitelenebilecek en önemli olgu, mücadelenin diğer işçi sınıflarına örnek oluşturacak şekilde yaygınlaştırılmasıdır.

Özellikle II. Paylaşım savaşından sonra Enternasyonal, bazı iddialarından vazgeçer olmuştur. Bunların başında “üretim araçları üzerinde ortak mülkiyet” iddası vardır: bu iddia terk edilmiştir.[4] Yani, Revizyonizm evrim geçirmiştir. Bunun yerine konan şey, “emeğin lehine bir dönüşüm”den bahsetmek olarak özetlenebilir. Fakat her şeye rağmen, “sınıf” kavramı korunmuştur.  Ta ki, Sovyetlerin dağılışına kadar…

Hatta İşçi Sınıfı örgütlenmesinden bazı örnekler, sosyalizmin tam da yıkılmasına çalışmışlardır. Örneğin Merkezi Belçika`nın başkenti Brüksel`de bulunan Uluslararası Özgür Sendikalar Konfederasyonu (ICFTU), 1954 yılından itibaren 13 dilde antikomünist yayın yapmıştır.[5]

Sosyalist Enternasyonal Sınıf’tan Vazgeçti

Sosyalist Enternasyonel’in son hamlesi “sınıf” kavramından ziyade “insan” kavramına vurgu yapması oldu. Sovyetlerin dağılışıyla birlikte, zaten sınıf savaşımını örtülü bir biçimde sunan batı kapitalizminin ideolojik dönüşümlerini kendilerine göre yeniden üreten Enternasyonal, Marxist hareketin ilkelerinden birer birer uzaklaştı.

Artık “insan” kavramının sorunlarının daha geniş olduğu, bunun üzerine eğilmenin, sınıf üzerine eğilmekten daha önemli bir ihtiyaç olduğu önermesi hakim görüş haline geldi.

Zaten, Avrupa İşçi sınıfının, kendisini Avrupalı sermayedarlara “sosyal ortak” saydığı kolaylıkla söylenebilir. Sermayenin sömürüsünden aldığı “sus payı” bu ortaklığın beyanı olarak değerlendirilebilir. Avrupa Birliğine üye ülkelerin sendikalarının oluşturduğu konfederasyon olan ETUC (European Trade Union Comfederation: Avrupa Sendikalar Konfederasyonu) da, bütçesinin %85’ini AB’den elde etmektedir.[6] ETUC’a Türkiye’den TÜRK-İŞ, DİSK, HAK-İŞ ve KESK delege göndermektedir.  

AKP ve Sosyalist Enternasyonal

Şimdi gelelim bu tartışmanın ülkemize yansıyan boyutuna. CHP’nin özellikle AKP iktidarındaki icraatlara ve yine özellikle AB merkezli “özgürlük” söylemlerine emperyalist çağrışımları nedeniyle çok kulak asmadığı görülür olmuştu. AKP, sahip olduğu “muhafazakâr demokrat” söylem ve reklamı yapılan “özgürlükçü parti” etiketiyle Sosyalist Enternasyonale CHP’den daha fazla yakıştırılmaya başlandı.

Tüm bunların yanında Enternasyonal, ABD’nin Irak’ı işgali sırasında dünyayı ayağa kaldırması gerekirken, buna direnemedi. Bırakın direnmeyi, enternasyonale üye bazı partiler alenen Irak işgalini destekledi. AKP ile çakışan politikalarıysa böylece görünmeye başlandı.

Batı Kapitalizmi, “etnik kimlik” silahıyla yarım yamalak da olsa ayakta kalmayı başarmış ulus devletlere karşı uzun zamandır bir saldırı yürütüyor. Enternasyonal tarihte sessiz kalmıştı, şimdi bu bölünmeyi destekler politikaları sahiplenen bir kurum haline dönüştü.  Sınıf temelli değil “insan” temelli politikanın bir tür gereği olarak bunu sahiplenmesi çok da garip sayılmaz aslında...

Burada önemli olan şudur, “AKP ve AKP zihniyetinin sahip olduğu siyasi çizgi mi politikalarını değiştirmiştir ve Sosyalist Enternasyonal ile adı anılır olmuştur” yoksa “Sosyalist Enternasyonel mi politikalarını değiştirmiş ve AKP’ye yaklaşır olmuştur.” Hangi tarafın yakınlaşması bu iki kurumun birbirine yakıştırılmasına neden olmaktadır?

AKP Siyasal İslamcı bir partidir. En az gericiliği kadar sermaye partisi olduğu bir gerçektir. Bu biçimiyle gericiliğin ve sermayenin “tarihte” politikalarını değiştirdiklerine rastlanmamıştır. Buna ek olarak “bugün” de onların politikalarını değiştirdiklerini söylemek mümkün değildir... O zaman tarihsel süreci analiz edilen kurumun değiştiğini söylemek ve kimin konumunu değiştirerek kime yaklaştığını tespit etmek hiç de zor değildir...

CHP Üzerine Kısa Bir Değerlendirme

Cumhuriyet Halk Partisi bir devrim partisidir, emperyalizme karşı mücadelen doğmuş bir partidir. 65 yılındaki “ortanın solu” söylemi, ülkedeki sınıfsal ayrışmada partinin bir tercihi olarak belirginleşmiştir. Böylece CHP hem emperyalizme ve hem de kapitalist sömürüye karşı bir konum almıştır.

CHP’nin Sosyalist Enternasyonal’dan çıkmasını tavsiye ettiğimiz düşünülmesin. Ama Enternasyonalin gerçeği de işte bu anlattıklarımız. Burada dikkat edilmesi gereken, Türkiye’de CHP’nin daha solda olmasını tavsiye edenlerin, yine CHP’yi Enternasyonal’in yanına doğru itelemeye çalışmalarıdır. Ama ne Enternasyonal soldadır, ne de Enternasyonalle entegrasyon CHP’yi solculaştıracaktır. Belki CHP’nin yapabileceği şey, bu kurumu daha sola çekmek için emperyalist gerçekleri deşifre edeceği bir kürsü olarak kullanmaktır.

CHP’ye yol göstermeye çalışan bazı çevreler, bunu “batının kurumlarıyla ittifaka özendirerek” yapmaya çalışıyorlar. Batı’dan ya da doğudan CHP ittifak yapacaksa, emperyalizme karşı bir duruş sergilemekten vazgeçmemesi gerekiyor, bu CHP’nin varlık nedeninin bir gereği olarak karşımıza çıkıyor... Emperyalizme karşı Mustafa Kemal’in ve Lenin’in el ele verdiği gerçeği akıllardan çıkarılmamalı ve bu tarihsel gerçek kurulacak ittifakların yörüngesini çizmek için bir pusula olmalıdır. CHP’nin varlığı da “devrimciliği” de bu temel ilkeye, anti-emperyalizme ve tam bağımsız Türkiye idealine bağlıdır.

Hatay DEVRİM

27/11/2010



[1] Aynı zamanda Uluslar arası Sendikalar Federasyonu (IFTU), yayın organı olan The International Trade Union Movement dergisin 1921-22-23 yıllarına ilişkin sayılarında Ulusal Kurtuluş Savaşımıza yönelik tek bir satır yer almamaktadır. Sömürgeler sorununa da hiç değinilmemiştir. Yıldırım Koç, Avrupa Sendikacılığı, s.107

[2] Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt 10, s.131

[3] Alpaslan Işıklı durumu şu şekilde özetliyor: “Batılı ülkelerin işçilerinin belli bir ekonomik tatmini sağladıktan sonra, kendi ülkelerinin kapitalistlerinin dünya ölçeğinde yürüttükleri sömürüye seyirci kalmaları, hatta destek olmaları, işçi hareketinin bir bütün olarak bugün mahkum olduğu yenilginin başlıca nedeni olarak kendisini göstermiştir.../… Batı işçi hareketi üzerinde söz sahibi olma iddiası taşıyan siyasal ve ideolojik oluşumlar, uluslar arası işçi dayanışması fikrini tümüyle unutmak suretiyle emperyalist sömürüye sessiz kalmak ve daha da ileriye giderek destek olmak noktasına kadar vardırmıştır.” Sendikacılık ve Siyaset, İmge Yayınevi, 6. Baskı, s.19. Sömürgeciliğe karşı ve emperyalizmin güdümünde olan sendikacılığı deşifre eden Kızıl Sendikalar Konfederasyonu’nun (Profintern) varlığı bu anlamda turnusol işlevi görmektedir.

*Konuyla ilgili olarak ayrıca Yıldırım Koç’un “Batılı İşçi Sömürüye Ortak” adlı kitabına bakılabilir.

[4] Aslında Uluslar arası Sendikalar Konfederasyonu, üretim araçları üzerindeki ortak mülkiyet talebinden daha 1932 yılında vazgeçmiştir. Bakınız Yıldırım Koç, Avrupa Sendikacılığı, s.64

[5] Yıldırım Koç, Avrupa Sendikacılığı, s.91

[6] Yıldırım Koç, Avrupa Sendikacılığı, s. 52

Hatay Devrim
Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

SİZDEN GELENLER

Demokrasiyi Yok Edecekler

Demokrasiyi Yok Edecekler Eren Erdem - Köleler, kölelik içinde yaşar ve pişerlerse, onlara tahakküm etmek hiç güç olmaz. (Muhammed İkbal)

DÜŞMANA ÜCRETSİZ ASKERLİK YAPANLAR

DÜŞMANA ÜCRETSİZ ASKERLİK YAPANLAR Av.Cemil Can yazdı

Minberdeki Mustafa Kemal Paşa..

Minberdeki Mustafa Kemal Paşa.. Prof Dr Ramazan Demir yazdı.

KİR BİRİKMİŞ "TIRNAK"LARIN İÇİNE!..

KİR BİRİKMİŞ "TIRNAK"LARIN İÇİNE!.. Dünyanın en büyük barosunun Başkanı Doç. Dr. Ümit Kocasakal ile Başkent'in Baro Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğ...

SOKRATES'İN ÖLÜMLE YALNIZ KALIŞI..

SOKRATES'İN ÖLÜMLE YALNIZ KALIŞI.. Her zaman yazılarımda anlatmaya çalıştım,demokrasinin çağdaş anlamdaki yansımalarını.Türkiye şimdi nasıl bir demokr...
Yeni Sayfa 1

Köşe Yazarları

Burhan Özbey Burhan Özbey
KAHRAMAN BEKLEMEK
Rıfat Serdaroğlu Rıfat Serdaroğlu
CUMHURİYETİN TARIM DEVRİMİ
Nurullah Aydın Nurullah Aydın
TÜRK GENÇLİĞİNEMESAJ
M.Nevruz Sınacı M.Nevruz Sınacı
ÖZGÜRLÜKVE "DEMOKRASİ BAYRAMI"
Müyesser Yıldız Müyesser Yıldız
AKP, Peres'in Şu Projesini "Taş Gibi" Destekliyor!..
Uğur Koca Uğur Koca
TIP BAYRAMI ve DOKTOR HİKMET
H. Salih Gündüz H. Salih Gündüz
HOCALI'YI UNUTMAKTIR SENİN LÂNETİN
Bekir Öztürk Bekir Öztürk
"POLİS BİZE YETMEZ MİT'İ DE İSTİYORUZ"
Aysen Aydın Aysen Aydın
NERDE KALMIŞTIK
Zeynep Türk Zeynep Türk
Katil
Fuat YILMAZER Fuat YILMAZER
İNGİLİZ VE AMERİKAN MİKSERLİĞİ, ORTADOĞU VE AFRİKA'DAKİ GELİŞMELER
Tuncay Demirbaş Tuncay Demirbaş
Referandumda Hayır Demek Milli Bir Görevdir
Prof.Dr.İsa Kayacan Prof.Dr.İsa Kayacan
İletişimliler Vakfı'nın: "Meslekte 50 yıl onur ödülü"
Hasan Tahsin Hasan Tahsin
ÇÖMELMEDEN ÇIKTIM DA RECEBİM..
Adil Serdar Saçan Adil Serdar Saçan
DİNK CİNAYETİNİ KAPATTILAR
 
My Great Web page

Haber Ara


Gelişmiş Arama

Foto Galeri

              

AÇILIM
AÇILIM
KARİKATÜR
KARİKATÜR
ÇOCUK SEVGİSİ
ÇOCUK SEVGİSİ
CENAZE TÖRENİ
CENAZE TÖRENİ

Video Galeri

              

Atatürk Bir kişiye beş polis kamerası
Zekeriya Öz'ün Akıl Sağlığı ve zekası Fethullah Gülen Fıkrası