Daha önce Fetokrasiden bahsetmiştik ve bunu açıklamaya çalışmıştık, şimdi biraz da Fetokonomi den bahsedelim. Fakat bunlar, yani Fetokrasi ve Fetokonomi daha çiçeği burnunda yeni ekonomi-politik kavramları, Mümtaz hocaya bile sorsak, bu da ne diye soracaktır, ona da biz öğreteceğiz. Türk dil kurumunu da geçtik kavram üretiyoruz. Nasrettin hocadan öğrendik göle yoğurt çalmayı, sazda da Veysel ayarını seviyoruz artık bilinmedik yanımız da kalmadı. Neyse biraz da ekonomi konuşalım bugün, bakalım nerden geliyor bu yoğurdun bolluğu, bu hesaplar bizim takunyalıların akıllarının ereceği hesaplar mı acaba?
Bütün liberal ekonomilerde devletin en büyük gelir kaynağı, dolaylı ve dolaysız vergilerdir, Türkiye de son sekiz yıla kadar vergilendirme gelişmiş ekonomilerden çok daha değişik şekilde yapılıyordu, fakat son yıllarda çok büyük değişiklikler oldu. Gelişmiş ekonomilerde, vergiler kasıtlı olarak yüksek tutulur, devlete aktarılan bu güç daha sonra sosyal adaleti sağlamak üzere vatandaşlar arasında gelir düzeyi dışında başka ölçüt kullanılmaksızın yeniden dağıtılır. Konu çok geniştir, çok yüksek oranda vergilendirilen akaryakıt, alkol ürünleri, tütün ve türevleri, dış ticaret, ulaşım sektörü, otoyol ücretleri, büyük şirket karları üzerindeki vergiler, gelir vergileri, emlak vergileri, ayrıca oturma vergileri, taşıt vergileri, KDV vs devletin güçlü olmasını sağlar.
Daha önceki Marks ın göremediği başlıklı iki yazımda, Uluslararası şirketlerin, genelde kendi ülkelerinde vergilendirildikleri için, uluslararası sömürünün en önemli parçası olduğunu söylemiştim. Bu uluslararası şirketlerin kendi ülkelerinde verdikleri vergiler de o ülkelerdeki sosyal adalet için ve sistemin garantisi olan orta sınıfı geniş tutmak için kullanıldığına göre, bu şirketler aracılığıyla BİR ULUS BİR ULUSU SÖMÜRMEKTEDİR. Yani emperyalizm aynı zamanda kendi ülkesindeki "kazanılmış haklara" kaynak sağlamaktadır. Türk işçisinin veya Çin de çalışan çocukların emeği sonucu üretilen ürünlerin ithalatından alınan vergilerin bir kısmı, bu uluslararası şirketin vatanında sus payı olarak devlet eliyle sosyal adalete uygun olarak dağıtılmaktadır, yani bu yeniden dağıtım ulusal plandadır, üretimin yapıldığı ülkeye faydası yoktur. Bu ülkelerde demokrasi olmaması veya sendikacılığın gelişmemiş olması, işi daha da çekici hale getirir, o halde ne kadar geç gelişirlerse o kadar iyidir.
Yine bu gelişmiş ülkelerde, bu ülkelerde oturmayan yıllık milyonlarca turist de her ulaşım ve tüketimde bu yüksek fiyatları öder ve bu gelirin geri dağılımından faydalanamaz. Keza vatandaş olmayan fakat sadece oturum ve çalışma hakkı olan kişilerin bir kısmının çocukları veya ailesi başka bir ülkede ise, bunlar aile yardımı, çocuk yardımı, okul yardımı ve bunlarla ilgili sağlık yardımı alamazlar. Diğerleri de hem dil sorunu ve yol yolak bilmeme nedeniyle, hem de ayrımcılık nedeniyle, konut yardımı, belediye yardımı, ulaşım ve taşınma yardımı gibi diğer sosyal yardımlardan tam faydalanamazlar. Sonuç olarak, vergilendirilen kitle, alınan bu vergilerin geri dağıtıldığı kitleden çok daha büyüktür. yabancılar, turistler, liman vergileri, otoyollardan geçen TIR lar, havaalanları, tüneller, dış ticaret o ülkenin VATANDAŞLARINA dağıtılacak kaynağı sağlarlar.
Gelelim Fetokonomiye, ne demiştik vergilendirilen kitle bu verginin dağıtıldığı kitleden çok daha büyüktür ve geri dağıtımda gelir düzeyi dışında ölçüt yoktur. Fetokonomi de böyle değildir, başka ölçütler de vardır. Geri dağıtımda ayrımcılık yapılır. Politika içinde milyarların döndüğü karlı bir iştir. Her ithalat veya ihracat izni, her ihale, her devlet yatırımı, her devlet tüketimi, herhangi bir ticari izin milyarlar doğurur, kime mi? orasını siz bulun. Şimdi birde mali kontrollerin ve cezaların politikleştiğini düşünelim. Buna bir de kocabaşlara yardım eden ABD, İngiltere, Fransa, İtalya gibi ülkelerin beklentilerini koyalım. Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmeyeceğini bilen emperyalist güçler CIA yı da MOSSAD ı da, sizin emrinize vereceklerdir. Hatta geriye yüz veya bin katını almak amacıyla maddi destek de sağlayacaklardır. Bin tane koruma mı istiyorsunuz? Hemen efendim, villa mı o da hazır. Bir de bütün KİT lerin satışı, imtiyazlar, içerdeki sanayi üretimine köstek, bunların ithalatına destek olma derken, milyarlarca dolar veya avro döner. FETOKONOMİ POLİTİKAYA ENDEKSLİ EKONOMİ DEMEKTİR, ESAS OLAN FİLANCA PARTİNİN SİYASAL VE SOSYAL HEDEFİDİR, EKONOMİNİN KENDİSİ DEĞİL.
Herşeyi satarsınız milyarlar gelir, rakiplere maliye müfettişi gönderirsiniz, oradan da milyarlar gelir, herkesten vergi alırsınız fakat herkese geri dağıtmazsınız, politik dağıtım yaparsınız, dışardan gizli kapaklı yardım alır, karşılığında imtiyazları, ulusal şirketleri, tekel gücü yaratacak şekilde bazı sektörleri, madenleri, bankaları satarsınız. Para bulunacak yer çok, dağıtılacak yer de belli ve sonuçta siyasal rakipleriniz ki bunlara bazı şirketler de kaş ile göz arasında dahil edilirler, inim inim inlerler. TEK ÇÖZÜM POLİTİK OLARAK SİZE KAYMAK...Kaydılar efendim. Batıdan alır doğuya verirsiniz, Fetokonomi bu, her şeyi yapar. Vatanı satarsınız, limanı satarsınız, madeni satarsınız, ulusal bankaları satarsınız, binlerce ulusal şirketi satarsınız, yandaş olmayan basını vergi cezalarıyla felç edersiniz, yandaş olmayan her şirketi allem edip gallem edip batırmanın yolunu bulursunuz, kendi yöre ve yandaşlarınıza daha çok yatırım yaparsınız. Bazı belediyelere ve başkanlarına hukuk guguk diyerek yapmadığınızı bırakmazsınız, fakat bir şey değişmez...SANAYİ ÜRETİMİ YOK, UÇAK YOK, HELİKOPTER YOK, HIZLI TREN YOK, TANK YOK, YERLİ SANAYİ ÜRETİMİ YOK, YERLİ TARIM SATILMIŞ, YERLİ HAYVANCILIK ÖLÜR, HER ŞEY İTHAL, SADECE ÖLÜ YATIRIMLAR...Hazır yiyen kesesinden yer de nereye kadar, bölünene kadar mı? SONRA??? "Sonra" denen şey ailede babanın, devletde devletin başının düşünmesi gereken şeydir değil mi?
Bu politikaların hiçbiri ulusal değildir, hiçbirinin mimarı Türk değildir ve olamaz. Bunların hepsi ithal dosyalardır, çünkü bunların hepsi BİR ULUSUN İNTİHARIDIR. Bir devlet kendi kendisine bunları yapamaz, bunları ancak bir düşman yapabilir ve bir düşman proğramlayabilir ve düşünebilir. Yerli hiç bir şey yok, önceden okullarda fındık, fıstık, kuru üzüm derdik yakında onlar da kaybolur, yumurta da ithal edilir, zaten domates yiyemiyor millet. NE İTHAL DEĞİL? Fetokonomi ekonominin dibine dinamit sokmaktır. Kurtuluş savaşı sonrasındaki İlk TBMM tutanaklarında kayıtlıdır, açın bakın, milletvekilleri kravatlarını çıkarmışlar, kumaşları dışardan geliyor diye kaldırıp yere atmışlardır, bu ruhla yaratılan KİT lerimiz çok önemli rol oynamışlardır. Şimdi yüzlerce yıllık baba miraslarını satın ve yandaşlarınıza dağıtın FETOKONOMİ budur ve dünyada eşi benzeri yoktur. Her yolla, hiç bir rahatsızlık duymaksızın, yalanla, dolandırıcılıkla, sahtekarlıkla, ihanetle, baba yadigarlarını satarak, hukuğu bir silah olarak kullanarak, maliye müfettişlerini Drakula olarak kullanarak, yabancılara ve yandaşlara haksız ticaret, haksız rekabet ve haksız kazanç yollarını açarak, emperyalizme ayağı yalın, başı kabak çocuğun geleceğini satarak yapılan ekonomi politikasıdır FETOKONOMİ.
Doğaldır ki bu kadar cıvığı çıkmış bir ortamda, gık diyene korku salmak da görevlerden bir tanesidir. FETOKONOMİ faşizan eğilimli, partizan, üretimden çok kısa vadede yaratılan yalancı refahla yandaşların gözünü boyamaya yönelik politikadır. Hiç bir şekilde gelecek umudu ve sorumluluğu taşımaz, çünkü bu geleceğin olmayacağı, daha doğrusu olamayacağı matematik olarak kesindir. Hazır yiyen bir yere kadar kesesinden yer, bir noktadan sonra paran bitince, parası olan sana gelir ne yiyeceğini ve ne yapacağını söyler, ağzını açıp gık diyemezsin. Batılı devletler güçlü olmak için her şeyi yaparken, FETOKONOMİCİLERE bulundukları ülkelerin devletlerinin güçsüz olmaları için her şeyi yaptırırlar. Fetokonomiciler satılacak hiç bir şey kalmayınca, verilecek imtiyazlar da bitince, Kral değil köle olduklarını anlayacaklardır, hiç bir devlet adamı bu ağır sorumluluğu taşıyamaz...Türkiye nin politik arenasında şu anda BİR DEVLET ADAMI YOKTUR.
Emre Kaan Emre...13/12/2010