Başbakan Erdoğan, 2004 yılında İsrail Dışişleri Bakanı ile bir telefon görüşmesi yapar... Aralarında son derece ilginç bir konuşma geçer. Ve bu konuşmanın bir tek tanığı vardır... Abdüllatif Şener.
Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener’le, Ankara’daki parti genel merkezinde konuştuk. Abdüllatif Şener, siyasetin en önemli isimlerinden biri… Üstelik Türk siyasetinin bugüne dek pek tanık olmadığı bir “feragat” öyküsünün kahramanı… O, kurucusu olduğu ve Başbakan Yardımcılığını üstlendiği AKP’den, 22 Temmuz seçimlerinden hemen önce ayrıldığını açıklayarak, siyaseten ne denli farklı bir düşünce yapısına sahip olduğunu gösterdi.
Şimdilerde ise Türkiye Partisi Genel Başkanı olarak iktidarın en çekindiği muhaliflerden biri olarak siyaset sahnesinde…
Şener’in makam odasına girdiğimizde, eski öğrencilerinden küçük bir grupla sohbet ettiğini gördük. Biz sorularımızı yöneltmeden hemen önce, Genel Başkan bir ara makam odasından çıktı. Biz de fırsatı ganimet bilip, öğrencilerinin ağzından Abdüllatif Şener hakkında birkaç cümle alabilir miyiz diye harekete geçtik tabii… “Hocanızı birkaç sözcükle anlatmanızı isteseydik, neler söylerdiniz?” diye sordum. Mehmet Uncu, yaklaşık 25 yıllık hukuklarına dayanarak Abdüllatif Şener’in ilkesel duruşunun ne öğretim görevlisi olduğu dönemlerde ne de siyasetin baş aktörü olduğu yıllarda asla değişmediğini söyledi. Uncu’ya göre Abdüllatif Şener’in en önemli özelliği “net” duruşu... “Kararlarını bilgiye ve ahlaki değerlerine göre alır” diye de ekliyor.
Bu kısa sohbetin ardından Abdüllatif Şener’e sorularımızı yöneltiyoruz. Şener’in hem siyasi hem de akademisyen kimliği, ilk sorumuzun çerçevesini de doğal olarak çiziyor. Kaynama noktasına gelen üniversitelerdeki protesto eylemlerine bir öğretim görevlisi olarak nasıl baktığını soruyoruz. AKP’li Burhan Kuzu’nun “yumurta” macerasını değerlendirirken verdiği mesajlar ise dikkat çekici…
GAZETE5- Başbakan Erdoğan ve AKP’li Burhan Kuzu’nun üniversite öğrencilerinin protesto gösterilerine ilişkin oldukça sert mesajlar verdiğini gördük. Daha sonra bir soruşturma başlatıldı öğrenciler ve rektör hakkında… Siz bu girişimi nasıl değerlendirdiniz?
A.ŞENER: Öğrenciler yumurta attı diye bunun soruşturulması, bastırılması ve yok edilmesi gerektiğini düşünen siyasi liderler, demokrasinin ne olduğunu bilmiyorlar. Şu anda işin asıl önemli noktası bu diye düşünüyorum. Ben 80 öncesi öğrencilik yaptım. O dönem de öğrenci olayları vardı. Şiddet kullanılırdı, zor kullanılırdı. Yaralamalar, öldürme olayları sık görülürdü. O dönemdeki şiddet olaylarının toplum hafızasında önemli izleri vardır. Şu anda, demokrasi gereklikleri içinde cereyan eden protesto hadiselerini, siyasi liderler, maksatlarına uygun olarak, toplumun hafızasında eski olayları çağrışım yaptıracak şekilde bastırıp susturmaya çalışıyorlar. Halbuki o günün koşulları çok başkaydı. O gün cereyan eden olaylar çok farklı nitelikteydi. Bugün gördüğümüz olaylar onlarla kıyaslanmayacak kadar farklı olaylardır. Bu doğrudan doğruya demokratik bir haktır bana göre. Bir protestodur. İnsanlar duyarlı oldukları konularda protestolarını yaparlar. İnsanların ifade, örgütlenme ve şiddet kullanmamak kaydıyla eylem özgürlüğü vardır.
KUZU’NUN TANIMI ÇOK “AYARSIZ” BİR İFADE
GAZETE5- Burhan Kuzu’nun bir “örgüt” değerlendirmesi oldu. Sizce de üniversite gençliğini bir “örgüt” yönlendiriyor olabilir mi?
A.ŞENER: Bakıyorum, protestoya maruz kalanlar öyle tanımlamalar yapıyorlar ki, toplum hafızasında öyle kötü şeyleri hatırlatarak kendilerini haklı çıkarmaya çalışıyorlar. Örneğin bu bir örgüt işidir dediğiniz zaman, arkasında Ergenekon mu var diye tereddüt yaratırsınız. Bu çok ayarsız bir ifadedir. Ayarsız bir tanımlamadır. Çünkü cami yaşatma dernekleri de örgüttür. Ülkede binlerce sivil toplum kuruluşu var bunların hepsi örgüttür. Bir ülkede örgütlü toplumun olmayışı sorundur. Örgütlenme özgürlüğü olmayışı sorundur. Yoksa örgütlenmenin var oluşu, örgütlü grupların protesto, eylem yapmaları demokrasinin bir gereğidir.
GAZETE5- Burhan Kuzu, “askerden medet umuyorsanız boşuna beklersiniz. Onların takati kalmadı” diye bir söz de sarfetti. Bu ne anlama geliyor sizce?
A.ŞENER: Onu asker düşünsün. Onu ben yorumlamam. Ben sivil demokratik bir toplumdan yanayım. Sivilleşme neyse, demokratikleşme neyse onu savunurum. Şu kurum ne durumda diye sorgulamaya gerek görmem. Ama burada cereyan eden hadiselerde ve arkasından verilen demeçlerde çok vahim tablolar var. Türkiye’nin bugün suskun hale dönüşmüş olması tehlikedir. Yoksa, öğrencilerin işçilerin haykırması, protesto etmesi, yumurta atması tehlike değildir. Sağlık işaretidir.
BİR ÜLKEDE İKTİDARIN SESİ DAHA GÜR ÇIKIYORSA SAĞLIKSIZ GÖRÜNÜYOR DEMEKTİR
GAZETE5- Toplum nasıl susturuldu?
A.ŞENER- Şu anda sivil toplum kuruluşları yok. Belki milyonlarca sivil toplum kuruluşu var ama sivil olmaktan çıkmışlardır. Demokrasinin olmazsa olmaz şartlarından biri gelişmiş bir sivil toplumun varlığıdır. Bu yoksa ülkenin demokrasi standardı düşmüş demektir, demokrasi yerlerde sürünüyor demektir. Sivil toplum önemlidir. Ülkedeki eleştirel düşünceyi, eleştirel bakış açısını sürekli üreten ve yaygınlaştıran sivil toplum kuruluşlarıdır. Kiminin 5, kiminin 10 bin üyesi vardır. Ama kendi içlerinde eleştirel düşünceleri büyütür, çoğaltırlar. Özlü cümlelere dökerler. Edirne’den girer Hakkari’den çıkar bu slogan ve söylemler… İnsanların zihninde eleştirel bakış açısı oluşturur.
Sağlıklı bir demokraside, eleştirel düşüncenin ve muhalefetin sesi daha gür çıkar. Eğer bir ülkede iktidarın sesi gür çıkıyor, bağırıyor, çağırıyor, iktidarın görüşü tek görüş haline dönüşüyorsa o ülke sorunlu demektir. İktidarın sesi sorunlu çıkıyorsa sorunlu bir ülkedir, muhalefetin sesi fazla çıkıyorsa sağlıklı bir ülkedir. Dolayısıyla Türkiye çok sağlıksız görünüyor.
BU İKTİDARIN ÇOK BÜYÜK GÜNAHLARI VAR
GAZETE5- Bu duruma nasıl geldik? Uzun zamandır devam eden soruşturma ve davaların bu süreçte etkisi var mı sizce?
A.ŞENER: Olay o değil sadece… Kamu gücünü kullanan bir iktidar var. Bu iktidarın çok büyük yanlışları var. Bu iktidarın, başbakanın, bakanların ve tüm örgütün çok büyük günahları var. Yolsuzluklar devasa boyutlara ulaşmış vaziyette. Şeffaf oldukları takdirde, demokrasinin gereği olarak rahat eleştirildikleri taktirde, günahları rahat söylenip, rahat yazılır ve yayınlanır hale geldikçe, varlıkları tehlikeye düşecek. Kamuoyu görecek ve bunlardan uzaklaşacak. Bunu bildikleri için günahlarını konuşulamaz, yayınlanamaz, tartışılamaz hale getirmek için ellerindeki kamu gücünü bir kırbaç gibi kullanıyorlar.
BAŞBAKAN HER KESİMİ TEHDİT EDİYOR
GAZETE5- Sanki diktatörlük tanımı yapıyorsunuz…
A.ŞENER: Başbakan’ın her konuşmasında örtülü tehditler var. İşçilere, öğrencilere, işadamlarına, medya patronlarına, sendikalara, odalara, vakıflar, dernekler tüm sivil örgütlere tehdit var. Diyor ki canınıza okurum. Neyle okur. Elindeki kamu gücünü yasal sınırları aşarak kullanır. Örnekleri de var bunun. Örnekleri olduğu için de bir tehditkar cümleyi duyanlar hemen hizaya gelip susuyorlar. Bizim sömürge aydınlarımız da hemen iktidarın yanında saf tutup oradaki saçma sapan lafları ve berbat icraatları kendilerince düzeltiyorlar, yorumluyorlar. Felsefi kılıf icat etmeye çalışıyorlar. Aklamaya çalışıyorlar ki bir gazetenin bir köşesinde yazıyorlarsa, o köşeyi koruyalım. Veya bizi de yandaş olarak bilsinler ki biz de bazı nimetlerden yararlanalım diye düşünüyorlar. Gerekçe ister havuç, ister sopa olsun. Fark etmez. Sonuç önemlidir. Sonuç da suskunluktur.