SENDEN ÖNCE
Nice sabahlara uyandı bu yürekler senden önce, nice acılar, nice sevinçler yaşandı. Daha sen yenisin, hoşgeldin diyelim sana, bağırma buldum buldum diye, nice sular aktı bu ırmaklardan, senin görmen şart değildi, fakat aktılar. Kaç kere doğdu güneş, kaç kere dolunay oldu, kaç kere yağmurlar bardaktan boşanırcasına yağdılar...Hiç bir şey, hiç kimse, hiç bir olay seni beklemedi, her şey vardı senden önce ve her şey yine var olacak senden sonra. Hayatın sana ihtiyacı yoktu, senin ona ihtiyacın vardı, senden bağımsız, seninle veya sensiz akıp gidecekti zaman. Nice duygular yaşandı senden önce.
Kaç gönül sevdi delicesine, kaç yürek gümbürdedi davulun sesi gibi bangır bangır, hele dur bir, sen daha yenisin, dur bağırma avaz avaz, neyi gördün a yaramaz. Dur bakalım, kimisi onbeş bin beşinci kahvaltıda, yarın onbeş bin altı, aynı kızarmış ekmek, aynı çay, aynı peynir, duş, pantalon, ayakkabı...Aynı koşturmaca her sabah, geç mi kaldım, koşayım, gömleğin düğmesinin biri ters, kazağın ucu sökülmüş, boş ver görünmüyor. Çorabın biri de delik de gören yok nasılsa, inşallah bir yere gidip de ayakkabımızı çıkarmak zorunda kalmayız. Biliyor musun kaç baba öğle yemeklerini yıllarca en ucuz bir şekilde geçiştirdi senden önce? İçtiği çayın bile hesabını yaptı mutlaka...
Kaç anne yemedi yedirdi senden önce? Kaç anne, çocuklar siz yiyin benim karnım tok dedi ve başını çevirip uzaklara baktı gülümseyerek...Neden banyodan çıktıklarında anneler çocuklarını öperler bilir misin? Neden hep tertemiz giyinmelerini isterler? Peki ya annesi olmayanlar, onları kim öper? Onları kim giydirir? Onlara kim çocuklar siz yiyin benim karnım tok der? Nice çocuklar yetim kaldılar bir gün senden önce... Çocukların göreviydi ekmek alıp gelmek, yetimlere belki kimse hadi iki ekmek al gel demedi, ne kadar tatlıydı iki ekmek alıp gelmek somurta somurta...
Yine ne kadar tatlıydı annelerin çocuklarını yıkaması, bir o yana bir bu yana çevirerek, saçlarını tırnaklayarak, gıdıklayarak bazan. Sonra giydirirken, ne kadar hoş kendini salıvermek, sola çekilince sola, sağa çekilince sağa eğilmek, kazak çekilince de aşağı...Oyuncak bebek gibi, fakat tam güvenerek, sarılıp, sarmalanmak...Şimdi artık kendin giyineceksin, kendin tırnaklayacaksın saçlarını, kendi kendini sarıp sarmalayacaksın, yok artık sandalyeye oturup beklemek, kendin çevireceksin kendini bir o yana, bir bu yana...
Kaç baba çocuklarını attı tuttu havaya senden önce, çocuklarda bir damla korku yok, zevkden dört köşeler maaşallah, güven tam, yüzde yüz. Hiç birinin aklına ya düşersem diye bir şey gelmez, baba bu, ölür ama düşürmez çocuğunu yere...Hani derler ya, ana baba olmadan anlayamazsınız ananızın, babanızın kıymetini diye, ne kadar anlamlı bir söz. Nice insanlar ana baba oldular ve bu sözü söylediler senden önce. Kimbilir nelere katlandılar? Nasıl kara kara düşündüler ne etsem, nasıl yapsam da doyursam yavrularımı diye...Peki ya anası babası olmayanlar, onlar ne yapacak, onları kim düşünecek?
Kimbilir kaç baba, kaç ana işsiz kaldı, kimbilir kaç kere saydı bozuk paralarını...Ay sonunu nasıl getireceğini bilemedi, evini barkını kaybedeceğini düşündü ve belki kaybetti de...Senden önce kaç kişi yaşadı, işsizliği, parasızlığı, çaresizliği, uyku tutmadı geceler boyu...Kimbilir kaç baba çocuklarını düşünüp, hesabını soramadı kendine yapılan kalleşliğin, kimbilir aynı ceketle kaç yıl geçirdi, kimbilir kaç gömleğinin yakası ters-yüz edildi. Kimbilir kaç ana bayramdan bir ay önceden, bayramlık kazak örmeye başladı çocuklarına, ordan burdan keserek üç beş kuruş biriktirdi bayram için.
Türkiye de Türk kültürü ile büyümüş herkes, karnı aç ayağı yalın çocuğun hakkına saygı duyacak kadar olgundur. Bizim derdimiz hiç bir zaman etnik değildi, etnik olmadı, olamaz, olmayacak. Yurdumun bütün anaları, bütün babaları bunları yaşadılar. Yemediler yedirdiler, içmediler içirdiler, yoktan var ettiler, olağanüstü bir güçle yaşama mücadelesi verdiler...Gün geldi yaşlandılar ve belki yaşlanmayı da kabul edemediler. Birsabah bir acıyla uyandılar, geçer dediler, geçmedi ve kara kara düşündüler, kendilerini de değil, geride kalacak olanları...Nice insanlar, neler neler yaşadılar senden önce...
Bu analar, bu babalar, bu evlatlar yaşanmış anıların acısıyla, daha iyiyi, daha güzeli istediler, bunun mücadelesini verdiler. Unutamadıkları anılarına sadık kaldılar. Kendi yaşadıklarından bildikleri için başka insanlara saygı duydular. Benim kültürüm budur, içinde olmayan şeyleri anlamam. Benim anlayacağım tek şey vardır: İnsanların yaşama mücadelesi...Bu bağlamda, kimsenin yapay sorunlar çıkarmasına gerek yoktur. Bizim amacımız insanların, anaların, babaların, evlatların çaresizliğine çare üretmektir, yapay hedefler göstermek değil...Nice yürekler yandı, nice çaresizlikler yaşandı, gün çağdaş bir şekilde ve hep birlikte bütün Türkiye için, hiç bir ayrım yapmaksızın birlikte olma günüdür ve bize bu yakışır...
Evet nice insanlar, neler neler yaşadılar senden önce, istedikleri belki sadece bir yuva kurmak ve çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayabilmek kadar basitdi, fakat bu basitlik onların hayatlarını yok edecek kadar ağırdı aynı zamanda. Bir babanın işsiz kalması ne demektir biliyor musunuz? Bir annenin alışveriş yapamaması ne demektir? Devletin temel görevlerinden biri de vatandaşları arasında hiç bir ayrım yapmaksızın, onların refah içinde yaşamalarının yolunu açmaktır, sosyal adalete yardımcı olmaktır, adil gelir dağılımına öncü ve destek olmaktır. Türkiye nin sorunları bütün Türkiye nin sorunlarıdır. Devlet bir ülkede bütün vatandaşların hem babası hem de anası rolündedir. Fakat bunun böyle olmadığını görerek nice insanlar isyan ettiler senden önce...
Emre Kaan Emre