|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Kenan Temur'u Delirten Süreç
Bekir Öztürk - Kuddusi Okkır'ı ölüme götüren süreçtir, Kenan Temur'u Delirten Süreç. Bu süreç Mahkeme Salonunda Savcıların yüzlerine karşı söylediğim gibi; "İçinde hukukun "H" si, Ahlakın "A" sı, Namus'un "N" si olmayan bir süreçtir. Daha önceden söz verdiğim üzere size "Ergenekon da yolun sonu" dizisinin ikinci bölümünü yazacaktım. Ama yaklaşık 4 ay aynı koğuşu paylaştığım Kenan Temur kardeşimin durumunu "bilgi" ye dayalı olarak öğrendikten sonra önce onunla yaşadığımız dört ayın hatırı için ona vefa borcumu ödemek adına bu yazıyı yazmam gerektiğini düşündüm. Yoksa * Suikast Timinin başında gösterilen ve Orhan Pamuk'a suikast düzenleyeceği yazılan Muhammet Yüce'nin. * Her konuşmasında- yazısında "Darbe olacak" saçmalıkları ile yakalanan Şizofren Dr. Ümit Sayın'ın, * Sorgusu sırasında "Beni Türkiye Cumhuriyeti Savcıları tutuklatamaz, olsa olsa Amerikanın savcıları tutuklatır" diyen, mahkeme de heyete "Ben darbeci değilim, Elhandülillah İhtilalciyim" diye haykıran Prof.Dr. Emin Gürses hocamın tahliyeleri, "Ergenekon da yolun sonu" na gelindiği tezimi güçlendirecek gelişmelerdir. Gelelim Asli konumuza. Elazığ özel Harekat Şube Müdürü Ayhan Atabek ve Bu dava başladığında henüz polis bile olmayan Kenan Temur ( Ki Kenan eğer iddia edilen suçları işlemişse nasıl polis oldu. Devlet güvenlik personeli alırken böyle bir gaflette buluna bilir mi? ) tutuklanıp bizim odamıza geldiklerinde, çok ciddi bir psikolojik travma halindelerdi. Bu verdikleri hizmet ve karşılaştıkları büyük haksızlık düşünüldüğünde anlaşılmayacak bir durumda değildi. Kenan bana hayat hikayesini anlattığında içimden kazandığın okuldan tut, son anda verdiğin derse, bu sayede elde ettiğin mesleğe, evlenmenden seni buralara getiren "Devlet Büyükleri Koruma Güvenlik Şubesi" ne verilmene kadar hep "son anda" gelişmeleri ile yaşamışsın. Çok kötü olsada bir son anda gelişmesiylede kader çizgin bizlerle kesişmiş diye geçirmiştim. Her ikiside kendilerinin suçsuz yere hapsedildiklerini defalarca anlattı durdular. Aslında bu o odada ben dahil olmak üzere her kese "siz suçlusunuz" demekten başka bir anlam taşımıyordu. Ancak onlar bunu anlayabilecek bir beyin konforuna sahip değillerdi. Kenan Öğretmen olan babası saz çalan, kendiside müziğe yatkın bir arkadaştı. Bizim her gün mahkemeye gitmemiz gün boyu odada kalan Kenan ve Ayhana ikinci bir hapis gibi geliyordu. Onlara kendilerinden yaklaşık 20 ay tecrübeli bir kardeşleri olarak, "Cezaevinde kendinizi bir meşgale bulmanız şart. Yoksa bu duvarlar adamın üzerine üzerine gelir" dedim. Hatta Kenan'a "Bak sen altyapısıda olan bir insansın, Udu al odana götür, çalmaya çalış, olmadı evdekilere yaz bir bağlama getirsinler, burayı kendinize okulda yapabilirsiniz, tabutta" demiştim. Kenan müzik konusunda tavsiyemi dinlemesede odamızda varlığını bile unuttuğumuz Santrancı gündüzleri Ayhan ile kendisine, geceleri ise hepimize bir zaman geçirme ensturmanı olarak keşfetti. Bir süre sonra Of'lu Kardeşimin ( Meşhur gecekondunun sahibi olduğu iftirasıyla 3. senesinde halen içerde olan bahtsız kardeşim Mehmet Demirtaş ) uzmanlık alanı olan zeytin çekirdeğinden tesbih yapmaya başladı. Hem ne tesbihler yaptı. Her biri 99 olmak üzere, annelerine, babalarına neredeyse tüm sülaleye tesbih yaptı. O çekirdekleri sürtüşünü görmeliydiniz, kendisine bu haksızlıkları yapan insanların burnu Kenan'ın elindeydi ve onu duvara sürtüyordu adeta. Ama olmadı. O kadar çok zaman vardıki harcayacak. Tüm bunlar yetmedi. Bir gün Can Dostum Mehmet'in odasında konu nerden açıldıysa yine zaman harcamayı tartıştık. Hem ne tartışma. Ona 15 ayı aynı hücrede yaşadığımız Sesar Başkanı İsmail Yıldız'ın mütedeyyin bir insan olarak girdiği cezaevinden neredeyse okuyup üfleyerek çıkabileceğine inanmaya başlayan bir Cinci Hocaya nasıl dönüştüğünü anlattım. Ve ona "elbette sana kimse dinin gereklerini yaşama diyemez, ama bu 'Manevi yönümü güçlendireceğim' düşüncesi ve bunun cezaevinde hayata geçirilmesinin sonu hiç iyi olmaya bilir" dedim. Bunun üzerine hiddetlenen Kenan benim Allah'a inanıp inanmadığım konusunda şüphe duyduğunu ima etti. "Ben eğer orta okuldan sonra İmam Hatip Lisesinden ayrılıp normal liseye geçmeseydim belkide Allah'a inancımı kaybederdim. Ama şükürler olsunki bunu fark ettim ve halen Allah'a inanmaktayım" dedim. İkimizide aşırı derecede geren bu tartışmanın şahidi Mehmet Demirtaş kardeşim şu anda halen Silivri 4. Nolu L Tipi Ezaevi'nde. Hiç kuşkusuz benden sonra Kenan kardeşimi akıl sağlığını bozan bu süreçle ilgili her şeyi o çok daha iyi değerlendirecektir. Bu anlattıklarım elbette Kenan Kardeşim ile benim aramda kalıcı bir küskünlük, kırgınlık yaratmadı. Bir kaç gün sonra hiç bir şey olmamış gibi kaldığımız yerden devam ettik. Ben onlara "Torunlarım" diyordum. Her mektubumda "Torunlara selam söyle" söyle diyordum Mehmet'e. Mehmet Demirtaş kardeşimden aldığım en son mektupta Kenan'ın durumu ile ilgili bir bilgi yoktu. Ama bir kaç gün içinde gelmesini beklediğim mektubunda yazacağından eminim. Sözün özü değerli okular, Kenan Temur kendisine yapılan haksızlığa, hukuksuzluğa, ahlaksızlığa, namussuzluğa daha fazla dayanamamıştır. Allahtan o halen bendenen aramızda. Metin Göktepe gibi birinin ölüm yıldönümlerinin 10 Kasım gibi etkinliklerle anıldığı duygusuz, duyarsız ve garip ülkemde ne zaman öldüğü bile unutulan Kuddusi Okkır gibi aramızdan sessizca ayrılmadı. Umuyorum en kısa zamanda sağlığına kavuşur ve yaşadıklarının hesabını bu kez tesbih çekirdeğinde olduğu gibi değil, bu sürecin planlayıcıları, tegahtarları ve taşeronlarının hepsinin burnundan fitil fitil getirir. Bekir Öztürk bilgi@bhaber.net http://bhaber.net
|
Köşe Yazarları
Haber AraEn Çok Okunanlar
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||