Züppe kılıklının biri çıkmış benim canım teyzemin bana sallana sallana, ağlaya ağlaya, yüreğini ve benim o zamanki küçüçük yüreğimi dağlaya dağlaya söylediği türkümü söylüyor. Teyzem belki yanlış söylerdi ama baştan sona buram buram duygu dolardı ve yanık bir sesle, hissederek söylerdi. Ben endişelenir korkardım, ne olduğunu anlayamazdım, fakat işte böyle girerdi duygu gözden kulaktan. Hiç unutmam bir gün mutfaktayız, dışarda yağmur yağıyor, anam ve teyzem de mutfaktalar, teyzem ölen dayım için başladı bir ağıt yakmaya " Gardaş damın mı akıyor gardaş, üşüdün mü gardaş diyor ve ağlıyor, sallanıyor ve ağlıyor" Dünyada hiç bir şey bu ağıtlar kadar gerçek ve bu ağıtlar kadar duygu yüklü olamazlar. Teyzem söylüyor ve ağlıyor, anam da söylüyor ve ağlıyor, ben de neye ağladığımı bilmeden ağlıyorum.
Süslü püslü hatunları çıkarmışlar, maaşallah ciyak ciyak bağırıyorlar, ses normal güzellikte, Türkçe istanbul Türkçesi, diksiyon yerinde, ondan bundan ders filan da almıştır, kimbilir belki de konservatuar mezunudur, türküde hata yok, benim bilmediğim türkü azdır zaten...Fakat duygu sıfır, bana sanki burnuna bir balon takmış, ayaklarına palet giymiş, gözlerini boyamış, biraz da dişice giyinmiş bir palyaço ne olur beni sevin diye bağırıyor gibi geliyor...Ne kadar gülünç...Bunların erkek versiyonu da var, ciyak ciyak bağırır, yarım yamalak kontrol edebildikleri vücutlarıyla saçma sapan hareketler yaparlar, ha iki de çağdaş görünmek için mimik ve ses tonu oynaması, gerisi reklam ve basın işi...Benim türkülerimi bu soytarıların kirletmesine izin vermem.
Zaten bir türküyü tek defada sıfır hatayla okumak zordur. Fakat şimdi teknoloji çağı, söyletiyorlar kıytırık bir manken bozuntusuna veya "kafe" züppesine aynı şarkı veya türküyü 10 kere, gerisi teknolojinin işi. Her cümlenin en iyi okunduğu yerleri alıyorlar, seslerle istedikleri gibi oynuyorlar, ekleme yapıyorlar, çıkarma yapıyorlar, kesiyorlar, bölüyorlar, doğruyorlar ve oluyor sana elektronik türkü...Zaten sonraki tüm tekrarlar da kayıttan veriliyor, "playback" yapılıyor, resmen tiyatro...Oysa ki ezgi, müzik uçar, kaçar bir şeydir yani özgündür, çıkış itibariyle bu böyledir, kayda girdiği anda ölür. Biraz açayım...Dans etmek gibidir, dans dans ederken güzeldir, dansı kayda alırsan dans etmiş olmazsın, dansın kaydını seyretmiş olursun. Keza müzik sıcağı sıcağına, saz elinde, duygun yüreğinde, sesin yüzde yüz özgün, yaşanan anda yapılır, kayda girdiği anda o bir kopyadır, aslı gibi olmaz.
Müzik sözcüğü Türkçe asıllı değildir, latin kaynaklı dillerden Türkçeye geçmiştir, bugün müzik dinlemek haliyle veya müzik çalmak haliyle kullanılsa da, tarihte "müziklemek" gibi çevrilebilecek bir anlamı vardır, konuşmak gibi yani gerçek zamanda, şu an konuşmak gibi, sözlü ve canlı anlatım gibi, kayıttan konuşmayı dinlemek değil. "Müziklemek",veya "ezgilemek" böyle bir şeydir, şu an, burada, şimdi, sıcağı sıcağına ve canlı, akan hissedilen, duyulan, ürperten veya çoşkulandıran bir eylemdir, YANİ BU EYLEMİN KAYDI DEĞİLDİR. Bir insanın bizzat kendisinin canlı konuşmasını, aracısız doğrudan kendi gözlerinizle görmek ve kendi kulaklarınızla dinlemek gibidir. Keza müzikte de kayda girmeyen duygular vardır. Müzik YAŞANARAK YAPILIR, ruhuna ve ortamına uymayan bir şekilde salak salak bağırıp çağırarak yapılan şeyin adı müzik değildir. Ne zaman bir televizyon açsanız yığınla böyle sirk palyaçosu görürsünüz.
Hadi diyelim yuttunuz, size tavsiyem sakın ha sakın bu canım türkülerimi söylediğini sanan bu sirk palyaçolarıyla ilgili bir söyleşiye, sakın ha sakın bakmayın, türkü nedir biliyorsanız mideniz tümden bulanır. Türküdeki derinliğe bakarsın kanın donar, konuşan adama bakarsın, alakasız armut kafalı bir tip, ne dili, ne kişiliği, ne hayat görüşü tövbe türküye uymaz...Al bir İstanbul veya İzmir züppesi veya kıytırık bir süslü hatun ve ver ağzına Anadolu türküsünü, Eyfel kulesine veya Pizza kulesine nazar boncuğu takmak gibi bir şey...Tamam dinlemesinler demiyoruz, sevmesinler demiyoruz, ilgilenmesinler demiyoruz, fakat çıkıp ben bu türküyü söylerim dersen, sana bir; Hadi be! Çeken olursa, muşmula gibi bakmayacaksın. Boyundan büyük işe kalkışırsan sana hop dedik diyen çıkar. Sen sana ve kafana, tipine veya tipsizliğine uygun şarkıyı söyleyeceksin, bırakacaksın o türküyü, o türküyü yakan, yana yana söylesin, ya da yakana yakın birisi söylesin. Sen sus ve dinle, tadını çıkar, senin sesin yanmaz, sende o türküyü hissederek söyleyecek kafa da yok, çile de yok.
Benim türkülerim benim canımdır, her insanın ağzına yakışmaz. Hüzünlüyse o hüznü, neşeliyse o neşeyi her insan yaşatamaz ve bunu öyle okulda, konservatuarda, ordan burdan tanınmış hocalardan ders alarak da öğrenemezsin. Hangi ozanımız kimden ders almıştır? Nesilden nesile, acıyla, çileyle, neşeyle ve yaşanarak geçer. Yaşadığın ortam o türkünün ortamı, yaşadığın çile o türkünün çilesi, yaşadığın sevinç o türkünün sevinci olacak...Yoksa bilmediği hikayeyi anlatmaya çalışan bir sirk palyaçosuna benzersin. Herkes sevebilir ve mırıldanabilir, fakat herkes yerini bilecek. Ya da hakkıyla söyleyeni takdir edecek, selam duracak, çıkıp türkülerimi katletmeyecek.
Diyeceksiniz ki, yahu Emre sadece türkülerimiz değil ki, her şey tam çorba oldu. Kültür yozlaşması mı dersin, konuşmayı bile bilmeyen hanzo politikacılar mı dersin, iki şarkı söyledi diye müziği politikaya karıştıran yandaş satılık sanatçılar mı dersin, yazarlığı fahişelikle karıştıran satılık kalemler mi dersin, döne döne mevlevileri bile sollayan yanar dönerler mi dersin, Türkiye yi karalamayı marifet sananlar mı dersin, her devirde kraldan çok kralcı olanlar mı dersin, Atamın adını pis ağızlarında kirletenler mi dersin, hem dindar görünüp hem fingirdeyenler mi dersin, gece gündüz tehdit savuran, çoluk çocuğu korkudan titreten sahte dinciler mi dersin, Frankeştayn ülkesi oldu vatan...Korku filmine gerek yok, dinle bir İstanbul züppesinin okuduğu Anadolu türküsü, al sana korku filmi. Aç bir politikacıyı dinle, tehdit, suçlama, uyarı...Asarım haa, keserim haa, Silivri Silivri, Susun, al sana bir başka korku filmi.
Herkes ehli olmadığı işe el attı ve sonuç...Türkümüzü kirlettiler, vatanımızı kirlettiler, kültürümüzü yozlaştırdılar, demokrasimizi tiranlaştırdılar, milletimizi silmeye çalıştılar, aydınlarımızı korkuttular, yazarları tehdit ettiler, insanları satın aldılar, baba miraslarını sattılar, ülkem bölünme tehdidi altında, bayrağımızı yarıya indirdiler yastayız. Şimdi bu acıyla bir yas türküsü yakıp söylememiz gerekir değil mi? Çıkar iktidar taraftarı bir türkücü, size kıvıra kıvıra, kırıta kırıta, ağzı kulağında sırıta sırıta çok güzel bir yas türküsü de söyler...Merak etmeyin göbek de atar söylerken...Anlamadan yapılan şey ancak bu kadar olur.
Emre Kaan Emre...12/02/2011