SOHBET TADINDA BURJUVAZİ
Van dönüşü İstanbul dan teyze kızına uğramadan geçmeyelim dedik, hem sarılıp kucaklaşmak, hem de adam başı bir demlik çay içmek niyetindeydik. Kıyametler koptu, hayatta bırakmam dedi, fakat bu gece reddedemeyeceğim bir yere davetliyiz, illa siz de geleceksiniz. Kardeşim, kıyafetimiz uygun değil, 2000 km. den fazla yoldan gelmişiz, şeytan çarpmış gibiyiz, üstümüş başımız toz, toprak, ayağımızda kot pantolon, spor ayakkabı, en basitinden kolsuz bir gömlek, ormandan çıkmış gibi bir halimiz var...Yok olmaz, siz bir banyo yapın, 2 saat dinlenin, bizimle geleceksiniz...Kabul ettik, başka çaremiz de yoktu zaten...Teyze kızı da insana hiç kaçış yolu bırakmaz, ne yapacağını şaşırırsın, adamı tatlılıkla esir alır, gık diyemezsin, kem, küm ettiysek de, yine büktük boynumuzu, gideceğiz.
Gece de ne gecesi onu da bilmiyoruz, masalar var, şarkıcılar var, kimisi dans ediyor, kimisi bir masadan başka bir masaya geziyor...Neyse gittik bir masaya oturduk, hem yemek yeniyor, hem sohbet var da, sohbet de hiç benlik değil...Benim canım sıkıldı, teyze kızı anladı tabi, o da benim karşımda oturuyor. Bana soruyor, sen ne düşünüyorsun diye, ben cevap veriyorum ama, teyze kızından başka beni dinleyen, bir allahın kulu yok. Onun bana ilgisini de anlayamıyor millet, kimdir? Nedir? Nerden çıktı? Karşımda orta yaşlarda bir adamın yanına, biraz önce şarkı söyleyen kadın geldi oturdu. Adam kadının burnuna dokunuyor, yanağından makas alıyor ve gülüyor, sonradan öğrendiğime göre eski hızlı devrimcilerdenmiş, şimdi iş adamı olmuş, dikkat çekmeyi seven, histerik bir tip.
Teyze kızı baktı olmayacak, ben ya patlayacağım ya cinnet geçireceğim, durun size yeğenimi tanıştırayım dedi. Zaten millet meraktan çatlıyor, sadece meraktan olsa gerek, ilk defa pür dikkat dinlediler, teyze kızı da ballandıra, ballandıra anlattı...Ben içimden, ne gerek vardı şimdi buna diyorum, çünkü devamını biliyorum...Oradaki insanların değer yargılarına giren, bazı önemli şeyler söylenmiş oldu, teyze kızı da havasını atmış oldu. O ana kadar kimsenin oralı bile olmadığı, ışığa gelen kelebekten daha az değersiz ben, odak noktası oldum. Karşımdaki eski hızlı devrimci, yanındaki kadından makas almayı bıraktı, bazı diğer kadınlar fotoğraf çeker gibi gözlerini yüzüme dikti, çok tedirgin oldum. Teyze kızı artık bir daha bana, sen ne düşünüyorsun deme gereği duymadı, ben ona sormak zorunda kaldım. Aslan kesilenler, sakinleşti, kahkahalar azaldı, sohbet ben bu yönde hiç bir şey yapmadığım halde, daha ciddi bir hal aldı. Herkes, sanki ben sormuşum gibi, kendisinin ne iş yaptığını ve kim olduğunu anlatmaya başladı, sanki kendini ispat etmek istermiş gibi.
Çoğu geçim sorunu olmayan, o davetten bu davete, o eğlenceden bu eğlenceye koşan insanlar. Bunların zevklerine uygun, lokantalar, geceler, lüks tüketim malları, giysiler, konserler, arabalar, elektronik aletler, hatta tiyatrolar, klüpler, değişik zevk ve hazlar, eğlenceler olmalı, yoksa canı sıkılır bunların. Her ülkede ve her şehirde, ne yapacağını şaşırmış, kendince yapacak bir şey, gidecek bir yer, değişiklik arayan, geçim sorunu olmayan bir burjuvazi vardır. Değer yargıları, gülünç ötesidir, küçük zihniyette insanlardır, kendilerine benzemeyenlere ya da kendi değer yargılarına uymayanlara acımasız davranırlar. Ya paranız olacak, ya mevkiniz olacak, ya da filanca çok ünlü yerden mezun filanca kişi olacaksınız, veya tanınmış bir insan olacaksınız...Yoksa kapılar size kapanır, size yerinizin orası olmadığını hissettirirler. Dil, davranış, ilgi, iltifatlar, eleştiriler, alaylar ve küçümseme eğilimi bu bağlamda, size karşı kullanılır.
Bu dünyanın her tarafında böyle...Paris te bir iş toplantısındayız, nerden öğrenmişlerse karşı taraf benim Türk olduğumu öğrenmiş, bir türlü kabullenemiyorlar. Benim temsil ettiğim şirketin hataları var, fakat bu hatalar proje için esas teşkil edecek nitelikte değil. Karşı taraf beni yerden yere vurmaya çalışıyor ama, o güzelim burjuva-entel dille çaktırmadan yapıyor. Suçlu Türk, ne işi var aramızda, bu adam anlamaz zaten, böyle kişilerle yola çıkarsanız, olacağı da budur, demiyorlar da, ima ediyorlar nerdeyse. Kimisi konuşmaya bile tenezzül etmiyor. Bizim şirketi temsil eden kadın, Fransa nın en zengin patronlarından biri olan, karşıdaki adama aynen şöyle söylüyor: "Bir insan eşini aldatabilir, fakat boşanmak bambaşka bir şeydir..." Kadın bunu söylerken utanmıyor, ben utanıyorum...Tercümesi şu, evet sözleşmede bazı aksaklıklar oldu, fakat sözleşmeyi bozmayalım. Bu arada adamın danışmanları işin içine karışıyor, ağır silahları çekip saldırıyorlar, bende çıt yok, kasıtlı susuyorum.
O kadar gülünç bir durum ortaya çıkıyor ki, karşıdaki ünlü iş adamı, benim suskunluğumu anlayamıyor ve sonunda bana sormak zorunda kalıyor. 20 dakika konuşuyorum, çıt yok, herkes susuyor ve herkes istisnasız herkes, Türkiye yi ne kadar çok sevdiğini ve zaten tatile de geldiğini anlatmaya başlıyor, bana koydukları Türk etiketinden kendileri utanıyorlar. Projeyi konuşmayı bile unutuyorlar, proje 10 gün gecikmeyle de olsa gerçekleştiriliyor. Burjuvaziye nasıl konuşacağını bileceksin, bu da konuşulan dili ustaca kullanmaya bağlı, yoksa seni keser atar. Dolayısıyla halktan bir insanın bu ortamda yaşaması zordur, dil ve size koyulan etiketler en büyük engel olarak karşınıza çıkar. Bazan iki kere daha güçlü olmanız, üç kere daha çok çalışmanız gerekebilir, ta ki kabul edilinceye kadar. Kabul edilip, olumsuz etiketten, olumlu etikete geçtiğiniz andan itibaren ise, ne yaparsanız yapın normal karşılanır, kimse sizi eleştirmeye cesaret edemez.
Bir Rum armatörün evlilik yıldönümüne davetliyiz, ben gitmek istemiyorum, fakat bana gitmem gerekli olduğu ima ediliyor. Gidiyoruz...Adam 60 yaşlarında, hem kel hem bodur, daire son derece lüks. Eşi İspanyol, 30 yaşlarında, manken gibi bir şey, sanki podyumda gibi sürekli gülümsüyor, çok da yapmacık gülümsüyor, sanki hep gülmek zorundaymış gibi bir hali var. Bir pasta kesiyorlar içinden mini etekli kızlar çıkıyor, herkes alkışlıyor, ben sıkılıyorum. Tanınmış bir şarkıcı geliyor, şarkı söylüyor, arada bir duruyor, bir siyah Afrika filmindeki yaşlı bir dedenin, çocuklara hikaye anlatırken, çocukların tam hipnotize olmuş gibi dinlemelerini engellemek için söylediği sözcüğü haykırıyor, "Ye klik"...Filmde çocuklar, evet buradayız hipnotize olmadan dinliyoruz demek için "ye klak" diyorlar...Armatörün misafirleri de "Ye klak" diyor şarkıcıya ve mutluluktan uçuyorlar...Sanki Afrika nın yoksulluğundan bir şey daha çalınmış gibi geliyor bana...Siz kimsiniz? İstanbul züppesinin ağzında, Anadolu türküsü gibi bir şey, söylediği türkünün sözlerini anlasa bari...
Ankara, İstanbul, İzmir, Paris, Amsterdam, Zürih, Münih, Milano, Brüksel...Burjuvaziyi eğlendirmenin yollarını bulmalı, patlarlar yoksa. Değişik ve ilginç yerler olmalı, komik insanlar bulunmalı, lokantalar, lüks oteller, okkalı konferanslar, konserler, şarkıcılar, müzisyenler, tiyatrolar...Kültür onlara ait olmalı ve bazı maddi veya manevi engeller koyulmalı, her önüne gelen giremesin diye...Bu yerleri bilmeyen, görmeyen, gitmeyen, ya aptal olmalı, ya gülünç. Kendi değerlerini ve değer yargılarını yaratmalı burjuvazi ve birbirlerini buralarda bulmalılar. Bunların nasıl bir kafa yapısına sahip olduklarını bilen bazı akıllı iş adamları da, buna yönelik yatırım yapmaktadırlar. Parası olan istanbul da, Paris de veya Milano da veya dünyanın herhangi bir büyük şehrinde açar lüks bir yer ve tanıtımını yapar, merak etmeyin gelirler, canı sıkılır burjuvazinin, sürekli eğlence ve değişiklik arar. Hatta aynı yerlerden bıkar, hiç bir doğum günü, evlilik yıldönümü, şirket yıl dönümü, konser, gece, eğlence, balo, diğerinin aynı olmamalıdır.
Yüzyıllar önceye bakıyorsun aynı şey, yüzyıllar sonraya bakıyorsun yine aynı şey. Genelde kimler filozof, müzisyen, yazar, bilim adamı, sanatçı, politikacı, araştırmacı olmuşlardır...Çoğu ya barondur, ya da soylu bir aileden gelen, geçim sorunu olmayan ve başka şeylere zaman ayırıp yıllarca sadece öğrenen, soylu bir eğitimden gelmiş insanlardır. Yoksulun kendi haline ağlayacak zamanı yokken, yoksulluğun acısı bile burjuvazinin edebiyatını besler. Kim okur o romanları? Kimler tiyatrosunu seyreder? Kimler bilimle uğraşır? Hangi yargıç kimleri yargılar? Hangi avukat kimleri savunur? Kimlerin canı sıkılır ve sürekli eğlence arar? Burjuvazi kendi değerlerini tepeden aşağıya doğru yayar...Bir model olarak sunar ve öyle olmaya zorlar...Hangi TV kanalına baksan bu vardır, hangi filme baksan bu vardır, sokakta, iş yerinde, okulda, basında bu vardır, rastgele seyrettiğin klipte bile bu vardır. Pek çok yoksul insan bile, hayatı boyu ulaşamayacağı halde, bu rüyayla yatar, bu rüyayla kalkar ve ölür gider...
Mutluluk bu değildir, mutluluk anlamsız değerleri, saçma sapan değerleri, bozulmayı, yozlaşmayı, kültüründen sapmayı, basit de olsalar insanlara etiketler yapıştırmayı reddedebilmektir. Basit şeylerin değerini bilmek, küçük sevinçlerle yetinebilmek, sevdiğinle yapacağın bir kahvaltıyı, en Lüks lokantaya tercih edebilmektir mutluluk. İnsanları en doğal halleriyle ve önce insan olarak sevebilmek, bir baş soğanın kıymetini bilmek, bir annenin yaptığı böreğin içindeki duyguyu anlamaktır mutluluk. Başkalarının acılarına duyarlı olmak, insanlarla oynamamak, onları küçümsememek, onlarla alay etmemek, herkesin eşit şartlarda doğmadığını bilmek, hatta bazan kendinden başarılı olduğun için utanmaktır mutluluk...Maddi değerlerle, etiketlerle, maddelerle, lokantalarla, lüks tüketimle, eğlenceyle, kokuşmuş değerlerle mutlu olunmaz, sadece gülünç olunur.
Emre Kaan Emre...30/03/2011