İlginçtir bilgisayar sistemleri özde sadece sıfır ve birden başka bir şey bulunmayan basit matematikten başlayarak, buradan son derece karmaşık diğer tabanlara ve formüllere geçer ve bununla bizi neredeyse kendisine hayran bırakan sunumlara ulaşır. Bazan da hepinizin bildiği gibi çalışmaz, ya istediğinizi yapmaz ya da istediğinizden farklı bir şey yapar veya en beklenmedik anda donar kalır veya batırır diyelim. Benim dikkatimi çeken insanların düşünce sisteminin de benzer bir yol izlemesidir, zaten böyle olmasaydı insan denen yaratık bilgisayar denen şeyi düşünemez ve uygulamaya geçiremezdi.
İnsan daha bebeklik çağlarında ve hatta anne karnında, kendisi ve kendisi olmayan ayrımını yapmaya başlar, her şey ilk başta bu basit ben veya ben değil ikilemi etrafında dönmektedir. Dış dünyayı bu şekilde öğrenmektedir, hatta ilk başlarda anne ile özdeşleşmeden kopması da yine bu şekilde olmaktadır. Bebeğin kendi vücuduna ilgisi de bu bağlamdadır, aslında bebek sürekli olarak kendisini keşfetmektedir ve bu nedenle kendi vücuduna ve organlarına ilgisi büyüktür. Hatta beslenme yoluyla aldığı ve daha sonra vücudundan attığı her şeye ilgisi vardır, burada yine kendisine ait olan ve olmayan şeylerin ayrımı önemlidir, büyük bir merak vardır ve bu merak aslında engellenmemelidir, değilse bebek ileri yaşlarda sorunlu hale gelebilir. Engellenen şeyler saplantı haline gelebilir, çocukken oynanmayan oyunlar ileri yaşlarda daha ciddi konuları bir oyun gibi almasına neden olabilir.
Ego gelişiminde bir aksaklık veya bir çarpıklık veya bir aşırılık varsa, bu ilerde büyük sorunlar çıkaracaktır ve çoğu kez bundan kaçış yoktur. Keza otorite ile ki bu anne veya baba olabilir yaşanacak önemli sorunlar ilerde tüm otoritelerin reddedilmesine neden olabilir veya otorite ile ya da ciddi konular ile dalga geçilmesi sonucunu doğurabilir. Skato dönemde kuma, çamura veya kendi dışkısına bir ilgi ve bir merak vardır. Bu dönemdeki bir aksaklık eğer bu çocuk yarın Cumhurbaşkanı veya Başbakan olursa, bilinçaltında devleti skato dönemde ilgi duyduğu maddeler gibi ele almasına neden olacaktır. Ya da eğer kendisi çocukluğunda otorite ile ilgili sorunlar yaşamışsa, devleti, hukuğu, bayrağı, cumhuriyeti ciddiye almayacaktır ve bir oyuncak olarak görecektir. Ciddi konuların ciddiyeti anlaşılamayacaktır, dolayısıyla saygısızlık, sevgisizlik, insan hayatıyla oynama, kamu yararını düşünememe ve anlayamama durumları olabilir.
Ego gelişiminde oluşacak sorunlar "güzel" olan eğer onun değilse ya elde etmeye ya da yok etmeye yönelmesine neden olabilir. Yani güzel olan ya ben olmalıyım, ya benim olmalı, ya da yok olmalı gibi aşırı bencil düşünce ve uygulamalar ortaya çıkar, kendisinin olmayan güzelliklere tahammülü yoktur. Güzeli veya iyiyi kimisi över, kimisi söver, kimisi döver, kimisi sevmeye gelir, kimisi çalmaya, kimisi kirletmeye, kimisi bulmaya, kimisi yaşatmaya...Kimisi taparcasına sever, kimisi ağlatır, kimisi sızlatır, yok etmek ister...Kimisi güzellikleri var etmeye ve yaşatmaya sevdalıdır, kimisi de kirletip yok etmeye...Kimi insanlar kirli olan her şeyi temizleyerek güzelleştirmek isterler, kimileri de temiz olan her şeyi kirleterek yok etmek isterler...Bu güzelliğin ne olduğu önemli değildir, orasını sizin hayal gücünüze bırakıyorum.
Hayal gücü derken, burası çok önemli, çünkü çocuk ve yetişkin hayal dünyasından geçmeden gerçek dünyayı anlayamıyor, yani hayal dünyası ne kadar genişse gerçek dünyayı anlama kapasitesi de o kadar büyük oluyor... Hangi şey şakadır hangi şey ciddidir gibi basit bir ikilem bile hayal dünyasından geçilmeden anlaşılamıyor...Böyle bir durumda hurafeler ciddidir, hacılar, hocalar doktordur, hukuk şakadır, insan hayatı oyuncaktır, şehitler kelledir, madenciler ölmeye alışkındır gibi saçma sözler çıkabilir. Bir ulusu ayakta tutan bayrak gibi, milli marş gibi, milliyetçilik gibi, vatan sevgisi gibi, tarih ve destan gibi kavramların önemi anlaşılamayabilir. Tarihsel sürecin bize ispat ettiği önemli şeyler önemsiz gibi, önemsiz şeyler de önemliymiş gibi algılanabilir ve tarihsel gerçekler tamamen çarpıtılmış olur.
Ben şahsen nerde bir milletvekili veya bakan konuşması duysam inanın utanıyorum. Çoğunun anlatım gücü sıfır, konuşma yeteneği yok, genel kültür çorba gibi, ne dediklerini kendileri de anlayamıyorlar ve ne kadar gülünç olduklarının farkında bile değiller...80 milyonluk koca bir ülkede eğer bizler bu insanlara kaldıysak yazıklar olsun bize...Sanıyorum Türkiye de hiç bir şey olamayan, siyasete atılıyor, ya milletvekili ya da bakan olmaya çalışıyor. Çoğunun bir düşünceyi açık ve net bir biçimde açıklama yeteneği dahi yok, sürekli kendimize ne diyor bu adam diye sormak zorunda kalıyoruz ve bunlar bu milletin vekilleri, fakat daha kendilerini temsil edemiyorlar ki, milleti temsil etsinler...Millet de zaten bunların ne dediğini anlamıyor, sağırlar muhabbeti oluyor sonuçta...
Güzellikleri yok etmek olgun olmayan veya saplantılı insanların davranışlarıdır, ciddi konuları anlayamamak ve bunlara saygı duymamak bir toplumun temel değerlerini anlayamamakla ilgilidir. Sahip olma duygusu ve kıskançlık da politik açıdan kullanılabilecek kavramlardır, keza "güzel olan" senin değilse yok et gibi egoist ve faşist uygulamalar, sağlam kafalardan çıkan uygulamalar değillerdir, bu gibi uygulamalar ancak demokrasinin henüz tam oturmadığı ülkelerde yapılabilirler. Batılı ülkelerde bu kadar keyfi, egoist ve faşist uygulamalar kesinlikle olanaklı değildir. Hiç kimse görevini yapmasa bile oradaki basın görevini yapacaktır ve görevini yaptığı için tehdit edilmeyecektir. kaldı ki batıda demokrasi belirli bir olgunluk yaşındadır, konuşmayı dahi bilmeyen milletvekili veya bakanları orada tefe koyar çalarlar, bizde ise alkışlarlar, çünkü bizde hala küçük çıkarlar peşinde koşulmaktadır.
Aslında bu yazı ile söylemek istediğim şey şu: Bilgisayar dünyası, hatta daha genel anlamda teknoloji, psikoloji, politika birbirlerinden bağımsız değil. Hiç bir şeye benzemeyen politikacıları dinlerken, şaşkınlıktan küçük dilimizi yutuyoruz ve zorunlu olarak psikolojik konuları ve kavramları düşünüyoruz, sonra bunlarda ciddi bir proğramlama hatası var mutlaka diyerek bilgisayar dünyasına dalıyoruz...Hatta bazan bunların beyninde virus var diyoruz, çünkü öncelikler sırasını bile şaşırabiliyorlar...Kuralların olmadığı yerde, kendi yarattıkları anarşiyi kural sanmak psikolojik bir sorundur, hatta bazan bu toplu deliliğe kadar gidebilir...Bilimsel düşünmeyi bilmeyen zayıf insanların bunların anarşisini kural olarak almaları yaygın olsa bile, bunlar bilimselliği ön planda tutan kişilerin yanında her zaman gülünç duruma düşeceklerdir..
Peki neden bunlardan kurtulamıyoruz? Yaşasın! basın-yayın terörü, süslü püslü yandaş medya demokrasisi ve yaşasın korku imparatorluğu ve yaşasın küçük çıkarlarıyla hareket eden küçük insanlar...Hangi demokrasi? Uyduruk ve satılmış basın demokrasisi mi? Bilinçli insanların sayısı yüzde yetmişlere ulaşmadıkça, daha konuşmayı dahi bilmeyen milletvekillerinden ve bakanlardan kurtulamayacağız ve bunlar bulundukları yere layık olmadıkları için tüm güzellikleri yok etmeye devam edecekler...Ben şahsen ne zaman bunları dinlesem utancımdan yerin dibine geçiyorum...Hani derler ya görmemişin bir oğlu olmuş çekmiş koparmış diye, bunlar bilmedikleri, daha önceden görmedikleri ve anlayamadıkları her şeyi çekip koparıyorlar...Bunlar ülke veya devlet yönetecek kapasitede değiller, utanılacak insanlar bunlar...
Emre Kaan Emre...15/05/2011