new balance shoesasics running shoesmulberry handbagsnew balancetory burch saleonitsuka tiger saleLouboutin Saledesigner bagsprada handbagstory burch shoesLouis Vuitton Outlet

"KİLİSE" VE AKP

Tarih 20 Ağustos 2011, 00:42 Editör Editör

Orhan Gazi Ertekin - Express Dergisi Söyleşisi
BÖLÜM 1

"Yargı Meselesi Hallolundu!" nasıl karşılandı?

Orhan Gazi Ertekin: Henüz saray sofrasını aşan bir sonuç görmedik. Basında, Vatan'da önce manşet oldu, iki gün sonra tekrar haber olarak çıktı. Daha çok AKP'ye dönük şüpheyi geliştiren, AKP iktidarını sorgulamaya yönelik bir yaklaşımla ele alınmıştı: HSYK seçimlerinde Adalet Bakanlığı listesi nasıl kurgulanmış, sürecin ayrıntıları neler? Vatan'ın perspektifinden kitabın yerini tespit etmek çok eksik olur. Milliyet'te, Cumhuriyet'te haber oldu. Onun ötesinde, medyada çok ciddi bir karşılığı olmadı.

Referandum öncesinde Tarafta Neşe Düzel'in sizinle yaptığı uzun bir söyleşi çıkmıştı. Demokrat Yargı da Tarafın önemsediği bir dernekti; o cenahtan kitabınıza bir ilgi gösterilmedi mi?

Hayır. Kitabın Taraftaki karşılığı, "nasıl önemsizleştiririz, kıymetsizleştiririz, unuttururuz" yönündeydi. Gazetenin mutfağında ciddi bir haber olarak hazırlanıyor, ama yazı işlerinde Yasemin Çongar tarafından eleniyor. Kitaba yok muamelesi yapılıyor. Ama sadece pasif bir tavır değil, aktif bir karşılık da var. Kitabın muhatap aldığı kesimlerin itibarını yeniden yükseltme çabasıyla yeni haberler, yazılar kuruluyor. Örneğin, Osman Can konusunda Ahmet Altan'ın yazısı, hemen aynı gün yapılan YAP (Yeni Anayasa Platformu) haberi gibi. O haber tam da kitaptaki YAP tartışmasına dönük bir müdahaleyi içeriyordu. Bir-iki gün sonra da Lale Kemal, kitabı önemsizleştirmeye yönelik, "Orhan Gazi'ye de kulak verebiliriz, ama aslolan büyük dönüşümün yaşaması. O büyük dönüşüm içinde küçük marazlar olur" şeklinde bir yazı yazdı. Kitabın yayınlanmasından yedi-sekiz ay önce, HSYK seçim sürecinde, Yasemin Çongar ve Ahmet Altan'la irtibat kurduk. Ahmet Altana iki ayrı mektup yazdım. "Anayasa değişikliği referandumu sürecinde sizlerle beraberce bu değişikliğin anlamlı olduğunu ve soldan, liberallerden, kendine demokrat diyenlerden buna destek verilmesi gerektiğini söyledik. O süreçte bütün sözlerimiz demokrasi, hukuk devleti, hukukun üstünlüğü üzerine kuruluydu. Ama bu siyasî dil ile referandum sonrası HSYK seçim sürecindeki siyasî dil arasında derin bir fark var. Bunu gündeminize almanız gerektiğini düşünüyorum" dedim. Bir cevap gelmedi. Yasemin Çongar'a yazdım. "Yargıda çok önemli şeyler oluyor, daha önce söylediklerimizden çok farklı bir siyasî pratik yaşanıyor. AKP'nin oturduğu tabanı bile çok daraltan bir operasyon yürütülüyor. Gelin bu operasyonu beraberce sorgulayalım, bir demokrasi tartışmasına çekelim" dedim. Çongar "Bu işler böyle olur" anlamına gelecek bir cevap verdi. "O tartışmada daha çok Osman Çan'a katılıyorum" dedi. Tarafın kitaba nasıl bir karşılık vereceğini yedi-sekiz ay önce böylece test etmiş olduk. Ahmet Altan da, Yasemin Çongar da bu meselenin hiç umurlarında olmadığı sonucu çıkarılabilecek bir tepki verdiler. Ahmet Altan da bir yazısının köşesinde HSYK seçimlerini büyük tarihî dönüşümün küçük marazlarından biri olarak yerleştirmeye çalıştı. Kitap yayınlandıktan sonra da Osman Çan'ın itibarını yükseltmeye dönük bir yazı yazdı.

Zaman, Yeni Şafak, Sabah kitabı haber yaptı mı?

Hayır. Açıkça görülebilen bir sessizlik var orada.

Siyasî alandan bir tepki geldi mi?

CHP ve AKP koridorlarında kitap biraz dolaştı. Herkes söylenen sözün kendi siyasî rotasına yarayıp yaramayacağını tartmaya başladı. CHP konuya pek girmedi; Sezgin Tanrıkulu, İsa Gök gibi bazı milletvekilleri aradı. İsa Gök'le son bir-iki yıldır epey tartışmamız olmuştu. Kitabı kıymetli bulduklarını, zaten beklediklerini söylediler. Açıkça söylenmiyor ama, AKP tarafının da, CHP tarafının da özeleştiri tarzında bir kitap beklentisi var. Kitaptaki sözü kendi hanelerine yazmak için aceleyle hareket ettikleri izlenimi edindim.

"KİLİSE" VE AKP

Bu kitaptan AKP hanesine yazılacak bir şey çıkarılabilir mi?

Aslında çok şey var. Kitabın AKP içinde bir iktidar geriliminin yaşandığını ve AKP bileşenlerinin arasındaki iktidar geriliminin hangi noktalara dayandığını gösterdiğini düşünüyorum. Bence, siyaset analizlerinde dikkat gösterilmesi gereken şeylerden biri de bu. Liberallerin çok vurguladığı devlet-toplum ilişkilerine dikkat göstermek lâzım, ama bu problemli ve eksik bir yaklaşım. Vesayet analizleri, bürokrasi analizleri de yapmak lâzım. Bu kitap vesayete ve bürokrasiye odaklanan bir çalışma. "Kurum içi iktidar analizi" denebilir; bir siyasal egemenlik analizi olarak okunmamalı. Ekşi Sözlük'te "Yargı meselesi hallolundu" başlığı açılmış, kitabı çok iyi okumuş biri var. "Eleştirisi vesayet ve bürokrasi analizine dayanıyor" diyor. Bu doğru. Yargı içinden yazan birinin yapabileceği en doğru şey, kurum içi iktidar analizi yapmak, onun ötesinde, çeşitli kesimlerin siyasal egemenlik analizi yapabilmeleri için temel malzemeler koymaktır. Vesayet ve bürokrasi analizinin nispî bir siyasî analiz olduğunu kabul ederek yola devam etmek lâzım.

Sizce özellikle nereye bakılmalı?

 

Devlet içi hizip kavgalarını, saray kliklerinin kavgalarını takip etmek lâzım. Sadece AKP-CHP çatışmasına değil, AKP'nin içindeki çatışmalara yönelmek lâzım. Bunun bir yanı "Kilise"yle dindarlar arasındaki ilişkidir, ki biz yargıda "Kilise'yle, Cemaat'le dindarlar arasındaki gerilimleri giderek daha çok gözlemlemeye başladık. "

Kilise"den kastınız ne, kim?

Fethullah cemaati. Biz "Kilise" diyoruz onlara. O cemaat, Türkiye'deki dindarlık halleri, dindarlık tarihi üzerinden anlaşılabilecek bir dindarlık pozisyonu değil. Daha Batılı bir perspektiften algılanabilecek bir yapı, belki bir tür "Tapınak Şövalyeleri" gibi. Din içi bir konumlanmadan çok, operatif, işlevsel yapısı yüksek, farklı bir konumlanma olarak görmek lâzım.

İKİ EĞİLİM, İKİ ANALİZ

Demokrat Yargı Derneği ne zaman, nasıl kuruldu?

Demokrat Yargı'nın kurucu çekirdek kadrosunu daha çok Radikal 2'deki kalem tecrübelerinin biraraya getirdiği insanlar oluşturdu. Ben 2005'ten itibaren yazmaya başladım. Osman Can benden bir yıl önce, Kemal Şahin (Demokrat Yargı Derneği Genel Sekreteri) ve şu an Diyarbakır hâkimi olan Faruk Özsu da o dönemde başladılar. Yargıda ilk defa bizzat yargıyı tartışma konusu yapan ve bunu toplumla paylaşan bir grup ortaya çıktı. Daha önce yargı ve hukuk, tarafların eleştirinin dışında tuttuğu bir alandı. Marksist sol tarafından çok ciddiye alınmayan, içeriden bilgi üretilmesine ihtiyaç duyulmayan bir alandı; yargı üzerinden soru sormanın anlamsız olacağı yaklaşımı vardı. 1990'ların sonundan itibaren, hukuk ve yargı siyasal analizlere daha yoğun girmeye başladı.

Radikal 2'de giderek genişleyen varlığımız dışarıda da bir karşılık bulmaya başladı. Tabii tartışmanın AKP ile geleneksel iktidar güçleri arasındaki gerilime tekabül eden yanları da var. 2004-2005'ten sonra, AKP ile geleneksel güçler arasındaki çatışma ordu veya darbecilik üzerinden değil, yargı ve hukuk üzerinden gelişmeye başladı. Hemen hemen her gün yargının ve hukuk alanının bir müdahalesiyle karşı karşıya kalıyorduk. Bunun en ciddi ortaya çıktığı ilk yer Şemdinli meselesi oldu. Şemdinli meselesinde bu grup -Osman Can, diğer arkadaşlar, ben- ortak tepki verdi. Bu ilk bir araya geliş oldu. Hemen ardından gelen türban davası, AKP'nin kapatılması davası, Cumhurbaşkanlığı seçiminde 367 kararı, bu bireylerin daha sıkı biçimde bir araya gelmesini ve ortak tepki vermesini zorladı. Bu, yargıya da yansıyan politik sorunların takip edilmesinden kaynaklanan bir ortaklaşmaydı. Ve tam iki yıl önce, 2009'un temmuz ya da ağustosunda, bu ortaklıkların dernek bütünlüğüne taşınması gerektiği kararını aldık. YARSAV'ın hâkim olduğu bu alanda bir boşluk vardı. Dernek tartışması aramızdaki politik farklılıkların da ayırdına vardığımız yer oldu.

Ana hatlarıyla hangi siyasal eğilimler vardı aranızda?

Liberallik ve demokratlık olarak tanımlanan iki farklı eğilim var, biliyorsunuz. Liberallik Mustafa Erdoğan, Atilla Yayla gibi kişiler tarafından temsil edilen bir yaklaşım. Demokratlık ise '90'ların ikinci yarısından sonra, Ali Bayramoğlu, Etyen Mahçupyan, Ferhat Kentel gibi isimler üzerinden üretilmeye çalışılan bir yaklaşım. Dernekte iki yaklaşımın da bir karşılığı vardı. Ayrıca, farklı kesimlerdeki dindar-muhafazakârların da bir karşılığı vardı. Onlara biz ulaştık.

Cemaatten katılanlar oldu mu?

Hayır. Ama, Cemaat tipik dindarlık bilgisi üzerinden algılanabilecek bir yapı değil, yirmi yıl yan yana yaşadığınız birinin Cemaat'le ilişkisini bilmeyebilirsiniz...

Diğer siyasal eğilimler neydi?

Birde siyasî eğitimini daha çok sol içinde geçirmiş, ben dahil iki-üç arkadaşımız vardı. Dediğim gibi, türban davası, AKP kapatma davası, 367, bütün bunlara verilen tepkinin biraraya getirdiği bir siyasî kesim... Sol içinde bunları ciddiye almayan, "bunlar saray kliklerinin kavgasıdır" diyen bir kesim olduğu gibi, "burada bir politikanın imkânı var", "ortadaki soruyu kendimizce cevaplama ihtimalimiz var" ya da en azından "bu ihtimali geliştirebiliriz" diyenler de vardı. Ben ve birkaç arkadaşım, solun bu süreçte kendi şerhleriyle yer tutabileceğini düşünen bir gruptuk. Örneğin, referandum sürecinde "hayır" demek yerine "evet" demenin politik olarak daha imkâna sahip olduğunu söyleyerek, diğer "evet" diyen kesimlerle, Birikim grubundan Doğan Tarkan'ın grubuna, "Yetmez ama evet" grubuyla bir araya gelindi.

Demokrat Yargı'daki görüş ayrılıkları hangi noktalarda yoğunlaşıyordu?

Demokrat Yargı başından beri sol bir politik duruşla dindar-muhafazakâr politik duruş arasındaki gerilimli ittifakı yöneterek varoldu. Tüzük sürecindeki tartışmalarda, hayata bakış, yargıya bakış, temel iktidar meselelerine bakışta aramızda belli bir farklılık olduğu açık bir biçimde ortaya çıktı. Osman Çan'ın öncülük yaptığı grubun eğilimi, meseleyi toplum ve devlet olarak tanımlanan iki büyük blokun gerilimi olarak okumaya dayanan tipik liberal yaklaşımdı. Ne devlet içindeki ne de toplum içindeki farklılaşma, çatışma, gerilimleri gören, dolayısıyla, her ikisinin içindeki iktidar meselelerine odaklanmayan, "blok olarak toplum" ile "blok olarak devlet"in birbirini itmesi gerilimi varmış gibi bir analizleri vardı. Bizse "bu çok safça bir yaklaşım; böyle bir şey de yok zaten" diyorduk. Gerçek bir iktidar analizi devlete ve topluma dikkat gösterirken, her birinin ürettiği iç iktidar ilişkilerine de odaklanmalı. Sadece devlet / toplum gibi düz bir çelişki tasarlar ve Türkiye tarihini 1876 Anayasası, '24 Anayasası, '61 Anayasası üzerinden okursanız çok az şey görürsünüz ve de çözüm diye getirdiğiniz öneri devlet içindeki kliklerden birinin çözümü haline gelir. Bu çerçevede bir tartışma baştan beri vardı. Ama o dönem, ortaklıklarımıza kıymet verilmesi gerektiğini düşündüğümüz bir dönemdi.

Osman Can'ın öncülük yaptığı grubun ayrılması nasıl oldu?

Farklılıklarımızın daha kıymetli hale geldiği bir döneme girdik. Belirleyici ölçüt yeni iktidarın doğuşu ve Osman Çan'ın da yeni iktidarın entelektüeli olmasıydı. Dolayısıyla, "bu aşamadan sonra geçmiş sözlerimizi sizler olmaksızın devam ettireceğiz" dedik. Geçmişteki sözümüzü bugün de devam ettireceğiz. Fark, geçmişte bu işi yüklenenlerin aynı sözü sahiplenmiyor olmalarıdır. Şu an, bizim dışımızdakilerin politik tutumları daha sorgulanabilir hale geldi. Onlar giderek daha fazla soruyu cevaplamak zorunda, bizse daha fazla soru soran hale geldik.

 

Devam Edecek

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

SÖYLEŞİLER

Türkiye ilk kez emperyalist görüntü veriyor

Türkiye ilk kez emperyalist görüntü veriyor Tarihçi ve MHP milletvekili Prof. Halaçoğlu'na göre Suriye düşerse 3. dünya savaşı çıkabilir. Halaçoğlu Türkiye...

Bizi aldattıklarını sanmasınlar

Bizi aldattıklarını sanmasınlar Balçiçek Pamir’in Habertürk’de “Karşıt Görüş Özel” programına katılan Timur Selçuk, bir sanatçıya yakışan dürüstlük...

İKİNCİ TEK PARTİ DÖNEMİ

İKİNCİ TEK PARTİ DÖNEMİ 28 Ocak'ta, MHP Seçim Beyannamesi'ni açıkladı. Açıklama günü özel olarak seçilmişti. Çünkü o gün, Misakı Mi...

"Kemalist değilim, Özalcı'yım"

Ertuğrul Özkök: "Bize 'toplum mühendisi' diyenler müteahhit oldu!

Abdüllatif Şener Gazete5'e konuştu (1)

Abdüllatif Şener Gazete5'e konuştu (1) Başbakan Erdoğan, 2004 yılında İsrail Dışişleri Bakanı ile bir telefon görüşmesi yapar... Aralarında son derece ilg...
Yeni Sayfa 1

Köşe Yazarları

Rıfat Serdaroğlu Rıfat Serdaroğlu
DEVLETİN VALİSİ !..
Nurullah Aydın Nurullah Aydın
KİM KİMDİR?HÜKMÜ SİZ VERİN
Burhan Özbey Burhan Özbey
"HALKIN BAYRAMINI" KURNAZCA SAHİPLENMEK
M.Nevruz Sınacı M.Nevruz Sınacı
ÖZGÜRLÜKVE "DEMOKRASİ BAYRAMI"
Müyesser Yıldız Müyesser Yıldız
AKP, Peres'in Şu Projesini "Taş Gibi" Destekliyor!..
Uğur Koca Uğur Koca
TIP BAYRAMI ve DOKTOR HİKMET
H. Salih Gündüz H. Salih Gündüz
HOCALI'YI UNUTMAKTIR SENİN LÂNETİN
Bekir Öztürk Bekir Öztürk
"POLİS BİZE YETMEZ MİT'İ DE İSTİYORUZ"
Aysen Aydın Aysen Aydın
NERDE KALMIŞTIK
Zeynep Türk Zeynep Türk
Katil
Fuat YILMAZER Fuat YILMAZER
İNGİLİZ VE AMERİKAN MİKSERLİĞİ, ORTADOĞU VE AFRİKA'DAKİ GELİŞMELER
Tuncay Demirbaş Tuncay Demirbaş
Referandumda Hayır Demek Milli Bir Görevdir
Prof.Dr.İsa Kayacan Prof.Dr.İsa Kayacan
İletişimliler Vakfı'nın: "Meslekte 50 yıl onur ödülü"
Hasan Tahsin Hasan Tahsin
ÇÖMELMEDEN ÇIKTIM DA RECEBİM..
Adil Serdar Saçan Adil Serdar Saçan
DİNK CİNAYETİNİ KAPATTILAR
 
My Great Web page

Haber Ara


Gelişmiş Arama

Foto Galeri

              

AÇILIM
AÇILIM
KARİKATÜR
KARİKATÜR
ÇOCUK SEVGİSİ
ÇOCUK SEVGİSİ
CENAZE TÖRENİ
CENAZE TÖRENİ

Video Galeri

              

Atatürk Bir kişiye beş polis kamerası
Zekeriya Öz'ün Akıl Sağlığı ve zekası Fethullah Gülen Fıkrası