Bir ben varım ki, yirmi beş senelik vaizlik hayatım boyunca; Kur'an-ı satmış. Dini imanı anlatmayı bir meslek haline getirmişim. Bunu, memuriyet sanmışım. Memuriyet yapmışım ve sonra kalkmış size Allah'ı anlatıyorum demişim. Siz öyle sanın...
Diyalog masalıyla Türk milletini hızla ve tehlikeli bir şekilde kültürel bölünmeye sürükleyenlerin gerçek yüzlerini deşifre etmek amacıyla hem de kendi sözleriyle ve belgeleriyle yayınlamaya başlıyoruz. Türkiye halkları diyenlerinde, Ne mutlu Türküm diyene sözünden rahatsız olanlarında tüm icraatlarını ortaya dökeceğiz. ABDde FBIın çiftliğinde (her nedense) koruma altında yaşayan Fetullah Gülenin vaaz, kitap ve konferanslarında söylediklerinden başlıyoruz. Sitemiz editörlerinin çalışmaları sonucu hazırlanan bu bilgi ve belgelere hiçbir yorum katmadan yayınlıyoruz. Yorum ve düşüncelerinizi de haberin altında yayınlayacağız. Saygılarımızla Toplumsal Haber
SİZ İNANDINIZ AMA BEN İNANMADIM! Vaizlik yaptığı dönemler içinde Kur'anın sırtından para kazanmanın yollarını aradığını ve kur'anı sattığını itiraf ededen Gülen, anlattıklarına herkesin inanabileceğini söylüyor, ancak kendi sözlerine kendisinin inanmadığını ısrarla belirtiyor.
"... Ben yalnız değilim belki şu mübarek Ramazan-ı Şerifte çok hediye bekleyen ümmetinden çok armağan bekleyen ruhu seyyüdül enam; o da belki size bakıyor. Size teveccüh ediyor, belki hakkınızda takdirlerini ifade ediyor. Meleği alanın sakinleri de size bakıyor. Ezana meleklerin indiği şu dakikalarda ruhu seyyüdül enamın şevval açtığı şu dakikalarda, ama bir ben varım bir ben varım ki, her şeye tersim. Bir ben varım ki, yirmi beş senelik vaizlik hayatım boyunca; Kur'an-ı satmış... Onun sırtında temettü aramış, gönlümün aşkı ve heyecanını size anlatamamışım. Dini imanı anlatmayı bir meslek haline getirmişim. Bunu, memuriyet sanmışım. Memuriyet yapmışım ve sonra kalkmış size Allah'ı anlatıyorum demişim. Siz öyle sanın, siz öyle sanın... Ben hiçbir zaman onun öyle olduğuna inanmadım. Âlem inanabilir ama ben inanmadım. Ben biliyorum ki, ben böyle desem de siz hüsnü zannınızla bana inanmayacaksınız. Beni bir yerde yalanlayacaksınız. O da benim doğru söylemeye çalıştığım yerdedir ve düşünürdüm ki, Allah dediğim yerde riya olmasın. Benim kalbim dursun, ben öleyim. Allah'a inanan böyle olur diyeyim. Veya o cemaat içinde bir iki tanesi ölsün, ben de diyeyim ben ne yapayım ben misal olamadım. Ama şu misallere bakın ve sağdan hizaya gelin. Onu ben yaptırtamazdım...
Sen Azıcık Samimi Olsaydın!.. O cemaat çok samimiydi. Yirmi beş seneden beri de hep samimiyet sergiledi. Sen azıcık samimi olsaydın, samimiyetin katını bulacaktın. Sen bir kere Kur'an deseydin, onlar yüz defa onu diyeceklerdi. Sen ölesiye kaç defa onların çığlıklarına şahit oldun. Kaç defa kalbin durup caminin içinde kollarına girip dışarıya çıkan insanlar oldu. Oldu ama sen kaya idin. Granit idin. Tunç gibiydin dediğin şeyler senin ruhuna girmedi. Vaka dedin, zaman zaman, Kur'an diyor, yahu ayıp değil mi, yapmadığınız şeyleri ne güne söylüyorsunuz. Allah'a karşı sıkılma yok mu? dedim. Nefsin adına yer yer belki caminin minberinde de dedim. Minber şahit buna... Kürsüde de dedim o da şahit buna ama nerde o samimiyet, nerde o sadakat?.. Yiğitler, yiğit oğlu yiğitler, böyle benîm gibi her gün ayrı ayrı söz vermemişlerdi. Bir kere söz vermiş sonra verdikleri sözde sonuna kadar yürümüşlerdi. Bir kere söz vermiş, işin başında koridora girmiş ve öbür başında varıp cennetlere ulaşmışlardı. Bade vefada tamdılar, eksiksizdiler. Eskilerin ifadesiyle hülfül vahidleri hiç olmamıştı. Öyle anlaşılıyor ki, bu günde elli defa, hoca efendiler de camilerde menşei neye dayanıyorsa bilemeyeceğim. Tövbe istiğfar, tecdidi iman, tecdidi nikah yaptırdıkları gibi günde bu işi elli defa yapsam yine sokağa takılıp kalacağım. Yine çarşıya takılıp kalacağım. Yine pazara takılıp kalacağım. Yine nefsime takılıp kalacağım. Yine bedenime takılıp kalacağım. Ve yine döneklik yapacağım. İyisi mi bakın siz bana inanmayacaksınız ama ama ne olur bir kere inanın, bu işi bağlayalım burada. Ben derim ki saksağan bu kadar sizi rahatsız edecektir. Siz de deyin ki hüsnü zannınızla bu bülbülün son bestesi olsun deyin isterseniz... Bağışlamanızı isteyeceğim. Gördüğünüz gibi baş yardım, göz çıkardım, sizi rencide ettim..."
Camide bulunan cemaat üyelerinin "Hocam bırakmayın feryatlar içinde "Bakın aziz kardeşlerim, anlatamıyorum. Ben yararlı olamadım düşüncesiyle ayrılıyorum..." diyor ve 'bizi bırakmayın' feryatlarına karşılık Fetullah; "Bana çok baskı yapıyorsunuz. İnancım o ki siz layık insanları bulacaksınız. Onlar size güzel şeyler anlatacak. Ben anlattıklarımdan rahatsız oluyorum. Size bir şey veremedim kanaatindeyim. Birisi beni yoldan çevirdi. Hıçkırıklarına dayanamadım. Allah başıma taş yağdırır diye korkuyorum..." diyordu. "Hocam bizi bırakmayın' çığlıkları hala devam ediyordu."Geleyim, geleyim, geleyim, geleyim bir süre daha başınızı kırayım, bir süre daha sizi rencide edeyim" sözleri ile kendinden geçiyordu Fetullah.