"Hasan TAHSİN ilk kurşunu atmalıydı ve attı ve o bunu yaparken başıma ne gelir diye düşünmedi..."
MUTSUZLARSA MUTSUZ KALSINLAR
Yaklaşık bizim birimde 500 kişi birlikte çalışıyoruz, önceden her elemanın kendi bürosunda küçük bir yazıcı vardı, bunları pahalıya geldiği için kaldırma kararı aldık ve her kata büyük bir lazer yazıcı koyduk. Fakat bu personelin pek hoşuna gitmedi, dökümanları hemen gidip almak gerekiyordu, öyle ya yerinden kalkacaksın, 30 metre yürüyeceksin ve yazdırdığın belgeleri diğer insanların dökümanlarıyla karışmadan bulup alacaksın...Zor dostum zor dedi personel. Sadece bu olsa yine iyi, kantindeki makinelerden her ay manyetik bir anahtarla 50 bedava içecek hakkı vardı veya çikolata filan alabiliyordun bu krediyle, bunu da düşürdüler...Yetmedi, deplasmanda olanların getirdikleri faturalar incelenmeye başladı, adam yemek yemek yerine, bakkaldan alışveriş yapıp evine götürüyordu ve bedelini şirket ödüyordu, haklı veya haksız orası başka konu, benim derdim o değil. Bizim teknik ekip de toplantılardan nefret eden insanlar, bunların başında da ben geliyorum, sıkıntıdan çıldıracak gibi oluyorum toplantılarda ve pek çok konu beni ilgilendirmiyor bile, bana ne insan kaynaklarının sorunlarından veya kantindeki bardaklardan, hiç mi hiç umrumda değil, yarım günüm gidiyor boş lak lak dinlemekten.
Yine böyle benim sinirden deli olduğum toplantılardan birindeyiz, ben önce bizim konuları konuşalım ben gideyim, zamanım yok lütfen diyorum. Olmaz diyor müdür, her şeyden haberdar olmalısın. Bir sayfada özeti yapılacak konularla yarım günüm gidiyor yapmayın, sonra gece çok geç yatmak zorunda kalıyorum diyorum...Cevabı hazır, disiplinli çalışmayı bilmiyorsun diyor, sadece gülüyorum ve değiştirin artık şu cevabı diyorum. Bana pek dokunan yok, teknik elemanlar el üstünde tutuluyor, sosyal konularda çalışanlar ise kedi köpek misali birbirlerini yiyorlar hep...Personel kıyametler koparıyor, küçük yazıcılar kaldırıldı yerine her kata büyük bir yazıcı koyuldu diye, ayrıca hediye olarak verilen kantin kredileri küçültüldü, dışarda yapılan masraflara sıkı kontrol geldi...Bir yerde bir çeşit kazanılmış haklarını kaybetmişler gibi isyan ediyorlar...Toplantida bana neden her kata bir tek yazıcı koyduğum soruluyor...Sayfa maliyeti daha düşük, yazı kalitesi daha yüksek, yazım hızı daha çabuk ve bakımı daha kolay diye cevap veriyorum, fakat her zamanki gibi dinleyen yok, neden bürolarımızda yazıcı yok diye bağırıp çağırıyorlar. Ben biraz önce saydığım kalite nedenleriyle mutlu olacağınızı sanmıştım diyorum, fakat anlaşılan sizi mutlu değil mutsuz ettim...Bu son sözüm bizim kıl müdürün çok hoşuna gidiyor ve kıllık yapacak ya, atlıyor fırsatın üstüne ve benim son cümleden dalıyor...
Bırak diyor Emre, bırak mutsuz olsunlar, umrumda bile değil. Bir gün kendileri patron olurlarsa her odaya bir yazıcı koysunlar, hatta her tuvalete de koysunlar bir yazıcı, kantine de koyalım her döküman yazdırdıklarında yarım saat da kahve muhabbeti yaparlar. Ayrıca kantin kredisi şirketin tek taraflı hediyesidir, ,ister verir ister vermez, kimse polemik yapmasın bu konuda, azaltır, çoğaltır veya hiç vermez bu kimseyi ilgilendirmez. Dışarda yapılan harcamalara gelince, bu ihtiyaç halinde kullanılması içindir, illa kullanacaksın diye bir şey yok, bunlar eleman değil sanki düşman, elini veriyorsun kolun gidiyor, yeter ki bir yerden bir kuruş koparabilsinler...Mutsuzlarsa mutsuz olsunlar ve mutsuz kalsınlar, sanki umrumdaydı, beğenmeyen çeker gider, kapı orda, kimseyi zorla tutmuyoruz...Derin bir sessizlik oluyor...Bir iki sendika görevlisi hafiften tekliyor mırın kırın ediyor fakat, müdürün gerçekten umrunda değil, onların da sınırlarını iyi biliyor. Burası diyor Akdeniz tatil klübü değil, işyeri burası, buraya çay kahve içmeye değil çalışmaya geliyorsunuz, aldığınız maaşın hakkını verin, hele kimisi var kendisi çalışmadığı gibi çalışanı da engelliyor ve bunlara bir de maaş veriyoruz biz...Mutsuzlarmış, bunlar doğuştan mutsuz Emre diyor...Numaralara bak yahu, sanki ben de onunla birlikteymişim gibi bana hitaben konuşuyor...Benim son cümlemi alarak bana öyle bir hinlik yapıyor ki, sanki bunları ben söylemiş oluyorum, millet pis pis bana bakıyor, hep senin başının altından çıktı der gibi...Ayıkla pirincin taşını Emre...Sana canım diyen senden olacak yoksa ayvayı yedin.
Rövanşı almakta gecikmiyorlar, bir hafta sonra sendikacıların kendi bürolarındaki teknik bir sorun nedeniyle gelip beni görüyorlar. Genelde müdürün talimatı var, aman Emre bunlar ne isterse yap, bunları başıma bela etme diyor...Fakat gün öyle bir gün ki bir gün sonra TV lerde reklam kampanyası başlıyor akın akın müşteri gelecek ve biz teknik açıdan hazır değiliz, bu son gece, artık sabah 05 de mi yatarım 06 da mı ben de bilmiyorum ve o an sendikacılar hiç umrumda değil...Yarın öğleden sonra bakayım şu an meşgulüm diyorum, ısrar ediyorlar, başkasını gönder diyorlar...Çocuklar meşgul ve kafaları başka yerde şimdi olmaz diyorum...Bir güncük idare ediverin...Yine ısrar ve yine ısrar...Olmaz dediysem olmaz, ben eve bile gidemeyeceğim bu akşam diyorum...Ertesi gün tam şenlik...Kırmızı kağıda bildiri yazmışlar..."Patronun yalakası EMRE bey, sizin sorunlarınız benim umrumda bile değil dedi, mutsuzsanız mutsuz kalın dedi, kendi sorunlarınızı kendiniz çözün, ben sizinle uğraşamam dedi...Ne laftan anlamaz insanlarsınız defolun gidin dedi...3 tane de şahit var" Ben şimdi ya kardeşim öyle olmadı, konuşulan bu değildi ve böyle değildi diye ciyak ciyak bağırsam da NAFİLE...Bu olaydan sonra ben doğam gereği bu kişilerin yaptıkları çocukluğa gülüyorum, onlar da ben onlarla dalga geçiyorum sanıyorlar...TV lerde reklamlar çıkmış dünyanın maliyeti söz konusu, hadi boykot, iş yavaşlatma grevi vs vs...Ne haltın varsa gör...Sen misin her kata bir tek yazıcı koyan, kantin kredilerini kesen, bakkaldan alışveriş yapanlara deplasman masrafı ödemeyen? Yok ben değilim, ben de onlar gibi sadece maaşlı çalışan bir elemanım, fakat gel de anlat...Adımız çıkmış dokuza inmez sekize oldu şimdi.
Sonuçta şirket kaybediyor, ağır masraflardan sonra umduğu geliri elde edemiyor...Fakat çalışanlar hala mutsuz kalıyorlar...Müdür toplantıda kıyametleri koparıyor, bundan sonra benden bir çöp istemeyin vermem diyor...Gitmek isteyen gider kapı orda, benim yapabileceğim bu kadar diyor...Kafamı bozarsanız şirketi kapatırım, sonra başka yerde başka şirket açarım diyor, madem inat ediyorsunuz inadınıza inat...Sanki siz müdürsünüz ben işçiyim bu ne be...Ne yapabilirsiniz diye soruyor? Elinizden geleni ardınıza koymayın...Gülerek ekliyor, evet mutsuzsanız mutsuz kalın, bağırın çağırın durun, umrumda değil, zaten sizin mutlu olacağınız da yok...İşiniz gücünüz nankörlük...Şu işyerinde maaşını hak eden 10 kişi ya var ya yok...Benden bu kadar...Buna rağmen, evet buna rağmen sendikacılar düdük, borazan, bildiri aynen devam...Sonuçta işten çıkarmalar başlıyor, işten çıkırılanlar perişan, yeniden iş bulmak zor, maaşlar da piyasaya göre fena değildi aslında...Mahkemeler vs de uzun sürüyor...Sonuçta işyeri satılıyor, fakat müdürün gerçekten umrunda değil...Kazanacağımı kazandım buraya kadarmış diyor, tınmıyor bile...İşte diyor şimdi anlarlar anyayı Konyayı...Adam tam kapitalist kafa, piyasayı da çok iyi biliyor, anasından kapitalist çıkmış herif, oyunun kurallarını ve herkesin gücünü çok iyi biliyor, piyasa ekonomisinin kurallarını da çok iyi biliyor.
Yanlış anlaşılmasın ben o haklıdır veya bu haklıdır demiyorum, benim sorunum bu değil, benim derdim durum analizi yapmak ve gerçekçi olmaya çalışmak. Bir yandan ne dersen de, ne yaparsan yap sana karşı olmaya karar vermiş insanlara ağzınla kuş tutsan yaranamıyorsun, bunu anlıyoruz. Diğer yandan elindeki gücün farkında olan bir yönetici senin sınırlarını biliyor ve sana ateş olsan cürmün kadar yer yakarsın diyor, yani zırlar durursun fakat zokayı da yutarsın diyor...
Peki ben neden size bunları anlatıyorum sabahın köründe? Olayı Türkiye ye getireceğim de ondan...Çünkü şu an Türkiye de olan da budur...Haksızlık yok mu? Var...Az mı? Hayır çok? Fakat bu haksızlıklara isyan edenler ne yapıyorlar? Hiç...Üç beş internet sitesinde ah ah, vah vah bakın şunu da yaptılar, bakın bunu da yaptılar diyorlar...Kendileri çalıp kendileri oynuyorlar, isyan ediyorlar ve mutsuzlar...Eh yani, mutsuzlarsa mutsuz kalsınlar diyor padişah hazretleri ve hiiiç umrunda değil...Zırlar dururlar yani...Her gün bakıyorsun hep aynı yakınmalar...4 yıl önce aynı, 3 yıl önce aynı, geçen yıl aynı, bu yıl aynı...vah vah, yazık yazık, aman ne acı...MUTSUZUZ...ÜZGÜNÜZ...KIZGINIZ ve orada burda BAĞIRIYORUZ...Eeee sonuç? Mutsuz kalıyoruz ve orda burda ahlaşıp vahlaşarak gazımızı alıyoruz...QUO VADİS? Nereye böyle? Yolculuk nire hemşerim? Sen kimlerdensin...Bunları yönetici konumunda olanlar biliyorlar, etkisi olamayacak olanları umursamıyorlar, sivrilenleri ise yakıyorlar, çünkü bu güçleri var, onlar suyun başındalar.
Bu demek değil ki hiç bir şey yapılmasın. Fakat gerçekçi olmak gerekiyor. Bir şey söylüyorsun bir kaç yüz veya bin kişi beğeniyor veya okuyor ve bakıyorsun hep aynı kişiler ve onlar zaten bizdenler, dolayısıyla biz de onlardanız, ne desek beğeniyorlar zaten. Hepimiz Ankara lıyız hadi misket oynayalım oluyor sonuçta. Peki bu iktidarın yapmak istediği şeylerde önünde engel oluyor mu? HAYIR. Mutsuzlarsa mutsuz kalsınlar diyor iktidar...İktidarın yaptırım gücü var fakat milletin şu an için mırın kırın etmek dışında yaptırım gücü yok, o mırın kırını da kimsenin taktığı yok...Düşünmeden sürekli zamanlarını o yanlış, bu yanlış, ah vah diyerek yıllarını geçiren kısmın dışında, düşünüp de yahu kardeşim biz ah ile vah ile nereye gidiyoruz diyenler, baktılar bu iş böyle olmayacak...Ah ile vah ile hiç bir şey olmuyor...Çünkü karşında iktidarın, paranın, basının, hukuğun ve adaletsizliğin gücünü kullanan bir canavar var...Sen gül dalından yaptığın sapanınla bir şey yapabileceğini sanıyorsun ve bakıyorsun çevrende sana benzeyen insanlar var ve bu seni avutuyor...Sonra Türkiye geneline bakıyorsun, geminin rotası değişmiyor, sen ah vah derken zaman sana karşı çalışıyor, mutsuzlar mutsuz kalıyor fakat rota aynı ve o rotayı seçenler mutlu...Bunu anlayanlardan bir kısmı, CUMHURİYET MİTİNGLERİ geri başlamalı dediler...Başka yerde başka konuda sert tepki verenlerin bir kısmı tutklandılar, kimisi daha etkili sosyal faaliyetlere katıldılar...Ah ile vah ile olmuyor, tazyikli suyu işaret parmağınla tıkayarak durduramıyorsun, yöntem ve araç soruna yanıt verecek türden değil...Ah, vah yıllar geçiyor hala ah vah, ne yapılırsa yapılsın, ertesi gün milyonlarca ah, vah, yazık, günah gibi yakınmalar...
Bunları Pensilvanya, Pentagon, Hösseyin obama, Erdoğan ve bunların kılıç kalkan ekibi bilmiyor mu? Bal gibi de biliyor...Karşında her türlü ezici gücü kullanan ve kitle olarak, ağır silah olarak kullanan bir güç var. Seni ağır top ateşine tutuyor, sen ne yapıyorsun? Ah, vah...Onlar demin dediğim gibi parayı, sermayeyi, teknolojiyi, hukuğu, daha doğrusu hukuksuzluğu, basını, korkuyu, dini, organizaysonu, disiplini, koordinaysonu, acımasızlığı ve her şeyi topyekün kullanıyor...Peki ya sen? Daha birleşmeyi bilmiyorsun, birbirini yiyorsun, etkili hiç bir şey yapamıyorsun, paran yok, sermayen yok, teknolojin yok, hukuk sana yok, basının yok veya varsa da sahip çıkmıyorsun, yüz kere yazdım bunları, birliğin yok, lobin bile yok...KOSKOCA TÜRKİYE DE BİR KEMALİST LOBİ YOK, bu utanılacak bir şey. Orantısız güçler söz konusu...Koskoca Türkiye de beş on yazar, yeldeğirmenlerine karşı çekmiş kılıcı savaşıyor, bakıyorsun hep aynı ismler dönüyor her yerde...Türkiye bu kadar mı? Hepsi 10 kişi mi Türkiye nin? Neden bu sayı on bin, yüz bin değil? Onlar yapabiliyorlarsa geriye kalanlar da yapabilmeli, Türkiye de konuşmayı ve yazmayı, tepki vermeyi bilen 10 kişi mi var? Diğerleri küçükten ah, vah çekerek fon müziği görevi mi görüyorlar? Ben şahsen bıktım...Bir olay oluyor, arkasından binlerce ah, vah...Böyle hiç bir yere gidilmez...Aktif siyaset, aktif sorumluluk gerektirir, örgütlenme, birlikte olma, birbirine sahip çıkma, haksızlıklardan hesap sorma konularını gündeme getirir...Hatta şu da var Pis insanla temiz mücadele yapamazsın, boşuna dememişler dinsizin hakkından imansız gelir diye...Mahallenin kabadayısının hakkından ondan daha deli olan gelir, ağzı süt kokan muhallebi çocuğu bu işi beceremez...
Muhalefet partilerinin durumu yürekler acısı, hatta acınacak durumdalar yahu...Dilencilik yapsalar önlerine acır para atarsın bunların, pısırık pısırık, mıymıntı tipler...Muhalefet basına bakın veya sosyal paylaşım sitelerine bakın, bunların hiç adı geçmiyor...Ölmüşler ağlayanları yok bunların be...üç-beş milletvekili ve on tane yazar bunlardan kat kat fazla iş yapıyor...Bunlar nedir kardeşim, nerden çıktı bunlar? Şimdi bunlar o yeri işgal edip politika yaptıklarını mı sanıyorlar? Koskoca CHP nin MHP nin HAKEP in kurmayları yok mu? Neredeler? Ne yapıyorlar? Neden bunların yaptıkları 3-5 milletvekili ve 10tane yazardan daha az konuşuluyor, daha az yazılıyor ve paylaşılıyor? Kazara tuvaleti ararken mi bu mesleğe kapıyı açıp girmişler? Ben hayatımda bu kadar profesyonel olmayan mıymıntı insanlar görmedim...Ya oturduğun koltuğun hakkını verirsin ya da çeker gidersin pazarda domates satarsın...Bir zamanlar göklere çıkarılan bazı sanatçılar, yazarlar milletvekili oldular değil mi? ÇIT YOK...Hani nerdeler? Ne yapıyorlar? Boş çıktılar boş, demek ki bunlar dandik sanatçılardı, kaypak heriflerdi...Boş olmayanlar da ya içerdeler ya da her an girebilirler...Evet aydınların aydınlatamadığı toplumlarda şarlatanlar milleti kandırmayı çok iyi beceriyorlar...Bu görev aydınların, yazarların, politikacıların, sanatçıların değil ise kimin? Ah vahçıların topluma liderlik yapabilecek gücü olmayabilir, bu güce sahip olanların susması ise TOPLUMSAL BİR SUÇTUR.
Ah vahçılar ah vah etmekten başka bir şey yapamadıkça, mutsuzlarsa mutsuz kalsınlar denecektir. Yukardaki iş hayatı örneğinde sorun özel nitelikte olduğu için çözülememiştir, çünkü genel şartlara tabi olan özel bir durumda, genel şartlar değişmeden özel sorun çözümlenemez...Dolayısıyla kangren olmuş bir vücutta ah vahçılık hiç bir işe yaramaz...Bize dayatılan ve artık genelleşmiş sorunların çözümlenmesi gerekiyor, yani hukuksuzluğun, adaletsizliğin, kayırmacılığın, korku diktatörlüğünün, maddi manevi her şeyin bir baskı ve korku aracı olarak kullanılmasının, paranın, sermayenin ve teknolojinin topluma karşı kullanılmasının sona ermesi gerekiyor...Topluma karşı ağır güç kullanılıyor, üfürükten ah vah ile bu sorunlar çözümlenemez...Tüm aydınların, muhalefet partilerinin kurmaylarının, sanatçıların, yazarların, çizerlerin başlarını iki ellerinin arasına alıp iyi düşünmeleri gerekiyor, ya öleceksin ya da öleceksin...Tarihe ya korkak, pısırık, mıymıntı bir uyuz olarak geçeceksin, ya da çıkıp görevini yapacaksın, yapamıyorsan da yarın yüzüne tüküren olursa, ya rabbi şükür diyecek kadar yüzsüz olmayı seçeceksin...Bunlar eğer bir gün görev yapacaklarsa o gün bugündür...Ya da çıkıp ortalıkta ben adamım diye gezmeyeceksin. Görev ah vahçıların değil tüm aydınların görevi eğer aydınlar görevlerini yapmazlarsa daha yıllarca ah vahçılar aynen devam edeceklerdir ve sonuç değişmeyecektir....Daha önce söylemiştim, lidersiz mücadele olmaz, ATATÜRK olmasaydı kurtuluş savaşı olmazdı, Hasan TAHSİN ilk kurşunu atmalıydı ve attı ve o bunu yaparken başıma ne gelir diye düşünmedi...AYDINLARI ÖLMÜŞ BİR ÜLKEDE YAŞIYORUZ ŞU AN.
Emre Kaan Emre