|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Deniz Feneri, ıslahatçı savcılar, sinen yargı...
Deniz Feneri, ıslahatçı savcılar, sinen yargı... Öyleyse öl Sezar! Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu; Deniz Feneri sanıklarını tutuklatan Cumhuriyet Savcıları Nadi Türkarslan ve Abdulvahap Yaren hakkında “evrakta tahrifat ve görevi kötüye kullanmak” suçlarından soruşturma başlatmıştı... İki savcı önce pasif bir görev olan basın savcılığına atandı. Bu cezalandırma yetmemiş olmalı ki; daha pasif bir görev bulunmuş o savcılara: Budan böyle Fikri ve Sınai Haklar Soruşturma Bürosu’nda görev yapacaklarmış... Markaların ve bitki çeşitlerine ait ıslahatçı haklarının korunması, endüstriyel tasarımların korunması hakkında işlenen suçları araştıracaklarmış... *** Islahatçı sözcüğünün Türkçesi, “düzeltmeci...” Islahat ise, “düzeltme” anlamına geliyor! İşte; Deniz Feneri davasının eski savcıları, bu “çok önemli birim”de görev yapıp, Türk markalarını ve tarımını “düzeltecek”miş! *** Bugün Deniz Feneri sanıklarının hepsi dışarıda... Zaten “içeriye alındıklarını” hiçbir zaman hissetmediler. Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay gibi tek kişilik tecrit hücrelerinde kalmadılar. Koğuşlarında tüm lüks ihtiyaçları karşılandı. Kapılarından iktidar partisinin milletvekilleri eksik olmadı. Kuddusi Okkır gibi üzüntüden kanser olup, son dakikaya kadar o küflü koğuşlarda tutulmadılar. Kameralarla 24 saat dikizlenmediler... Doğu Perinçek gibi mahkemede savunma yaparken hâkim ve savcılara söyledikleri sözlerden dolayı 16 yıl 7 ay 28 gün hapis cezasına çarptırılmadılar. Tam tersine; savcıları “sahtecilik”le suçlayıp, görevden uzaklaştırılmalarını sağladılar. Bugün sanıkken savcı oldular, savcıları sanık yaptılar! Hepsi artık serbest, işlerinin başında... Savcılar ise sürgünde: Tarımı düzeltecekler! *** AKP iktidarında her şey değişti... Ama hiçbir değişim, yargıdaki değişim kadar vicdanları kanatmadı... Yurdun dört bir yanındaki mahkemelerden akla hayale durgunluk veren haberler yağıyor... Muhalif gazetecileri, yazarları, siyasetçileri, sivil toplum örgütü yöneticilerini, hâkimleri, savcıları, avukatları, akademisyenleri... Önceki Genelkurmay Başkanı’nı, kuvvet komutanlarını, terörle mücadele için hayatlarını ortaya koyup da terörist gizli tanıkların ifadeleriyle terörist ilan edilen orgeneralleri saymayacağım... Yüzden fazla gencecik üniversite öğrencisi, sırf “parasız üniversite isteriz” diye pankart astıkları, konser bileti sattıkları için tutuklanıp cezaevine atılıyor ve orada unutuluyor bugün! En şanslıları, mahkemeye 13 aydan önce çıkamıyor... Ama Hrant’ın eli kanlı katilleri, hırsızlar, dolandırıcılar, tecavüzcüler, gaspçılar ya çok komik cezalara çarptırılıyor ya da “delil yetersizliği” gerekçesiyle salıveriliyor... Kısacası... Taşlar bağlanıp, köpekler serbest bırakılıyor! *** Bu garip kararları alan hâkim beyler; sözüm size: Hakkı, hukuku, yargı bağımsızlığını, hukukun üstünlüğünü size anlatacak halim yok... 12 Eylül 2010’daki referandumdan sonra Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısı değişince; hepinize bir şeyler oldu beyler... Sakın bu garip kararlar; bir sonraki Yargıtay, Danıştay seçimlerinde iktidarın desteğini garantilemek için olmasın? Buna ihtimal bile vermek istemiyorum ama meslektaşlarınıza yapılan büyük haksızlıklara bile bu yüzden seyirci kalıyorsanız eğer... Size sözüm, veda niteliğinde: Sen de mi Brütüs? Öyleyse öl Sezar! ***** ÖDÜL! Bülent Aydemir kardeşimin haberine göre Başbakan, kendisinin kullandığı zırhlı dev Amerikan cipini Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’e tahsis etmiş... Terör bölgesindeki askerlerin kullanımı için değil, Genelkurmay Başkanı’nın kullanımı için verilmiş bu cip... *** Harp Okulları’nda okuyan gençler, öğrenin: “İlkem ve ülkem” diye tutturana Hasdal, hizaya gelene ödül! Tercihinizi şimdiden yapın! ***** Günün Sorusu Çorum’un Sungurlu İlçesi Mahmatlı Köyü’nde yaşayan 57 yaşındaki Mustafa Güvenbaş, evinde donarak ölmüş halde bulunmuş... Sorum ortaya: Dünyada en hızlı büyüyen ikinci ülkeydik değil mi? ***** İşte yeni Türkiye’nin öğretmeni! Hasan Arslan isimli bir öğretmenden aldığım e-postayı sizinle paylaşmak istiyorum. Çünkü çocuklarımızı, yazım kurallarını bile bilmeyen, “söylüyeyim” diyen öğretmenlere emanet ettiğimiz bir dönemde, ülkemizin geleceğine kafa yormanızı istiyorum: (Yazım ve anlatım yanlışlarını, sizin de görmeniz için bilerek düzeltmiyorum.) *** “Sayın Mutlu 19 Mayıs kutlama törenlerini okullarda kutlanmasını yine laiklik elden gidiyor safsatası ile açıklıyorsun. Ben öğretmenim sayın Mutlu o törenlere öğrenciler istemeye istemeye gidiyorlar. Ayrıca 2 ay boyunca beden eğitimi öğretmenleri derslere girmiyor. Görevli öğrenciler 2 boyunca derslere giremiyor. Sayın Mutlu bunu bir anketle öğrencilere sorsak nasıl olur. Sonucu söylüyeyim size % 90 gitmek istemez. Sizler işinizi gücünüzü bırakıp laiklik elden gidiyor paronayası yayın. Ama halk artık bunları yutmuyor. Balo cumhuriyeti sona erdi. Cumhuriyet halkın malı alacak. Bir bayramı sıradan vatandaş kendiliğinden kutluyorsa bir anlam ifade eder. arslanhasan23@hotmail.com *** Sayın Milli Eğitim Bakanı... Öğretmeniniz Hasan Bey’le gurur duyabilirsiniz... Bunun için, sadece ilk cümlesi ve paranoya yerine paronaya demesi bile yeter!
|
Köşe Yazarları
Haber AraEn Çok Okunanlar
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||