|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Ergenekon Duruşmalarında "Gazeteciyim" demek
Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat - Tayyip Erdoğan, "şiir okuduğu için hapi yattığı" yalanına kendisi de o kadar inandı ki şimdi bütün zamanların en mağdur dolar trilyoneri olarak hepimize hayatı zehir ediyor.. Oysa Tayyip Erdoğan, yeni paradigma kurgulayıcıları tarafından, AKP iktidara gelsin ve Cumhuriyet'i tasfiye etsin diye hapis yatırılmıştı.. Sonra biz de öyle oluruz maazallah.. ----------------------------------------------- Odatv davası, "Ergenekon" davaları arasında,sanıkların mesleki durumu itibarıyla en fazla "gazeteciyi" veya kendisini "gazeteci" olarak adlandıranları barındırdığı; ayrıyetten direkt bir haber sitesine yönelik olarak başlatıldığı için efkâr-ı umumiye nezdinde "gazetecilerin yargılandığı bir dava" hüviyetine büründü. Odatv davasından önce açılmış "Ergenekon" davalarına kayıtsız kalan, hatta "Darbeciler yargılanıyor, Türkiye demokratikleşiyor" şiarı ile bu ağır hak ve hukuk ihlaline destek çıkan uluslararası basın kuruluşları, davanın mebzul miktarda gazeteci şahsiyeti ihtiva etmesi ve bu kişilerin misâl tornacı, serbest muhasebeci, kuyumcu, emekli sağlık memuru vs. mesleklerine mensup vatandaşlardan daha fazla gürültü çıkarma kapasitesine sahip bulunmalarına daha fazla dayanamayıp olaya "kerhen" de olsa taraf oldular. Esasen, Ergenekon'dan dama düşmüş olup da "gazetecilik" mesleğinin insana ek bir avantaj kazandırabileceğine (veya kazandıramayacağına) ilk hidayet eden sanık, tam dört buçuk senedir tutuklu bulunan Mehmet Demirtaş'tır ki kendisinin mesleği gazcılıktır, otogaz satışından geçimini sağlayan bir vatandaşımızdır... Mehmet Demirtaş'ın hidayeti şöyle oldu: Bir gün koğuşta arkadaşlarıyla birlikte televizyon seyrederken, yeni bir "Ergenekon" dalgasında aralarında Cumhuriyet Gazetesi Ankara temsilcisi Mustafa Balbay'ın da bulunduğu çok sayıda kişinin gözaltına alındığına şehadet ettiler... 2008 yılında gerçekleşen bu operasyonda Balbay, dört günlük gözaltı süresi ve savcılık sorgusunun ardından çıkarıldığı nöbetçi mahkeme tarafından serbest bırakıldı. Özgürlüğüne yeniden kavuşmuş her insan gibi doğal olarak ve de ziyadesiyle sevinen Balbay, Beşiktaş Adliyesi'nin önünde arka pantolon cebinden basın kartını çıkarıp kameralara doğru sallayarak "gazeteci kimliğimle girdim, gazeteci kimliğimle çıkıyorum" dedi.. Otogaz satıcısı Mehmet Demirtaş'ın her ne kadar ikrar etmese de bu davranışa sıradan bir vatandaş olarak içerlediği müşahade edilmelidir. Esprili ve müspet bir kişiliği olan Demirtaş, Balbay'ın bir hayli meslek fetişizmi içeren bu hareketine şöyle zarif bir tepki koydu: Koğuşun ortasında ayağa kalktı ve elindeki defter kağıdını sallayarak, "Gazcı kartımla girdim, gazcı kartımla çıkacağım!" diye bağırdı.. Tabii Balbay'ın bu hareketine içerleyen sadece Mehmet Demirtaş değildi..Savcılar da içerlediler ve ikinci bir gözaltı kararıyla maalesef Balbay'ı tutuklattılar. Yani, meslek lisesi mezunu vatandaş Mehmet Demirtaş, bu davada "gazeteciliğin" koruyucu bir zırh olacağını zannedenlere Nasrettin Hoca'nın torunu olarak bundan iki buçuk yıl önce teşhisi koymuştu.. Lakin, Demirtaş'ın "vatandaştan elite" adrese teslim bu hareketi, Silivri'nin dört duvarı arasında kaldığından veya yaşananlardan ders çıkarmayı bilmeyen bir toplum olmamız hasebiyle, "gazetecilik" vurgusu Odatv davasıyla birlikte tavan yaptı. Şunu söylemeye çalışıyorum: Mesleği gazetecilik olan veya öyle olduğunu beyan eden tutuklu sanıklar, "terörist değil gazeteci olduklarını" kanıtlamak için abartılı bir "gazetecilik vurgusuna başvurmaya başladılar. Örneğin, Soner Yalçın savunmasında adeta Sokrates gibi konuştu. Sözlerine, "Düşünce ne ateşte yakılarak ne de hapse atılarak yok edilebilmiştir" diyerek başlayan Yalçın, "Gerçeğe aşkla bağlı gazeteci evini yanardağı Vezüv'ün eteklerine yapmış yalnız kişidir" "Gazeteci, kendi dar dünyevi kalıbına sonsuzluğun değerini katar, ölümsüzleştirir. Uğur Mumcu gibi..Musa Anter gibi..Hırant Dink gibi..." "İş gerçeğe gelip dayanırsa kendime bile acımam" şeklinde binlerce cümle kurarak gazeteciliği (ve tabii kendisini) adeta tanrılaştırdı, insanüstü bir meslek, ilahi bir misyon, bir insanlık muştucusu haline getirdi. Oysa Soner Yalçın evet bir gazetecidir; Kendisine pek muhabbet duymayan bu satırların yazarına göre bile iyi bir gazetecidir. Aralıksız yılllardır fiilen mesleğin içinde olmak, kamuoyu tarafından tanınıp bilinmek, ekmek parasını bu işten kazanıyor olmak gibi objektif gazetecilik kriterleri açısından da gazetecidir.. İsim anası Soner Yalçın'ın kankası Aslı Aydıntaşbaş olan bu "Ergenekon" örgütü gerçekte var olmadığına, olsa bile en azından Soner Yalçın ile ikimizi bünyesinde barındırmak gibi bir imkansızlığı mümkün kılamayacağına göre, nedir bu J'eanne d'Arc duruşları, Dreyfus edaları? Nedir bu Cicero tiratları? Bırakın Soner Yalçın'ı, "basıncı" İklim Kaleli bile savunmasında öyle konuşmalar yaptı ki gören Madam Curie mezardan kalkmış zanneder! Yaşı henüz 50'yi bulmadığı halde 30 yıldır gazeteci olduğunu iddia eden de var, anasından gazeteci doğduğunu öne süren de... Arkadaşlar, kendinize gelin... Siz de çok iyi biliyorsunuz ki gazetecilik, (yandaşı,yandaş olmayanı) öyle sütten çıkmış ak kaşık bir meslek değil bir; "Büyük gazeteci olduğumu ispat edersem beni serbest bırakırlar" diye bir şey yok iki.. Türkiye'ye format atılıyor ve sizler-bizler bir şekilde bu paradigma değişikliğinde kimimiz, kahramanlık yaparak, kimimiz geleceğe oynayacağım derken asla öngöremeyeceği noktalara düşerek, kimimiz kendisi kaşındığı için, kimimiz sembolik değerimiz bakımından, kimimiz Emniyet-MİT-Ordu içindeki kanatlar savaşına kurban giderek, kimimiz birilerinin kişisel husumet kontenjanına girerek: vesaire, vesaire, vesaire... Bu paradigma değişikliğinde parazit yapmış insanlarız.. Bunun için tutuklu veya tutuksuz sanığız.. Olayın gazetecilikle filan bir ilgisi yok yani.. Evet, suçsuz yere aylarca yıllarca cezaevinde yatmak hiç de kolay ve kabul edilebilir bir şey değil; muhtemelen kararın kesinleşmesiyle birlikte bizler de yanınıza geleceğiz.. Ancak bu abartılı "gazetecilik" savunmaları inanın sıkıcı olmaya başladı. Neden biliyor musunuz? Çünkü olayın bir "basına baskı" boyutuna indirgenmesine yol açıp "Ergenokon" davalarının siyasi ve küresel boyutunun gözardı edilmesine neden olduğu için; yaratılan destansı gazeteci profili gerçeğe zarar vermeye başladığı için; kendi yarattığı epik destanlara kendisi inanmaya başlayan insanlarda, tutukluluk psikolojiisinin de olumsuz etkileriyle megolomani baş göstermeye başladığı için.. Bakın Tayyip Erdoğan dört ay hapis yattı, "şiir okuduğu için yattığı" yalanına kendisi de o kadar inandı ki şimdi bütün zamanların en mağdur dolar trilyoneri olarak hepimize hayatı zehir ediyor.. Oysa Tayyip Erdoğan, yeni paradigma kurgulayıcıları tarafından, AKP iktidara gelsin ve Cumhuriyet'i tasfiye etsin diye hapis yatırılmıştı.. Sonra biz de öyle oluruz maazallah.. Büyük gazeteciler olduğumuz için özgürlüğümüzü kaybettiğimize inanırsak, yarın birileri gelip Tayyip Erdoğan'a yaptıkları gibi bizim de kulağımıza "İntikam..intikam" diye fısıldar.. **** "İddia makamını tarih önünde mahkûm eden büyük gazeteci" tiplemesinin gereksizliği konusunda şöyle de yeni bir şey var: Tayyip Erdoğan, Zaman gazetesinin kuruluş yıldönümünde ideal gazeteciyi tanımlarken, "Gazeteci, kalemini satmayan, kiralamayan, doğruyu mertçe savunup, yanlışın karşısında dik durandır" dedi.. Bu sözleri Ekrem Dumanlı, Hüseyin Güzelce ve Mümtazer Türköne tarafından hararetle alkışlandı. Star gazetesinden kovulan Mehmet Altan, "AKP'ye yakın gazeteler siyasi baskıyla ilan topluyor" gibi dumur edici bir söze imza attı.. Dahası var.. Kamu görevlisine rüşvet verdiği iddiasıyla kapatılan İngiliz The Sun gazetesinin Londra bürosu polis tarafından basıldı, yere yatırılarak kelepçelenen gazetecilerden dördü tutuklandı. Bakın, demokrasinin beşiğinde bile Tayyip Erdoğan'ın yöntemleri benimsenmeye başlıyor. Bu durumda bizlerin "gazeteci tutuklanır mı beyler, bu fikir özgürlüğüne aykırıdır" nidaları eşliğinde "batı demokrasilerine" sığınma imkânımız kalmamış bulunuyor.. Belki de onların gazetecileri mahkemelerde "Hiç değilse Türk kriterleri uygulansın; onlar gazetecileri yere yatırıp kelepçelemiyor en azından" demeye başlarlar... Daha da dahası var.. Cumhurbaşkanı Christian Wulff'un eski danışmanın bir işadamından rüşvet aldığını iddia eden Alman Polisi, Cumhurbaşkanlığı ofisinde arama yapıp bilgisayarların imajını aldı... Yani "çilekeş muhalif gazeteci" payesi bir günde Mehmet Altan'a, "Kalemini satmayan gazeteci" tanımlaması Ekrem Dumanlı'ya ihale oldu.. Demokrasilerini örnek gösterdiğimiz Almanya ve İngiltere, kendilerine Tayyip Erdoğan'ı örnek almaya başladılar. O bakımdan, yarın mahkemeye çıktığımda yargıç mesleğimi sorarsa, "Ev kadınıyım" diyeceğim.. Doğrusu bu olduğu ve bu mesleğin fazla heveslisi çıkmayacağı için kimseyle itişmek zorunda kalmayacağım için.. Bu şartlar altında herkese aynısını tavsiye ederim. Böylece "Nedim'le Ahmet'i gazeteciden sayıyorlar da beni niye adam yerine koymuyorlar" diye kendinizi yiyip durmaktan; Ciğeri beş para etmez adamlara ve kadınlara köşelerinde iki satır yer ayırsınlar diye günde onlarca mektup yazıp parmaklarınızı şişirmekten; Ergenekon sürecinin en önde gelen tetikçilerinden "ziyaret" dilenmekten KURTULURSUNUZ...
|
Köşe Yazarları
Haber AraEn Çok Okunanlar
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||