" 100. yılını idrak eden Türk Ocakları, faaliyetlerini şubelere yaymak suretiyle varlığını ve etkinliğini hissettirmeye çalışıyor. „
Balıkesir Türk Ocakları’nın Cumartesi akşamı Salih Tozan Kültür Merkezinde düzenlediği Yeni Yüzyılda Yeni Hedefler: Türk Dünyası konulu konferansın konuşmacı konuğu Prof. Dr. Orhan Kavuncu’ydu.
Konferans 19.45 itibariyle 15 dakika gecikmeli başladı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşının ardından Türk Ocakları Balıkesir Şube Başkanı İsmail Acar’ın Türk Ocakları’nın kuruluş ve ilkeleri ekseninde yaptığı açış konuşmasının ardından kürsüye gelen Prof. Dr. Orhan Kavuncu, Türkçülüğün doğduğu fikrî şartları ve Türk Ocakları’nın vücuda geldiği siyasî-askerî ortamı anlatarak başladığı konuşmasını Türk milliyetçiliğinin serüvenini anlatarak sürdürdü. Anılarıyla süslediği konuşmasında, Türkistan’daki Türk devletlerinin bağımsızlığıyla doğan umutlara değinen Kavuncu; bununla birlikte Türk Birliği idealinin gerçekleşmesinin neredeyse imkânsız olduğunu, ancak bu uğurda çaba sarf edilmesi gerektiğini ifade etti. Küresel adaleti de sadece Türk milletinin sağlayabileceğini belirterek sözlerine son verdi.
Yeni Yüzyılda Yeni Hedefler: Türk Dünyası başlıklı bir konuşma yapıp, hiçbir yeni söz söylemeyen bu konuşmacının Türk Ocakları Genel Sekreteri olması düşündürücüdür. Zira Türk Dünyasının önünde bir entegrasyon perspektifi oluşturma çabası içermeyen, anıların anlatılmasından ve niyetlerin dile getirilmesinden öte gitmeyen, bölgesel dinamikleri ve işbirliklerini tahlil etmeyi akıl etmeyen ve Türk Dünyasının birleşmesi için bir yol haritası sunmaktan çok uzak bu konuşmanın, Türk Ocakları Genel Sekreterliği görevini yürüten bir profesöre yakışmadığı kanaatindeyiz.
Türk Dünyasına dair 15-16 yıl önce üniversitelerde konuşulup tartışılan meselelere takılan ve o yılların ufkunu aşamayan bir yönetici Türkçülere önderlik edebilir mi?
Örnek olarak, Türk halklarının Sovyet etkisinden dolayı birbirine soğuk davrandığını, alınganlıkların yaşandığını ve hatta birbirimize şüpheyle baktığımızı söylemek artık yersizdir. Çünkü bu, malûmu ilam etmekten öte değildir. Keza bunlar 1990’lı yılların sıkıntılı konularıdır, büyük oranda da aşılmıştır.
Türk Dünyasının birliğine dair heyecan verici projelerden bahsetmeyen Orhan Bey, ne TMB (Türk Müzik Birliği-Turkish Music Box) adlı müzik kanalından ne Türkçevizyon Türkçe Müzik Festivalinden ne de Türk Dünyasını kapsayacak bir haber kanalı projesinden bahsetti. Bu nasıl bir “yeni hedefler” konuşmasıydı böyle?...
Sayın Kavuncu, bilmeniz gerekiyor ki alfabe tartışmaları da eskilerde kaldı. Türk Dünyası büyük oranda Latin alfabesine geçti, uyum süreci hızla tamamlanıyor. Peki, bu alfabe konusunu Türkiye’ye endeksleyerek ele almanızın manası nedir? Evet, Türkiye Türkçesinde bazı seslerin -mesela nazal n (ŋ) sesi- mevcut alfabemizde karşılığı yok, haklısınız fakat bu uygun bir örnek değil. Çünkü bir ilim adamı olarak çok iyi biliyor olmanız gerekir ki, nazal n sesinin yazı ve kültür dilimizin esas alındığı İstanbul Ağzında yeri yok. Üstelik Türkiye’nin içinden geçtiği süreçte, alfabemizin yetersizliğine dair görüş bildirmenin “açılımcı mihraklarca” hemen manipüle edilebileceğini de dikkate alıyorsunuzdur umarım.
Türkçülük fikri temelinde arz-ı endam edip, buna mukabil Hüseyin Nihal Atsız’ı eleştirmek (neresinden bakarsanız bakın) en hafif tabiriyle eksen kaymasının göstergesidir.
Bunun yanı sıra, Türkçülük fikriyle İslamcılık düşüncesinin kardeş akımlar olduğunu söylemek, kafa karışıklığı denip geçilemeyecek kadar ciddi bir ideolojik sapmadır.
Sayın Kavuncu’nun konferansın sonunda yönelttiğimiz, “Türk Ocakları Yönetimi Türk milliyetçiliğini esas alan düşünce kuruluşlarının oluşturduğu DÜŞ-KUR adlı platforma katılmayı düşünüyor mu?” sorusuna, “Böyle bir şeyden haberim yok, DÜŞ-KUR’u duymadım.” şeklinde cevap vermesi; Türk milliyetçiliğine dair gelişmelere ne kadar bigâne olduğunu gözler önüne sermesi bakımından bir vesika mahiyetindedir.
Netice itibariyle efendim, 100. yaşını kutlayan asırlık çınar Türk Ocakları, daha entelektüel ve vizyon sahibi yöneticileri hak ediyor.