Suç nedir, suçlu kimdir her şeyi yeniden tanımlamakta fayda var...Artık Roma hukuku da hikaye...
YIRTINIŞ...
Orta yaşlarda bir kadın, giriş kısmında çalışıyor, pek kalifiye bir eleman değil, az buçuk bilgisayar kullanmayı, telefona filan bakmayı biliyor sadece, fakat çok mütevazi, kendi halinde ve kimseye zararı olmayan, hanım hanımcık bir bayan. Benim bir dediğimi iki ettirmez, çırpınır nasıl yardımcı olurum diye. Aslında dikkat ettim, bir tek bana değil, pek çok kişiye böyle davranıyor. Kimbilir, belki de işini kaybetmekten çok korkuyordur. Sessiz sakin bir kadın, hani vur beline al ağzından lokmayı derler ya, öyle bir tip işte...Bir gün sabah çok erken geldim, daha personel gelmemiş, işyerinde acil işimi bitirip yola gideceğim. Bir tek o var, önünde bir kahve ve ıslanmış bir peçete...Ben çabuk tarafından günaydın deyip geçecektim aklım işimde...Baktım kadın ağlıyor...Ne oldu ne var dedim...Yok bir şey dedi...Dedim olur mu, çok üzgün duruyorsunuz...Yok bir şeyim geçer birazdan dedi...Yukarıya çıktım, işimle ilgileniyorum fakat içim rahat etmedi...
Tekrar aşağıya kantine indim, iki tane kahve aldım, büroma çıktım. Telefon açtım, yukarıya çıkabilir misiniz lütfen dedim. Bir iş vereceğim sandı buyrun dedi...Oturun dedim, hayırdır ne var, ne oldu? Benim kolum uzundur belki bir yardımım dokunur, bilirsiniz sizi severim...Yardım edebileceğiniz bir şey yok, bu benim sorunum dedi. İyi de dedim, ben anlarım, bir insan, hem de işyerinde, sizin ağladığınız gibi ağlıyorsa durum bence çok ağırdır dedim, konuşun açılırsınız...Benim kız dedi, ne yapacağımı bilemiyorum, başedemiyorum, neredeyse çıldıracağım, zor ayakta duruyorum...Neden? Ne yapıyor dedim ve anlattı...Kız uyuşturucu kullanıyor, anasına en ağır hakaretleri yapıyor, hatta vuruyor, anasını dövüyor, kadının ne orospuluğu ne kahpeliği kalıyor...Para istiyor sürekli ve ne kadar verse yetmiyor...Kendine harcarken iyi mi kahpe filan gibi sözler, doğurmasaydın o zaman niye doğurdun gibi sorular...Evde ne var ne yok satmış, anası ne yapacağını bilemiyor, tümden çaresiz...Eve bazan geliyor, bazan gelmiyor, kadın kızının nerde olduğunu da bilmiyor...Atsan atılmaz, satsan satılmaz, evlat işte...Fakat kadın yırtınışlarda ve çaresiz, hiç bir çözümü yok...Dışardan yardım almak zorundasınız, bu sorunu siz tek başınıza çözemezsiniz dedim ama kolay değil biliyorum...Kız zaten kaçıyor tedavi olmak istemiyor ve anasının zayıflığını çok iyi biliyor, ondan azami derecede faydalanıyor...Kadın çırpınışlarda, feryatlarda, çözüm yok...
Bu kadının bir kaç hafta sonra işyerinde cüzdanı çalındı. Aradık bulamadık, neyse polis çağırdık...Polis 2 günlük anketten sonra, hırsızı buldu. Hırsız resepsiyona yeni aldığımız bir genç kız ve o kadının da beraber çalıştığı bir kız...İşin ilginç tarafı, parayı çalan kız, parasını çaldığı kadını teselli ediyor, çok üzülmüş gibi filan davranıyordu...Polis anketinde parayı çalan kızın daha önceki işyerinde de benzer şeyler yaptığı ortaya çıkmış, sonra sorguda zorlamışlar ve itiraf etmiş...Bu arada bizim fotoğraf makinesini çalanın da bu kız olduğu ortaya çıktı...Üstelik bazı şeylerin sorumlusu da o, kediye ciğer teslim etmişiz...Yüzüne baksan melek sanırsın, insanda en küçük bir şüphe doğurmayan bir tip...Zaten perişan olan mesai arkadaşının cüzdanını çalıyor ve deliye dönen kadını da teselli ediyor...İlginç...Tiyatro sanatçısı gibi de rol yapıyor...Hayret...
Hindistanlı bir kadın var, bilgisayarı bozulmuş, kadın çalışmıyor...Kocası bilgisayarı yaptırmak istemiyor. Kadın, ben diyor pek dil bilmiyorum, tek tesellim ailemle bilgisayarla konuşmak, ailem Hindistan da, burada kimsem yok, tek avuntum bu...Fakat diyor kocamın umrunda değil, bilgisayarın tamirine para vermek istemiyor, onun için hava hoş...Bizde diyor kadınlar her şeyi yaparlar, kocalarına kul köle olurlar, boşanan kadını da kimse istemez...Yani erkekler paşadır, üstündür, erkek ne derse o olur...Bilgisayarımın bozulması beni deli etti, ne yapacağımı şaşırdım, tek tesellim bilgisayarla konuştuğum ailemdi...Dedim sizin sorununuz kolay, buluruz bir çözüm, merak etmeyin...Kadının para harcarken eli titriyor, kimbilir nerden üç kuruş, beş kuruş kesti de sakladı...İnsanın yüreği parçalanıyor...Kuruşu kuruşun üstüne koyarak evlat büyüten, perişan bir çare analar yok mu, beni çok duygulandırıyorlar, ben öğrenciyken ve yola giderken, anamın asansörde cebime koyduğu üç-beş kuruş aklıma geliyor, gözlerim doluyor...Kimbilir hangi patatesin, hangi patlıcanın daha ucuzunu alarak artırdı o parayı, kimbilir nereden kesti de sakladı...Tabi o zamanlar bunları pek anlayamıyorsun, sonradan farkına varıyorsun ve sonradan anlıyorsun bu küçük şeylerin aslında ne kadar büyük olduğunu...
Nice analar eşlerinin verdiği üç beş kuruşla nasıl doyurdular o çocukları, nasıl bir evi çevirdiler...Hani baba var sorumludur, onlara sözüm yok, fakat kimisi var, kendisi kahvede, barda para harcar, hesabını yapmaz, giderken eve 10 lira bırakır... Ekmeğin parasını düş geriye kalır 7 lira, ne haltın varsa gör, bütçe bu...Bütün zorluklara rağmen namusuyla evde oturan, tüm kadınların alnından öpüyorum, gerçekten büyüksünüz...Kimse bilmese kıymetlerini ben biliyorum ve kocaları her türlü sorumsuzluğu yaparken, çaresizlik içinde ezilen bu kadınların yırtınışlarını ben duyuyorum...Tüm dünyada milyonlarca kadın... Hiç bir çıkış yolları yok, karar verme yetkileri yok, başkaldırma hakları yok, ya çekecekler ya da çekecekler...Çözüm yok, boşansan ya öldürüleceksin ya ortada kalacaksın, namus davası olacaksın, boşanmasan çekeceksin, üç kuruşla ev bakacaksın, köle gibi kullanılacaksın...Genel durum bu...Çaresizlik, çözümsüzlük ve sessiz yırtınışlar...Kötü kadın yok mu, var tabi...O da deliler gibi ailem, çocuklarım, evim diye çırpınmaktan başka bir şey yapmayan kocanın, yiyeceği bir lokma ekmeği ömür boyu zehir zıkkım eden kadın... Bunlar da az değil aslında...Yine de ezilen ve perişan kadın çok daha fazla...Burada beni ilgilendiren şey, çaresizlik, perişanlık ve bir çözüm bulunamayan durumlar...İşte benim yüreğim buna parçalanıyor, bir seçimleri yok, seçim özgürlükleri yok, dolayısıyla hiç bir şekilde sen istedin sen yaptın diye suçlayamayız...Çaresiz analar, çaresiz kadınlar, eziliyorlar ve daha uzun yıllar ezilecekler, dövülecekler, öldürülecekler, üç kuruşla ev geçindirecekler ve hep susacaklar...Bilgisayarı bozulmuş dünyanın öteki ucunda kimsesiz ve anasıyla bacısıyla konuşamıyor...Kendine kalsa yemez içmez, yaptırır o bilgisayarı...Fakat 10 liranın da her gün hesabı soruluyor...
Amerikalılar IRAK da AFGANİSTAN da binlerce insanı işkenceyle öldürdüler sonra da bazılarının ölüsünü ibret olsun diye elektrik direklerine astılar...Bunu gören zaten Taliban değilse de Taliban oldu...Allahlarından başka ne bıraktınız adamlara? Ha din şu veya bu şekilde çarpıtılarak başka amaçlara hizmet eder hale geldi, fakat bir insanın elinden her şeyini alırsan ve çıkış yolu bırakmazsan, neye sarılır o insan...Talibanı taliban yapan biraz da sensin...İstediğin de bu olmasın? Irak ta savaşın ertesinde hem oraya hem buraya, hem bu tarafa hem de o tarafa bombaları koyan da sensin...Fitili ateşle kaç...Talibanı savunmuyorum, fakat Talibana Allahından başka bir şey bırakmayan da sensin. Bir yerde dini ve dinsel ayrışmayı destekleyeceksin, başka bir yerde de düşman ilan edeceksin, yani yerine göre ve işine geldiği gibi...Sana göre islamcıyı destekleyeceksin, diğerleri kanlı düşmanın olacak, ölülerini çoluk çocuk görsün diye elektrik direklerine asacaksın, bakkal dükkanının önüne arkası açık pikapta ölüleri getirip gezdireceksin...İyi müslüman-Kötü müslüman...İyisi sana uyan ve senin verdiğin her hapı yutan...Kötüsü de senin sözünden çıkan...
Ayı isimli filmi gördünüz mü bilmiyorum, yavru ayının annesi ölüyor, yavru ayı dönüp dolaşıp anasının öldüğü yere geliyor...Başka nereye gitsin? Var mı gidecek başka bir yeri? Anasını arıyor, şu dünyada anasından başka nesi var? Tüm dünya anasından ibaret değil mi? Nereye gitsin yavru ayı...Geçen Bekir Çoşkun da KURT adlı hikayeyi yazmıştı, anaç kurt, kemiği yavrularına götürecek, avcılar kurdu vuruyor, fakat kurt illa kemiği yavrularına götürme derdinde ve yaralı olduğu halde geri dönüp kemiği almaya çalışıyor...Var mı başka çaresi? Can bu ve canından can bu...Dayanılmıyor...Çaresizlik bir insan için de, bir hayvan için de çok kötü şey, yırtınıyorsun çözümün yok, çaren yok, gideceğin yer yok...Bazan kadınlarımız böyle, bazan sevdalarımız çaresiz, gidecek yerimiz yok, sevmişiz bir kere, atamıyorsun, satamıyorsun, vazgeçemiyorsun, başka dünyan yok, sıkışıp kalıyorsun...Anadan, evlattan, sevdadan, vatandan geçilmiyor, başka gidecek yerimiz yok...Tüm çaresiz insanların yırtınışlarıyla dolu bu dünya...Ölsen bir türlü, öldürsen bir türlü...Bazan çaren yok, açık kapın yok, çıkar yolun yok, çözümün yok...Öyle de ölüyorsun, böyle de, ölümlerden ölüm beğen...
Bunların bilincinde olmak gerekiyor, ateşle oynamak akıl karı değil...Gün geliyor patlıyor, arkasından vahşet geliyor, ölen öldüren oluyor, bazısı öyle de ölüyor böyle de...Perişanlık kötü şey, insanın gücünün de bir sınırı var, bitiyorsun, tükeniyorsun ve o zaman ne olacağını sen de dahil kimse bilmiyor...Bir insana bırak bir insanı bir hayvana bile, yapılmayacak şeyleri yaparsan, günü geldiğinde bedelini ödemeye hazır olacaksın...Bu kadar gısboğmaya getirirsen mutlaka bir gün bedelini ödersin...Analarımıza, kadınlarımıza, sevdalaramıza, değerlerimize, çocuklarımıza, vatanımıza ve hatta şu toprakta yaşayan hayvanımıza bile bazı şeyleri yapma hakkımız yok...Yoksa bedeli vardır ve o bedel ödenir...Çaresizlik bir insana ve hatta bir hayvana her şeyi yaptırır, onların hayatlarıyla oynamayacaksın...Onları çaresizliğe, yırtınışlara, çırpınışlara bırakmayacaksın...Ne kadar uğraşsak da olmuyor, anlatamıyoruz, çünkü yürekler aynı yürek, beyinler aynı beyin, duygular aynı duygu değil...Ezenler yok edenler var ve çırpınışlarda yok olanlar var, bu arada yok olduğu için yokeden de var, ne zaman nereden ne çıkacağı belli olmaz...Zor şey çaresizlik, hele yüreğinde sevgi olmayan insanların eline düşmüşsen sonun kötü, ölsen bir türlü, öldürsen bir türlü...
Her gün yeni doğan güneşle birlikte, çaresizliklere, perişanlıklara, yırtınışlara uyanıyor dünya...Kimileri sevgileri yaşarken, kimileri acıyla, hüzünle, kederle, çaresizlikle, çırpınışlarla ve yırtnışlarla dolu bir güne daha uyanıyor...İyi ki yargıç değilim...Çünkü bazan ölen haklı bazan da öldüren ve çaresizliğin yeri yasalarda pek yok...İnsanların acı çekmesi kötü şey, dünya dolu dizgin bozulmaya doğru giderken, doğruları kim anlatacak? Birilerinin mutluluğu, başkalarının mutsuzluğu üzerine mi kuruluyor? Herkesin dayanma gücü aynı mı? Kimisi daha duyarlı veya daha zayıf olamaz mı? Kimisi beşi kaldırırken kimisi üçte patlayamaz mı? Keşke diyorum keşke, tüm insanların yüreğine sevgiyi ve saygıyı koyabilseydim ve şu yeryüzünde insan acıları olmasaydı...Keşke diyorum keşke, şu yırtınışları, şu çırpınışları, şu çaresizlikleri her gün duymasaydım, her gün görmeseydim...İnsanın da bittiği bir yer vardır, ne kötü şey çaresizlik, ne kötü şey haksızlığa uğramak...Nereye gitsinler? Gidecek yerleri mi var? Çekiyorlar ve bir gün patlıyorlar...Acı çeken tüm çaresiz insanların gözyaşlarını öpüyorum, tüm çektiklerinize rağmen hala ayakta durabiliyorsanız bile büyüksünüz...Burada her şeyi yazamıyorum, fakat şu dünyada zalimler var ve bir de zalimlere kurban olanlar, dolayısıyla suç nedir, suçlu kimdir her şeyi yeniden tanımlamakta fayda var...Artık Roma hukuku da hikaye...
Emre Kaan Emre...04/02/2012