|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
AKP Kemalizm'den rövanş alıyor!
Tamam Star'dan kovulduktan sonra zaten bulduğu her mecrada eleştiriyordu iktidarı ama... Kovulmasına neden olan “baskı”yı itiraf etmek başka, yıllarca kendisinin de alkış-tezahürat desteğe boğduğu “niyet”i ifşa etmek başka. Vatan’dan Ruşen Çakır’ın sorularını yanıtlarken diyor ki Mehmet Altan: İkincisini bilmem ama “numaracı” Cumhuriyetçi olduğu ortada... Mehmet Altan Ruşen Çakır’la konuşmasının bir yerinde aynen şöyle diyor: “Ben AKP’den evvel de vardım. Örneğin 2. Cumhuriyet kavramını 1991’de ortaya attım.” Hoş Çakır’ın sorusu da “1991’de ortaya attığınız 2. Cumhuriyet kavramı...” diye başlıyor. Karşısındaki adam atar tutar da bir “2. Cumhuriyetçi” ile röportaj yapmadan evvel dersine çalışmış olması gereken gazeteciye ne demeli bilmem ki! Bu sayfada daha önce de hatırlattık. Hadi bizim üç satırlık hatırlatmamızı geçin Orhan Koloğlu kitabını yazdı: 2. Cumhuriyet bir kavram olarak 1991’de değil taa 1950’de ortaya atıldı. Ortaya atan da elbette o tarihte henüz ana rahmine dahi düşmemiş olan Mehmet Altan değildi. Seyfi Kurtbek 14 Nisan 1950 tarihinde DP’nin “yandaşı” durumundaki Zafer gazetesindeki Mes’eleler köşesinde 2nci Cumhuriyet başlıklı yazısında şöyle demişti: “Yeniden devlet teşkilatı kuracak ve yeniden Anayasa yapacağız. (...) İkinci Cumhuriyet kurulacak ve bu tarihi şeref Demokrat Parti’nin nasibi olacaktır.” 14 Mayıs 195O seçimlerine İkinci Cumhuriyeti kurma vaadiyle giren Demokrat Parti 5 Şubat 1955 günü Demokrasi gazetesinde bu vaadi yerine getirmediği gerekçesiyle eleştirildi. 1 Haziran 1960 günü, yani 27 Mayıs darbesinin hemen ertesinde Vecihi Ünal Akşam gazetesindeki köşesinden bildirdi: “Profesörler İkinci Cumhuriyet’in esaslarını hazırlıyorlar...” Nitekim İsmail Giritli’nin “27 Mayıs’tan İkinci Cumhuriyete” ve Hıfzı Oğuz Bekata’nın “Birinci Cumhuriyet Biterken”, H. Suat Erginer’in “İkinci Cumhuriyetin Eşiğinde” isimli kitaplarının yayımı da bu döneme denk geldi. Avukat Abdurrahman Boyacıgiller şimdiki anayasacıları andıran bir üslupla 9 Haziran 1960’ta “Demokratik Cumhuriyet Anayasası ve İkinci Cumhuriyeti kurarken” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Onu “Birinci Cumhuriyetin Son Günleri” makalesiyle 20 Haziran 1960’ta Hasan Ali Yücel izledi. Gazete manşetlerini “İkinci Cumhuriyet son ümidimizdir” ifadeleri süsledi. 1982’nin 10 Kasım’ında Yağmur Atsız işi daha da ilerletip “Üçüncü Cumhuriyet ve Kemalizm” in ölüm tarihini sordu! İşte size Mehmet Altan’ın 1991’de ortaya attığını ileri sürdüğü İkinci Cumhuriyet kavramının Türk medyasında ele alınışının minik bir özeti. Bir de Cemal Gürsel’le başlayan “siyasi tartışma” boyutunu ekleyin üzerine... Altan’ın “yegane umut” diye önünüze koyduğu tez aslında bu derece köhnemiş halde! BASINDAN SEÇMELER Din işte böyle afyonlaşıyor Nesiller dindar yetişsin. Meslekler varsın işsiz olsun. İşte din böyle afyonlaşıyor. *** Araştırma sonuçlarını yazıyorum. Türkiye’deki şu tabloya bakın: Fen fakültesi mezunları işsiz. Matematik mezunları işsiz. Kimya mühendisleri işsiz. Su ürünleri mühendisleri işsiz. Biyoloji mezunları işsiz. Ziraat mühendisleri işsiz. Eczacılık mezunları işsiz. Orman mühendisleri işsiz. Veterinerler işsiz. Öğretmenler işsiz. İktisat mezunları işsiz. Gazetecilik mezunları işsiz. Bir tek imamlar işsiz değil. *** Yine araştırma sonuçlarını yazıyorum. Şu içler acısı tabloya bakın: Fen mezunları memur olmak istiyor. Matematik mezunları memur olmak istiyor. Kimya mezunları memur olmak istiyor. Biyoloji mezunları memur olmak istiyor. Gençler, liseden sonra 4 yıl fakülte bitirip; fen, matematik, fizik, biyoloji, mühendislik okuduktan sonra “devlete memur olmak” için pedegoji sertifikası da alıp, lisede- orta öğretimde öğretmenliğe bile razı oluyorlar. Çünkü bu gençler; iktidarın 10 yıldan beri uyguladığı “büyük cari açığa dayalı sıcak para beslemeli, eldeki devlet mallarını özelleştirmeyle satan ve yüksek faiz yoluyla dışarıya gelir transfer eden” ucuzcu-kolaycı- dışa bağımlı ekonomik politikası yüzünden çalışabilecekleri doğrudan teknoloji, araştırma ve hizmet şirketleri bulamıyorlar. Ülke ithalatla büyüyor. Ülke teknoloji geliştiremiyor. Ülke bilgi üretemiyor. Ülkenin devleti ve özel sektörü; yeni teknolojileri ve yeni bilgileri dışardan alıyor. Araştırma yerde sürünüyor. Geliştirme dipte debeleniyor. Kopyacı bir sanayi oluştu. Montajcı bir yapı kökleşti. Yine araştırma sonuçlarını yazıyorum. Şu perişan işgücü verilerine bakın: 15-24 yaş arasına gençlik diyoruz. Gençlerin sayısı 11.5 milyonu buluyor. Bunun 4 milyon 394 bini okuyor. Yani 11.5 milyon gencin sadece yüzde 38’i lise ve üniversite eğitimine devam ediyor. Kalanı yani 7 milyonu; eğitimini tamamlamadan işi bırakmış. 7 milyon gencin bir bölümü işsiz; kahvelerde, sokaklarda, sağda-solda gençliklerini öğütüyorlar. *** Gülen müftüler projesi. Başı jöleli imamlar projesi. Aileye din eğitimi projesi. Umreye öğrenci yollama projesi. Kuran kursu hızlandırma projesi. Hutbe ve vaaz okuma projesi. Gencin eline iş veremediler. Kalbine projeli dincilik koyuyorlar. Yapabildikleri din bezirganlığı! Necati Doğru / Sözcü Ece Temelkuran’a “Hrant paraziti” diyen Etyen Mahçupyan’a Nuray Mert’ten imalı cevap “Entelektüel terör” için Akyürek’in terfisini mi bekledi Etyen Mahcupyan, Ece’nin yazısına, Today’s Zaman’da (3 Şubat) ‘Hrant’ın Parazitleri’başlığı altında vermiş veriştirmiş. Ece’yi ‘parazitler kolonisi’nin son örneği, ‘ahlaksız’, yazdıklarını ‘komik ve zavallı analizler’ diye tanımlamakla kalmamış, ultra-milliyetçi ve Ergenekoncu çevrelere yakınlıkla ve ‘yurtdışında Türkiye’ye ilişkin algıları yönlendirmekle’itham etmiş. O da yetmemiş, Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın gözaltına alındıklarında söylediklerini (‘Hrant için’ ve ‘Dokunan yanar’) kendilerini abartılı bir konuma sokmak olarak değerlendirmekle kalmamış, ‘iç dünyalarının derinliklerindeki zayıflıklara’bağlamış. Bu ne tahammülsüzlük, bu ne kendini beğenmişlik, bu ne densizlik anlamak mümkün değil! Kimin ne hakkı var Birileri Ergenekon davası ve Mahcupyan’ın deyimi ile ‘komplo’sunu hâlâ varlığını sürdüren derin devlet veya devlet içi yapılanmaların devamına bağlar, diğer bazıları derin devletin el değiştirdiğini ileri sürer, Dink davasının vardığı noktayı bu çerçevede değerlendirir. Konuyu farklı okumalar ve analizler olarak düşünmek yerine, beğenmediği yorumu ve yorum sahibini Ergenekon çevresine yakınlık Ergenekoncuların değirmenine su taşımak diye yaftalamaya kimin ne hakkı var? Böyle yaparsanız, diğerleri de size dönüp Ergenekon davasını, eski rejim ve uzantıları ile sınırlayıp mevcut rejimi temize çıkarmakla suçlar. Ben samimi amacı demokratikleşme ve geçmişle hesaplaşma olanların, tahlilleri farklı olsa da, işi birbirlerini karalamaya vardırmaması gerektiğini düşünenlerdenim. Terfi ilahi bir tesadüf Ama her şeyin bir sınırı var, işi Nedim Şener ve Ahmet Şık’ı ruh hastalığı ile yaftalamak, Ece Temelkuran’ı ultra-milliyetçilik ve Ergenekon ile akrabalık’a vardırırsanız, size söylenebilecek o kadar çok şey var ki! Mahçupyan’ın yazısının Ramazan Akyürek’in terfisine denk gelmesi bile başlı başına bir ilahi tesadüf! Mesele, sadece demokratlığı kendinden menkul Mahçupyan değil, genelde demokratlık adına estirilen ‘entelektüel terör’, kendine demokrat diyenlerin bu terör ile aralarına mesafe koymasının zamanı geldi de geçiyor. Ayrıca, Mahçupyan, ‘zavallı ve komik analiz’okumak istiyorlarsa, kendi arşivlerinden daha zengin bir kaynak bulamaz diye düşünüyorum. Nuray Mert / Milliyet CHP liderine yaptığı “Çizmeleri giy” çağrısından sonra yandaş medyanın saldırısına uğrayan Bekir Coşkun’dan hodri meydan: SAVAŞSA SAVAŞ Eleman... “Yeniden kurtuluş savaşı” sözünün demokraside yeri olmadığını tekrarlayıp duruyor, anlamadı eleman... Benim çağrım CHP’ye... CHP dediğiniz demokrasinin parçası... Seçilmiş... Legal... Tankı yok... Topu yok... Nasıl anlatmalı?.. Hani “Sigara ile savaş” afişleri var ya... Nasıl sigara içenlerin üzerine “bu savaştır” diyerek tank sürmüyorlarsa, roketatarlarla havaya uçurmuyorlarsa ya da kurşuna dizmiyorlarsa, öyle yani... *** “Savaş” sözcüğü korkuttuysa, CHP liderine “çizmeyi giy” çağrısını da haliyle “faşistçe” buldu eleman... Bu bir “tavır, üslup” ifadesi... “Çizme” yok yani... Anlatmalı da, nasıl?.. Hani seninki “Kefeni giyip çıktık yola” diyor ya... Eeee... Üzerinde Pierre Cardin takım var... 3000 dolarlık... Hani kefen?.. *** Ağzını açanı susturmak için; çirkef, çamur, iftira, hakaret, yalan, bühtan, düzmece, şantaj, tehdit... Ne varsa tıynetinizde atıyorsunuz insanın üzerine... Ama susmak yok bizde... Savaşsa savaş... Bekir Coşkun / Cumhuriyet
|
Köşe Yazarları
Haber AraEn Çok Okunanlar
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||