Ne yazık ki, yirmi birinci yüzyıla girdikten sonra da bu adam yeme alışkanlığı hâlâ az gelişmiş ülkelerin ortak hastalığı olmayı sürdürmekte
Toplumların çoğunda “harcamak, bitirmek” gibi fiiller insanlar için kullanılmaz pek. Genellikle para konusunda dile getirilen sözcüklerdir bunlar. Örneğin, “paralar harcanarak biter” denir. Böyle terimlerle konuşulur maddiyata önem veren toplumlarda. Bize bakınca, bir yandan onlar gibi paragöz olmadığımızı, asıl “manevi değerlere” önem verdiğimizi söylerken bir yandan da insanlar için bu çeşit paralı ve paracı sözler etmek biraz tuhaf gelmez mi size?
Ama, yüzyıllar boyu baştacı ettiği padişahlarının yalnız birbirini boğdurmakla kalmayıp devlet uğruna oğul ya da kardeş bile öldürebilmiş olduğunu öğrenen bir toplumda sözcük dağarcığına böyle para deyimlerinin girmesi yine de bir uygarlaşma ve insancıllaşma aşaması sayılmalı mı acaba?
Ne var ki, bu aşamayı çok sevip biraz fazla uzatır gibiyiz. Hatta, o konuda hayli uzmanlaştık da. Çok kolay adam harcayıp sonuçta hayli büyük sayıda insan bitirir duruma geldiğimizi söylemek hiç yanlış olmaz.
Oysa, bütün çabalara karşın iyi yetişmiş vatandaş sayısının henüz çoğunluk durumuna gelmediği bir toplumda bunun büyük bir savurganlık olduğunu düşünmemiz gerekmez mi?
Ne yazık ki, yirmi birinci yüzyıla girdikten sonra da bu “adam yeme” alışkanlığı hâlâ az gelişmiş ülkelerin ortak hastalığı olmayı sürdürmekte. Öyle toplumlarda iyi yetişmiş insan sayısı ne kadar azsa, bu hastalığın sıklığı ve şiddeti o ölçüde yüksek oluyor belki de. Toplumlarının büyük çoğunluğuna göre azınlıkta kalan insanlar birbirlerini ezerek yükselmeyi yeğliyorlar. Hatta bazı durumlarda o az sayı büyümeye başlayınca değişik yöntemlerle birbirini ezmenin arttığı bile olmakta. Yamyamlıktan barbarlığa geçiş çok kolay galiba.
Daha sonra gelen aşama, adam harcamanın hak, adalet, hukuk gibi uygarca yaşayış kavramlarına büründürülmesidir. Tuhaf olan, bu kavramları uygulamanın çoğu zaman hayli vakit alması ve çağdaşlıkları su götürür birtakım yavaşlıklara dönüşmesidir. Hak yerini tam bilsin diye kanıt toplamanın, sanıkları gözaltında tutmanın uzamasıyla yaratılan eziyet, bu yoldan elde edilecek hakça sonucu fersah fersah geride bırakabiliyor. Ara sıra “Şeraitin kestiği parmak acımaz” denirse de, o acının ne olduğunu parmağı kesilene sorun siz.
Yahut kanıt arama uğruna evi altüst edilene, evrakı, kitapları dağıtılana...
Bunların insanları harcayıp bitirmediğini, toplumu normalleştirdiğini, daha dengeli ve korkusuz bir kamu düzeni yarattığını söyleyenler, toplumların bireylerden oluştuğunu, örselenmiş, yıpratılmış, küçük düşürülmek istenmiş bireylerin sağlıklı bir toplum oluşturmayacağını akıldan çıkarmamalıdırlar