|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Kayboldum Kaybolan Yıllar İçindeKaybolan Yıllarımız ve Türkiye Radyo Televizyonu! Geçen gün yayına konan köşe yazımda, “Kültür bir ağaçsa, bu ağacın dallarından biri de müziktir.Dilimiz nasıl kimliğimizse, müzik de kimliğimizdir, bizi biz yapandır...”demiş, sonra TRT’nin nasıl dönüştürülüp, değiştirildiğinden söz etmiş, TRT’nin yayın yaptığı Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği kanallarının kapatılarak veya yozlaştırılarak elimizden alındığını, müziğimize hasret bırakıldığımızı anlatmıştım. Sonra da sormuştum: “Tüm bunlara suskun ve yapılanları kabullenmiş bir görüntüdeyiz! Görüntü böyle ama acaba gönüller nasıl? Gönüllerimiz kurutulabildi mi? Kültür pınarlarımız kurutulabilir mi? Kültürümüzün dalları koparılsa da yeniden sürebilir mi?“ Sonra da belki çoğunuzun haberinin bile olmadığı, yurtdışında kültürümüz adına yakılan çoban ateşlerinden birini, bir konseri anlatmış, o gece yaşananları sizlerle paylaşmıştım. Gelen istek ve öneriler üzerine bu yazımın konser bölümünü ayırarak yeniden sizlere sunuyorum. Değerli sanatkârımız, koroşefi, solist ve kanun’i Orhan Mercan’ın şahsında, Türk Sanat Müziği Sevenler Derneğini de kutlarım. Kültürümüze yaptıkları hizmet ve katkılar saygıyla, şükranla anılacaktır... Kayboldum Kaybolan Yıllar İçinde Sizlere yurdışında yaşanan, Türk toplumunun müziğimizle nasıl bir bütün olduğunu, etle tırnak gibi ayrılamayacaklarını anlatan bir olaydan söz edeceğim. Bu iktidar kadroları Türkiye’de Türk Müziğini bitirdiler, hiç yurtdışına hizmet ederler mi? Etmezler...Etmiyorlar... Ama bizim milletimiz buna da çare bulmuş. Türkiye’den TRT’den yetişmiş hocalar getiriyorlar. Amatör korolar kuruyorlar. Bulundukları yörelerde Türk toplumuna muntazam aralıklarla konserler veriyor, bu arada konserlerine TRT’nin yetiştirdiği değerli sanatçıları davet edip getirtiyorlar... TRT’nin bıraktığı Türk Müziği yayınlarını da Kanalb Televizyonu üstlendi Türkiye’de. Milli Bayramlarımızı bile TRT’den daha derli toplu, daha özenli, daha kapsamlı kutluyorlar. Nasıl Kanalb televizyonu devletin yapması gereken görevi üstlenip yapıyorsa, halkımız da kendi bağrından yetişen gönüllü yurtseverleri eliyle kültürünü yaşatmaya, geliştirmeye çalışıyor. Sizlere insanın içini derinden sızlatan, gözleri buğulandıran o geceden, Türk Sanat Müziği Konseri’ndan söz edeceğim... Yer Frankfurt. Konser tarihi 11 Nisan 2010. Kentin en büyük Konser salonlarından birinde gerçekleşmişti konser. O kentteki Türkler “Türk Sanat Müziğini Sevenler Derneğini” kurmuşlar. Dağıttıkları tanıtım kitapçığının başına da şöyle yazmışlar: “Bizler, müziğimizin yaşaması ve onu gelecek nesillere sevdirebilmek için bir şeyler yapmaya karar verdik. Siz de bir şeyler yapabilirsiniz. Hem kendiniz, hem de sevdikleriniz için...Gelin her pazar birlikte olalım.” Konserin birinci bölümünde bu yerel amatör koro yetiştirdiği solistleriyle bir buçuk saati aşan bir konser verdi. İlk yarım saat klâsik Türk Sanat Müziği eserlerinden parçalar söylendi. Sonra solistler tek tek ve ikili olarak şarkılar okudular...Saz heyetinde iki TRT saz sanatçısı konuktu. İsmail Bergamalı(klarnet) ve Talat Er(keman) Koro şefi Orhan Mercan. Konuk sanatçı eski TRT sanatçısı Gökhan Sezen Onur konuğu: TRT’nin yetiştirdiği büyük isimlerden Ayşe Taş. Derneğin kurucusu olan müzik eğitmenliğini de yapan Orhan Mercan Türk Müziği alanında eğitimini İzmir’de yapmış, Avni Anıl, Yusuf Nalkesen gibi hocalardan ders alarak yetişmiş, İzmir radyosunda solist olarak çalışmış bir sanatçı. Şimdi yurtdışında doğan bu kültür boşluğunu kendi kişisel çabalarıyla ve çevresindeki yurtsever, müziğimize tutkun kişilerle birlikte doldurmaya çalışıyor... Konserde korodaki kadın sanatçılar siyah gece elbisesi giymişlerdi. Erkekler de aynı şekilde siyah giyinmişlerdi. Kadın solistlerin giyimi, üzerinde fazla düşünmemize gerek bırakmayacak şekilde bu dinci,(dini kullanan) gerici zihniyetin bu müziğimize niye karşı olduklarını bize anlatıyordu. Göz kamaştırıcı , pırıltılı, yakası kolları açık elbiseler içinde, güzel taranmış, toplanmış saçlarıyla şarkılarını okuyan kadınlarımız... Yine düzgün giyimli çağdaş görünümlü erkeklerimiz... Segâh ve hüzzam makamında eserler seslendirdi koro. Klarnette İsmail Bergamalı ayakta alkışlandı. Keman sololarıyla Talat Er yürekleri sızlattı. Udta Mustafa Bilici geçiş taksimleri yaptı. Yine klarnette Sadık Köse, kemanda Hüseyin Keser, kanunda Mehmet Yolaç eserlere eşlik ettiler.. Orhan Mercan gurbette yaşanmışlığın verdiği duygusallıktan olsa gerek seçtiği, söylettiği eserlerin hepsi tüm salondaki topluluğu sardı içine aldı. Bazı şarkıları da koroya sırtını dönüp dinleyicilere söyletti. Meğer biz de hafızası, şarkıları, türküleri olan bir toplummuşuz...En zor sayılabilecek şarkılar bile şefle birlikte hiç aksatılmadan söylendi... İzmir’in Kavakları’nı herkes eksiksiz biliyormuş. Ortak bir duygumuzu anlatıyormuş... Şu sevgi sözleri hangi dilde vardır: Gel gitme kalmasın gözüm yollarda. Her taraf bu akşam sel fidan boylum. Yesari Asım Ersoy’dan: “Sevda yaratan gözlerini hep öpsem.” Sözlerini Ömer Bedrettin Uşaklı’nın yazdığı: “Hasta kalbimde yanan bu derdi niçin anlamadın?” Anadolu’da çalışkan cesur ve yigit insanlar pek çok türkümüze konu olmuşlardır, hele de adı Ali olursa bu kişinin diye bir girişten sonra ,sözleri Sedat Öztoprak’a ait bir Alim türküsü okudular. “Alim güzel Alim, aslan Alim...” Peşinden Türk Sinemasının sultanı Türkan Şoray’ın yazdığı bir şiirden Teoman Alpay’ın bestelediği “Buruk Acı” söylendi. İnanın arasanız gözü yaşarmamış, gözleri buğulanmayan tek bir kimse bile bulamazdınız... Gurbet içimde bir ok, her şey bana yabancı. Hayat öyle bir han ki acı içinde hancı... Sevmek korkulu rüya, yalnızlık büyük acı... Hangi kapıyı çalsam karşımda buruk acı...Buradan sonrasını tüm salonla birlikte okuttular. “ İçimde bir yara var, için için kanıyor. Kalbimde buruk acı alev alev yanıyor...” Sonra sırayla sevilen eserler: “Sesinde şarkısı aşkın, figân olup gidiyor, Bahara ermedi mevsim hazan olup gidiyor.” “Leylâ bir özge candır...”Açılır gonca gül yâr, seni sevse bülbül yâr...””Gezdiğim dikenli aşk yollarında elimden bir kırık saz geldi geçti...” Aradan sonra eski TRT sanatçısı Gökhan Sezer konserine başladı. Önde dinleyici sırasında oturarak konseri takip eden Ayşe Taş’la karşılıklı şakalar yaptılar. Ayşe Taş eski TRT arkadaşı genç Gökhan Sezer’e telefon açmış ve sadece”Konser var, buraya geliyorsun!”demiş. Daha konserinin başında Gökhan Sezer,” Başlarda ağır şarkılar var...Eşlik edebileceğiniz şarkılar da var...” diyerek kısa bir sohbetten sonra şarkılarını okumaya başladı. On bir yıllık TRT çalışanıyken TRT’den kovulmuş(!)ve şimdilerde TRT’de yine bir program yapıyormuş.”Öyle deme yine kovarlar!”diye dinleyicilerden söz atanlar oldu... Aslında TRT zaten programlarında Türk Müziğini bitirdi. Yayınlarını kaldırdı. Kalan bir kaç saatte de nerede kıyıda köşede kalmış arabeskçi, popçu, yabancı dille okuyan hafif müzikçi varsa ekranlarına dolduruyor. Mustafa Keser’e program yaptırıyorlar. Şımarık popcu kız ve erkekler argo sözlerle yazdıkları şarkılarını ağızlarını yaya yaya okuyorlar. Her fırsatta da başka bir yerel dille şarkılarına eklemeler yapıyorlar. Rumca ,Ermenice, Kürtçe... Bu yerel dillere tepe tepe müzik yapacakları, propaganda yapacakları TV ve radyo kanalları açılmamış gibi... Neyse yine konsere geleyim... Gökhan Sezer bin kişiyi aşkın salonda salonun her yerine gitti, herkesle el ele göz göze geldi. Ağır şarkılarından sonra herkesin tanıdığı, klasikleşmiş şarkılarımızı okudu...Birlikte söylemek için salona döndü ve sordu: Zeki Müren sever misiniz? “Gözlerinin içine başka hayal girmesin, Bana ait çizgiler dikkat et silinmesin...” Meğer bütün herkes biliyormuş bu şarkıyı...Zeki Müren bilinmez mi? Sevilmez mi? Zeki Müren memleketimizin yetiştirdiği nadide sanatkârlardan biridir. Türk dilini çok güzel kullanan, dilimizin şiirselliğini bize öğreten bir sanatçı...Sanat güneşimiz... Hele öldükten sonra öyle bir tahta çıktı ki o yer milletimizin gönlüdür...Tüm mal varlığını Mehmetçik Vakfı ve Türk Eğitim Vakfına bırakmıştı. Sanki bu günlerin geleceğini görmüş bilmiş gibi bizim millet olarak en önemli iki kurumuza destek vermiş, örnek olmuştu...Bu vesile ile onu da rahmetle analım: “Ruhu şâd olsun...” Anlattığım bu gecenin en unutulmaz anlarından biri de İsmail Bergamalı’nın çaldığı klarnet taksimdi... Atatürk için: Havada bulut yok, bu ne dumandır, Mah'lede ölüm yok bu ne figândır. Şu yemen elleri ah ne yamandır..Burası Muş’tur...diye başlamadılar mı salon tek ses oldu adetâ... Yakında vefat eden bir müzikseverin eşi için de Ayşe Taş: “ Artık bu solan bahçede bülbüllere yer yok...” deyip hepimizi hüzünlendirdikten sonra: Coştum yine dalgalanıyorum ben, Yeni yeni sevdalanıyorum ben...” diyerek o içimizi saran hüznü attırıp ortalığı fıkır fıkır kaynattı... İşte müzik böyle bir şey...Bir milleti millet yapan, duygularına tercüman olan bir ortak araç, ortak değer... Dilimiz gibi değerli Türk Müziğimiz ve Türk Halk Müziğimiz... Gökhan Sezer’in şu şarkısına bakınız: Kayboldum kaybolan yıllar içinde... Gönlümce bir zaman yaşayamadım... Ağladım mı? Güldüm mü? Yaşadım mı? Öldüm mü? Bu müziğimizin düşmanlarına inat, Türklüğü çekemeyenlere, Türklük’le, Türk Milleti’yle sorunu olanlara, Atatürk’ü, Türkçeyi, Türk müziğini içimizden çıkarmak isteyenlere inat, eminim müziğimizle yeniden dirileceğiz... Ağlayıp gülelim...Ama ölmeyelim... Feza Tiryaki 23 Nisan 2010, fezatiryaki@ymail.com http://bhaber.net *** Bu gün 23 Nisan. Sabahtanberi bir TRT’nin kanallarına, bir Kanalb ve diğer özel kanallara 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı nasıl kutluyorlar diye bakıyorum. TRT yine sınıfta kaldı. Hele TRT Çocuk tam alanlarda törenlerin başladığı saatlerde, “Muhteşem Türkler” adlı program başlığı altında bu en önemli milli günümüzde büyük Türk olarak “Size bu gün ünlü bir bilim adamımızı anlatacağız deyip Ebu- ül-iz adlı adını kırk yıla yakın öğretmenlik yapmış biri olarak ilk kez duyduğum birini anlattılar.(Zemberekli arabayı falan bulmuşmuş) Atatürk’ü anlatacakları gün, sanki milletle alay eder gibi program aralarında bir iki saniyelik 23 Nisan Bayramı kutlu olsun yazılı film kareleri gösterdiler. Bu programın sonrasında ve öncesinde de yabancı adlı çeviri çizgi filmler ekranlarını doldurdu: „Garfield Geri Dönüyor!““Alim Dede’nin Bilim Evi““Afacan 7 kafadar“(Çiçek Bori)“İri ile Tıfıl““Ocuk ile Böcük“ „Bayan Mallardın Maceraları“Zigby ve Sevimli Dostları...“Bir de Keloğlan dizisinden bir bölüm verdiler.Filmin içeriğiyle hiç ilgisi olmadığı halde aralarda şunları dedirttiler: "Bir komutana bir de yakaladığı kaçağa bakın!" "Hiç savaşa gitmemiş Mareşalin biri!" "Saygınlık rütbeyle olmaz!""Bilmez miyim komutanım!" Bu sözler kime ve neden söylendi? Anlayan beri gelsin...Aslında anlıyoruz da...Bu kadarına inanamıyoruz... Hele bayramın kutlandığı sabah saatlerinde Bayan Mallardın maceralarında konu, Tokyo’nun kurtuluşuydu. Filmin açıklamasında: Tokyo’nun kurtulmasının hikayesini herkes öğrenecek! dediler. Ve dediler ki filmin kahramanı yabancıya:“Bayan Mallard, „Sizi ulusal kahraman ilân ediyorum!“ Ey, TRT! Türkiye Cumhuriyeti’nin Devlet Radyo ve Televizyonu! Biz sizi acaba ne ilân edelim? Feza Tiryaki
|
Köşe Yazarları
Haber AraEn Çok Okunanlar
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||