|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
'USA' Osmanlısı!Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşunun ilk adımının atıldığı 23 Nisan 1920'den tam 90 yıl sonra, nitelik değiştiriyor; USA Osmanlısı oluyor. YAKUP KEPENEK/Cumhuriyet ‘USA’ Osmanlısı! Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşunun ilk adımının atıldığı 23 Nisan 1920’den tam 90 yıl sonra, nitelik değiştiriyor; USA Osmanlısı oluyor. Önce İngilizce başlık için bağışlayın. Ancak ülke siyasetinin gidişi bu nitelendirmeyi fazlasıyla hak ediyor. Başbakan Erdoğan, geçen hafta USA ya da ABD demokrasisine övgüler düzdükten sonra, ülkemizin de başkanlık sistemine geçebileceğini öne sürdü. Siyasetin anayasa değişiklikleriyle uğraştığı günlerde, başkanlık açılımı önemli bir gündem oluşturuyor. Aslında, yargı bağımsızlığını tamamıyla ortadan kaldırmakta olan anayasa değişiklikleri, daha sonra yapılacak, yine Başbakan’ın deyimiyle kapsamlı anayasa değişikliği ile tamamlanacak ve toplum başkanlık sistemine kavuşacaktır! Başkanlık sistemine geçiş önermesi yeni değil; son 30 yıl boyunca devamlı olarak siyasal tartışmaların konusu oluyor. Ancak bu kez konu öncekilere göre düşünce, kadrolaşma ve kurumlaşma altyapısı oluşmuşbir biçimde gündeme getiriliyor. Bu nedenle de doğru ve gerçekçi bir biçimde değerlendirilmesi gerekiyor. *** İlke olarak bir ülkenin yasal, kurumsal ve toplumsal gelişmelerinin ürünü olan siyasal yapıların bir başka topluma uyarlanması ya da aşılanması hiçbir zaman çıkış yerindeki sonucu vermiyor. USA örneği özelinde bu genel ilke çok daha büyük bir geçerlilik kazanıyor. ABD, kıtanın keşfinden yaklaşık 200 yüzyıl sonra kurulmuştur. USA Anayasası 1787 tarihlidir; sonrasında da çoğu hak ve özgürlüklerin genişletilmesi amacıyla olmak üzere bugüne dek yalnızca 23 kez değiştirilmiştir. USA siyasal yapısı kurumlara ve bunların işleyişiyle ilgili kurallara bağlanmış denetim ve dengelere dayanır. USA siyaset sisteminin güçlü kurumu Senato’dur ve her eyalet Senato’da iki üyeyle temsil edilir. Bu olgu, özellikle kaynak kullanımlarında ya da bütçe ödeneklerinde eyaletlerin federal yapı içinde eşitliğini sağlar. Parlamentonun ikinci kanadı olan Temsilciler Meclisi’nin üyeleri her iki yılda bir; eyaletlerin nüfusuna göre ve dar bölge yöntemiyle seçilir. Çok daha önemlisi, ne Senato ne de Temsilciler Meclisi adaylarını siyasi partilerin genel başkanları saptamaz; böyle bir şey kimsenin aklına gelmez; gelemez. Her bir senatör ve meclis üyesi yalnızca, evet yalnızca seçmenine karşı sorumludur. Her eyaletin yasama organı vardır; her eyalet kendi eğitim düzenini oluşturur ve polis gücünü kurar; valiler seçimle işbaşına gelir. USA kapitalist üretim biçiminin kendine özgü ürünüdür; kapitalizmin geçirdiği tüm evrimleri özümseyen, içselleştiren ve daha da önemlisi kendisi üreten bir devlettir. *** Türkiye bağlamında üç nokta tartışılmalıdır. Birincisi, bizimkiler USA derken aslında Osmanlı’yı esas aldıklarını saklamıyor. İktidarlarında Cumhuriyetin kuruluş değerlerini devamlı aşındırıyor ve Osmanlı özlemlerini İslam ağırlıklı bir anlayışa oturtuyorlar. Oysa Osmanlı kapitalizm öncesinin kendine özgü bir devlet düzenidir. Ayrıca Osmanlı’nın İslamcı özelliği de AKP “düşünürleri” tarafından bu topluma dayatıldığı kadar ağırlıklı değildir. İkincisi, AKP ile ilgili eleştiri ve değerlendirmeler kişiye ya da birkaç kişiye bağlanıyor. Büyük bir yanlış yapılıyor. Çünkü AKP, ülkenin İslamcılaşmasının siyasal hareketidir. Konumları ne olursa olsun, kişiler bu hareketin içinde kendilerine biçilen işlevi yerine getirir; gerekirse geri çekilir, yerini bir başkasına bırakır; A gider, B gelir. Başbakan’ın başkanlık sistemi isteğine onun bireysel özlemleri gözlüğünden bakmak yanıltıcıdır. Başkanlık sistemi isteği, çok daha önemli olarak ve asıl İslamcı siyasi hareketin -ve doğal olarak toplumun- geleceği açısından değerlendirilirse çok daha doğru olur. Üçüncüsü, günümüzde bir siyasal yapıyı almak ve Türkiye gibi bir yapıya uyarlamak, yeni bir cep telefonu satın almaya benzemez. Tarihsel, toplumsal, ekonomik ve kurumsal yapıların yenilenmesi kendi iç dinamikleri ve devingenlikleriyle olduğunda sağlıklı sonuçlar verebilir. Bu nedenle tamamıyla farklı iklimlerde oluşan bir siyasal yapıyı Türkiye’ye yerleştirme düşüncesinin kendisi sorunludur. *** Sonuç olarak, bu ikiliyi, yani USA ile Osmanlı’yı eklemleme ve Cumhuriyet’in temeli olan 23 Nisan’ın 90. yılında bu toplumun önüne koyma, akla gelebilecek, olabilecek ve onaylanabilecek bir ilkellik değildir! Ama, oluyor! Ülkeyi bu noktaya taşıyan siyaseti, bütünüyle, yani iktidarı ve muhalefetiyle kutlamak gerekiyor. Zaten onlar da kutluyor!
|
Köşe Yazarları
Haber AraEn Çok Okunanlar
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||