|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Dil bir bariyerdir, bir engeldirTürkiye'nin bu duruma gelmesinin esas nedeni, AKP veya ABD değil, bizim dünkü geri zekâlı kendini bir matah sanan aydınlarımızdır! Dil bir bariyerdir, bir engeldir. Dil sadece kuşaklar arasında değil, aynı zamanda sosyal sınıflar arasında da bir engel, bir bariyer oluşturur... İnsan kullandığı dil ile kendini bir yerde korumaya alır; bu kuşaklar arası fark dolayısıyla kendiliğinden olduğu gibi, aidiyet duygusuyla da yapılır. İstanbul sosyetesi, kayseri halk dilinde konuşmaz. Ankara- Çankaya, İstanbul- Bebek dili başkadır. Denizli dili başkadır... Bir de zavallı, halktan kopuk aydınların dili vardır. Ne haber emm’oğlu dersin, yahu ne var bunda dersin, seni öküz olarak görür. Bunları halktan birine söylesen bu sözler iltifattır... Gardaş dersin olmaz, deyyus dersin olmaz, bacı dersin olmaz,”Aha Hanzo geldi!”, der!.. Halkı küçümseyen, halka tepeden bakan aydıncıklardır bunlar... Konu, halk ile büyük şehir burjuvazisinin kullandığı dilin ve aidiyet hislerinin farklı olmasından kaynaklanıyor. Bunun illâ ki parayla pulla ilgisi yok aslında, bu bir gönül meselesi... Gönül nerde kaldıysa, yoksul da olsan zengin de olsan sen ordasındır... Aristokrasi derken, soylu baron gibi davranan hiç bir zaman ne halk olmuş, ne halktan olmuş insanları kastediyorum; hani su tepelerde olduğunu sanan lümpenler, liboşlar veya ne yapsan yaranamadığın insanlar...Çünkü onların aidiyetleri onlara kültürel olarak bu hakkı vermez… Tarihsel olarak hep küçümsenen halkı bu sınıf hâlâ küçümsüyor ve hep küçümseyecektir. Arada bir dahi olsa halk gibi yaşamayıp, halk olmadıkça bu anlaşılamaz… “Marie Antoinette”* kafa bu insanlar ömürleri boyu halka " Ekmek bulamazlarsa, pasta yesinler!" diyeceklerdir. Ya da nice AB ülkelerinin cumhurbaşkanları gibi halktan bihaber, halk adına konuşurken, kahvelerde bunlara küfür edilecektir... Bu kafada olan insanlara, savunduğun konunun en güzel şeylerini söyle, sana kapalıdırlar, çünkü sen onların ait olduğu dünyadan değilsin...Ve bunu sana zevkle hissettirirler... Her yerde halk var fakat halktan başka şeyler de var.....Dikkatli bakın görürsünüz… Kurtuluş Savaşını bunlar yapmadılar, halk yaptı… Türkiye’yi şu an içinde bulunduğu durumdan da bunlar kurtarmayacak, halk kurtaracak…Çünkü bunlar başka gezegenlerin insanları... Türkiye’nin bu duruma gelmesinin esas nedeni, AKP veya ABD değil, bizim dünkü geri zekâlı kendini bir matah sanan aydınlarımızdır! Hepsi yanılmıştır ve görevlerini yapmamışlardır… Kendi aralarında “zihinsel tatmin” yapmak dışında halktan uzak yaşamışlar, halkı anlamamışlar, halkın müziğiyle, giyimiyle, diliyle, inancıyla, dansıyla dalga geçmişlerdir… Bu halk bu nedenle kendini Feto’nun, AKP’nin kucağına atmıştır. İşte bu nedenle FETO ve AKP bu argümanları kullanmıştır... Dikkat edin ben iktidarın söylediği şeyi değil tam tersini söylüyorum, Kemalizm ne gerektiriyorsa onu savunuyorum, hiç bir sey halkımıza lüks değildir, diyorum… Atatürk halkı kucaklamış, fakat Türk dandik aydını halkı itmiştir. Atatürk halktır, halktandır, kimseyi küçümsememiştir... Şimdi hala uyanmamıştır bu kesim, hâlâ mankafalı denilebilecek bir biçimde halktan uzaktırlar… Türk aydını hâlâ ve hâlâ halkını kucaklayamamıştır! Halk olamamıştır! İki dava var: Birincisi, bu dandik aydınların “sidik yarışı ». Edebiyat davası yani. « Vay aslanım sende neler varmış be, hayran olduk, kul köle oluruz sana ! »beklentileri… Bazı yazarların aristokrat yüksek burjuva tavırları…Burunları havada yukarda olanları hani… Birinci dava bu dava, ilkel bir dava: Bu sınıfa mahsus kendi egosunu tatmin davası !.. İkinci dava gerçekten içten olan halkımın feryatları, haykırışları, çığlıkları ile anlattığı dava…Halkın içtenliği…Buram buram vatan sevgisi kokan, acı, gözyaşı ve isyan ile dolu bir dava… « Başlarım edebiyatından ! « der, bu aydıncıklara halkımız…Vatanımın insanı derdini nasıl isterse öyle anlatır… « Asker Mektubu* » isimli yazım bunu anlatıyordu… En güzel dil, yüreğine bir şey söyleyen dildir… İkinci dava halkın en içten diliyle sarıldığı « Vatan Davası’dır »... Dikkatli bakınca burada bile kimin artist, kimin halk olduğu anlaşılıyor… Kimilerine ne yapsak yaranamıyoruz, halka kapalılar, farklı dilleri konuşuyoruz… « Dil bir bariyerdir, bir engeldir... »diye ısrarla tekrarlıyorum ya, burdaki dil, gönül dilimiz… Sen kendin, uğruna mücadele verdiğin halkın ta kendisi olmadan hiç bir şey yapamazsın! Ağaçtaki armut gibi havada asılı kalır sallanırsın!.. Bazı yazıları okurken gülmekten ölüyorsam nedeni budur… Yükseklerdeki, kendilerini erişilmez sanan bu ördekler paytak paytak yürür, vak vak vak ederler…Bunların en büyük özelliklerinden biri de en küçük kusurunuzda (onlara göre) size hemen haddinizi bildirmektir…Öyle ya aşağılık halk sen nasıl bana böyle konuşursun, derler…Sonra koşuştururlar: Hakim Bey, Hakim Bey! Davacıyım!.. Sevgiler.....Emre Emre *Marie Antoinette: Fransız kraliçesi. Açlıktan kırılan, ekmek yok diye ayaklanan halk için, « Ekmek yoksa pasta yesinler ! »dediği söylenir.
|
Köşe Yazarları
Haber AraEn Çok Okunanlar
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||