|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Erzincan Davasında Rezillik Dizboyu
Bekir Öztürk Erzurum'a Erzincan Davasını izlemek için gitti. Türk Silahlı Kuvvetleri "Dinsiz bir ordu" mudur? Yoksa İstihbarat Teşkilatının başına Fetullah Gülen hayranı, "Bana değil komutanlarım, Cumhurbaşkanı dahi bir türbanlıyı izleme emri veremez" diyen bir insanı bilmeyerek getirecek kadar başıboş bir insan yığını mıdır? Bhaber.net “Erzincan Davası”nın Görüldüğü Erzurum 2. Ağırceza Mahkemesinin kapılarını araladı ve bilmeyenler için Erzincan Davasını yazmaya başladı. Dava ile ilgili rezilliklere gelmeden önce bilmeyenler için davanın özünü kısada olsa anlatalım. Erzincan Valiliğinde yapılan bir iç güvenlik toplantısında Dini Cemaatler ile ilgili yasal olmayan bir takım uygulamalar gündeme gelmiş ve Dönemin Erzincan Valisi Ali Güngör konunun soruşturulması emrini vermişti. Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı doğal olarak almış olduğu emri yerine getirmiş, ilde yoğun olarak faaliyet gösteren İsmailağa Cemaatine yönelik bir soruşturma başlatmıştı. Bu soruşturma kapsamında yapılan telefon dinlemelerinde AKP li eski Bakanların, eski ve yeni Milletvekillerinin, mevcut İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının, AKP’ye yandaş gazetelerden Yenişafak’ın sahibinin de aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin ihaleye fesat karıştırmaktan tutun makam ve mevkilerini çıkar için kullandıklarına ilişkin konuşmaların elde edildiği kolluk tarafından sızdırılınca Hükümet kanadında bir panik oluşmuştu. İsmailağa Cemaatine yapılan soruşturmadan hemen sonra Fetullah Gülen Cemaatinin para trafiği sorgulamaya açılınca artık bütün bu “Din ve AKP düşmanlıkları” nı yapan savcının ipini çekmek farz olmuştu. Zira elinde medya, siyasi ve maddi güç bulunduran Fetullah Gülen Cemaati de operasyona maruz kalmış tabiri caizse “zül fi yar” a çoktan dokunulmuştu. AKP Hükümetini çok zora sokacak bu bilgi ve belgeler daha “güvenilir, itikat sahibi” bir savcıya verilmeli ve kısa yoldan bu dava kapatılmalıydı. Bu sırada Fetullahçı olduğu konusunda çoğu kişinin ittifak ettiği Savcı Osman Şanal devreye girdi. Soruşturulan bu cemaatlerin “Silahlı örgüt olduğu, anayasal düzeni zorla değiştireceği” sahte ihbarını (daha önce Başsavcı İlhan Cihaner’in ciddiye almadığı ve karşı çıktığı ) gerekçe göstererek davayı “Uhdeme aldım” dedi. Arkasında AKP Hükümeti ve Adalet Bakanlığı vardı. Tıpkı Zekeriya Öz gibi güçlü hissediyordu kendisini. Osman Şanal ve Zekeriya Öz ile ilgili yüzlerce binlerce şikâyet dilekçesini görmezden gelen Atalet Bakanlığı, “Medyada çıkan haberleri suç duyurusu kabul edip” İlhan Cihaner ile ilgili yargılama iznini vermişti bile. Sonrasını biliyorsunuz. Başta Mit Erzincan yetkilileri, Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner olmak üzere albaydan astsubaya insanlar tutuklandı. Bir sahtekâr sanığın muhtemelen Osman Şanal’ın hazırladığı saçmalıkların altına imza atmasıyla 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk Terör Örgütü Üyesi olduğu saçma iddiasıyla davaya konu edildi. Geçen hafta Saldıray Berk’in nasıl tahrik edilmeye çalışıldığını yazmıştık. http://bhaber.net/yazar/4033-erzincan-ve-ergenekon-gercegi.html Bu hafta ise başka bir açıdan Erzincan Davasını ele alıyoruz. * Davanın görüldüğü mahkemede neler yaşanıyor? * İddiaların kabul edilebilir bir tarafı var mıdır? * Mahkeme başladığında iki günde sanıkların yüzüne karşı okuyamadığı iddianameyi üç günde yazdığını iddia eden savcı sanıklara suç isnadında bulunabiliyor mu? * Sanıklara Savcı ve Hâkimler soru sora biliyor mu? * Saldıray Berk bu mahkemeye gelse Savcının yüz şekli nasıl olur? * Dinsizlikle itham ettikleri Türk Silahlı Kuvvetleri son derecede güçlü dini mesajlar veren, “Fetullah Gülen’i Savcı Şanal benden fazla sevemez” diyen, bir Üsteğmeni Jandarma İstihbaratın başına nasıl getiriyor? İşte size duruşma salonundan çarpıcı notlar: Mahkemede neler yaşanıyor? Erzurum Adliye Sarayına girerken bir radyasyonlu arama dışında ne üst araması ne de eşya araması yapılamadan salonun bulunduğu 5. kata çıkılıyor. Cihazdan geçen bilgisayar, her türlü cep telefonu, fotoğraf makinesi ile rahatlıkla salona girilebiliyor. Zannedersiniz “Eli kanlı bir terör örgütü” yargılamasının yapıldığı bir Ağırceza Mahkemesinde değil de, Sulh Hukuk Mahkemesinde görülen sıradan bir dava. Kimse bu davanın sessiz olarak izletilen görüntülerinden bir "terör davası" görüldüğü sonucunu çıkaramaz. Heyet taleplerin karşılanması konusunda son derece istekli. Yargılandığım İst. 13. Ağır Ceza Mahkemesi ile karşılaştırıldığında çok daha hızlı sonuçlanacağını düşünüyorum. İlhan Cihaner Müdafilerinin artık gizliliği kalmamış bir sanığın bir Cemaat Okulunun Müdürü ile arasında geçen diyalogun kaydedildiği 3 adet DVD yi mahkemeden talep ettiklerinde “Gizli tanık” olduğu gerekçesiyle bu CD’ler verilmemiş. Ancak 07.05.2010 günü aynı talep tekrarlandığında Mahkemenin bu mazeretine kızgınlıkla “Sayın Başkan bu gizli tanıklar çıkıp televizyon programına katılıyorlar, artık bunların kimliğini bilmeyen kimse kalmadı.” şeklinde itiraz edince, Savcı mahcup şekilde söz alıyor ve “Ben baktım DVD’ler kasamızda.” diyor. Bu cevaba sinirlenen Avukatlar “Neden getirmediniz?” diye sorduğunda, Savcı Mahkemenin ortasında cep telefonuna sarılıyor ve DVD’leri istiyor. Bu kadar hızlı bir “delil temini” Silivri de asla yaşanmamıştır. Başkan kendisi sanıkları hakaret edip başka bir suçtan işlem yapılmaması konusunda iyi niyetle uyarırken, Savcının benzer bir müdahalesine sert bir şekilde karşı çıkıyor. Sanıkların hepsi bilgili, kendisinden emin, ancak Hâkimlerle yan yana oturan (!) Savcı için aynı şey kesinlikle söylenemez. İddiaların kabul edilebilir bir tarafı var mıdır? Duruşmada sanıklar dinlendiğinde, böyle bir davanın neden açıldığı konusunda insan daha iyi fikir sahibi oluyor. Örneğin bir tanesi Hürriyet Yazarı Soner Yalçın’a ait olmak üzere internetten indirdiği 4 yazıdan başka bir suçlama getirilemeyen 3. Orduda görevli Astsubay Ahmet Saraçlar, kendisinin 3.Ordunun Kozmik Odasında görevli olduğu zannıyla sırf “Kozmik oda” yı arayabilmek adına gözaltına alındığını söylüyor. Hatırlayacaksınız Osman Şanal, Ahmet Saraçların işyeri olduğu gerekçesiyle 3. Orduya girmeye çalışmış ama kapıdan adeta kovulmuştu. Ahmet Saraçların avukatının ifadesine göre, Şanal sorgu sırasında sırf “Kozmik Oda” ya girebilmek için Ahmet Saraçların alındığını itiraf etmiş. İddialar son derecede komik ve delillerle desteklenmiyor. Gizemli tanıkların “tamamen duygusal” nedenlerle verdiği anlaşılan ifadelerinin hiçbirinde tarih ve zaman yok. Bir gizli tanık ifadesi doğrulanmak için onu destekleyen üç gizli tanık ifadesi daha alınmış. İddialar ve “Gizli Tanık” ifadelerinden oluşan deliller karşılaştırıldığında, gerek Mit Personellerinin durumu, gerek İlhan Cihaner ve davaya konu edilen TSK mensuplarının durumu değerlendirildiğinde bu davanın en fazla bir ay gibi bir sürede düşmesi ya da yetkisizlik kararı ile el değiştirmesi gerekir diye düşünüyorum. Mahkeme başladığında iki günde sanıkların yüzüne karşı okuyamadığı iddianameyi üç günde yazdığını iddia eden savcı sanıklara suç isnadında bulunabiliyor mu? Soru sorabiliyor mu? Mahkeme Başkanının sanığı kürsüye davetinden sonra iddianameden okuduğu sevk maddeleri dışında sanıklar hiçbir şeyle suçlanamıyorlar. Bir günde dinlenen 5 sanıktan hiç birine başta iddia makamı olmak üzere heyet soru sor(a)madı. Sadece sanıkların suçsuzluklarının ortaya çıkabilmesi bakımından avukatları sorular sordular. Soruşturmanın Şanal’dan alınıp kendisine verilmesinden 3 gün sonra İddianameyi hazırlayan !!! Ancak üç günde hazırladığı bu “Terör Örgütü İddianamesi”ni iki günde sanıkların yüzüne karşı okuyamayan Başsavcı Vekili ve aynı zamanda Duruşma Savcısı Taner AKSAKAL büyük bir suçluluk içerisinde. Alınmış Mahkeme Kararlarına rağmen dinci medyanın ağzıyla “ETÖ” vurgusu yapan savcı, Zekeriya Öz’ü kıskandıracak şu cümleyi kaç dakikada yazmıştır merak ettim doğrusu. “Ergenekon Terör Örgütünün yapısı, stratejisi, hiyerarşisi, işleyişi, üye ve eleman profili ile örgütün amaçladığı suçlar ve faaliyeti kapsamında islediği suçlar dikkate alındığında bu kabul, Laik, Demokratik ve Sosyal Hukuk Devleti karakteristiği ile birlikte Anayasal Düzenin işleyişine karsı büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Örgütün işlemeyi amaçladığı suç nazara alındığında, bu günkü bilinen yapısı, stratejisi, işleyişi, üye ve eleman profili ile Ergenekon Terör Örgütü, sonuca götürmek bakımından oldukça elverişli biçimde kurulmuş ve çalıştırılmış bir model olarak ortada durmaktadır. Terör örgütü asıl gücünü beyaz yakalı faillerin halkta oluşturduğu bu algı yanılgısını ve kamu gücünde bulunan eşsiz terörle mücadele tecrübesinin farklı kulvarda gelişmiş olmasını istismar etmekten almaktadır.” Bu satırları yazan ( Şayet Osman Şanal değilse ) insanın bu iddiasına en azından duruşmaya katılan insanları inandırabilmesi için birkaç suçlamada bulunması beklenirdi. Birazda omurgalı durması tabii ki. Ama şahsım adına ben bunu göremedim. Kanaatimce bu savcı yakın bir gelecekte bu duruşmayı yüzü daha kalın derili birine devreder. Yetkisi alınmamış olsaydı benim adayım Osman Şanal’dı. Saldıray Berk bu mahkemeye gelir mi? Gelirse Savcının yüz şekli nasıl olur? Başsavcı Vekili ve İddianamenin altında imzası bulunan Taner Aksakal’ın duruşmaya katılması Saldıray Berk’in mahkemeye gelmesi beklentisine dayandırılmıştı. Saldıray Berk’in avukatıyla konuşmama rağmen bunu kendisine sormaya gerek bile görmedim. Zira Saldıray Berk bu mahkemeye gelmez. Bence de gitmesin. Tiyatro izlemek istiyorsa, zorlama roller oynayan amatörlerin oynadığı bu acemi oyun yerine daha seçkin yazarların yazdığı, insanın ruhunda ve kulağında olumlu etki bırakabilecek, daha nitelikli bir oyuna gitsin. Gelmez ama Saldıray Berk gelecek olsaydı yanlışa alet olduğunu duruşma başladıktan sonra ( En azından ) kavramış, buna rağmen dönemeyen, çok mahcup bir iddia sahibiyle karşılaşırdı. Dinsizlikle itham ettikleri Türk Silahlı Kuvvetleri son derecede güçlü dini mesajlar veren, “Fetullah Gülen’i Savcı Şanal keşke benden fazla sevse” diyen, bir Üsteğmeni Jandarma İstihbaratın başına nasıl getiriyor? 7 Mayıs Günü ilk sorguya çıkan Üsteğmen Ersin Ergut’un savunması ağzından çıkanı kulağı duymayan, akıl ve ruh sağlığının yerinde olup olmadığı şaibeli birkaç savcının iddia ettiği “Ergenekon Terör Örgütü” nün Erzincan da var olduğu iddia edilen uzantısı üzerinden Türk Silahlı Kuvvetlerini “Dinsiz” ilan etmesine verilebilecek en güzel cevap. Ersin Ergut; Erzincan İl Jandarma İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı. Şimdi Ergut’un yaptığı savunmadan bölümler aktarayım ve siz karar verin. Türk Silahlı Kuvvetleri “Dinsiz bir ordu” mudur? Yoksa en önemli birimi olan İstihbarat Teşkilatının başına din hassasiyeti yüksek, Fetullah Gülen Hayranı, Ailesinin % 99 dindar, “Bana değil komutanlarım, Cumhurbaşkanı dahi bir türbanlıyı izleme emri veremez” diyen bir insanı bilmeyerek getirecek kadar başıboş bir insan yığını mıdır? Ersin Ergut "Bir grup art niyetli Emniyetçi" tarafından Erzincan da “Ergenekon” diye bir örgüt icadedildi diyor. İstanbul da devam eden Ergenekon Davasına, yani böyle bir terör örgütünün varlığına inandığını, fakat kendisine yapılan bu iftirayı gördükten sonra “demek ki onlara da böyle sahtekârlıklar yapılmış, iftiralar atılmış” şeklinde düşünmeye başladığını söylüyor. “Savcıda olmayan Allah Korkusu bende olduğu için” diyerek başlıyor dini mesajlara. “Ben İsmailağa Cemaatine yapılan Operasyonda Erzincan da değil Trabzon’daydım” diyor. Ancak operasyonun yapıldığı gün geldiğini ve kendisine arama emri verildiği yerlere “Allahın selamı ile girildi ve çıkıldı, Operasyona uğrayan kişilere namaz kılmaları için yer gösterdik, insan hakları ve dini inancımıza uygun olmayan hiçbir davranışımız olmadı” ğını anlatıyor. “İddia Makamı Din adına Dinsizlik yapıyor. İftira dinimizce en büyük günah olarak kabul edilir” diyor. İsmailağa Cemaati Soruşturmasından kurtulmak için çok çalıştık, neredeyse İstihbarat Şubesine kilit vurduk. O tarihten sonra ASAF ( Aşırı Sağ Faaliyetler ) faaliyetlerine son verildiğini anlatan Ergut; Muhtarı Tezgaha getirip Jandarma Bölgesine Bomba koydurmaya azmettiren Komiser ve Polis memurlarının yakın arkadaşları olduğunu söylüyor. ( Komiser Hamza ve Bülent Polis Memuru İsa ) ve, “Bize komployu kuranlar dışarıda, biz cezaevindeyiz” diyor. Kendilerine yeni tezgâhlar kurulabileceğinden korktuğu için tarih vermeye çekindiğini söyleyen Ersin Ergut, Bayram Bozkurt, Yani İliç Savcısı ve “Gizli Tanık” Efe için, onun tipini gördünüz mü? Tipinde meymenet yok diyor. Sık sık intizar eden ve “Allahınızdan bulun, sizin yarın ölmeyeceğinizi kim biliyor, bu dünyanın öbür tarafı da var” şeklinde mesajlar veren Ergut, “Biz camilere gidip terör örgütleri hakkında yardım istiyoruz. İllaki size camiye girerken kamera görüntülerimi mi getireyim?” diyor heyete. “Türbanlı bir hemşirenin takip edileceğine ilişkin bir notun tutulduğu” iddiasına, “Benim annem ve kız kardeşimde türbanlı, ailemin % 99 u dindardır” diyen Ergut, son derece kızgın bir tonda, “Ben böyle bir not tutmam, değil komutanım, Cumhurbaşkanı emretse yinede bir türbanlı konusunda araştırma yapmam. Gerekirse istifa ederim ama böyle bir emri kabul etmem.” şeklinde cevap veriyor. Mahkeme heyetine Ali İmran 18. Ayeti Arapça okumasında bir sakınca olup olmadığını sorduktan sonra Başkanın onayı ile Arapça olarak ezberden okumaya başladı. Yarısında yine Başkanın isteği ile Türkçesine döndü. “Allah melekleri ve adaleti yerine getirenleri kendisinin varlığına şahit tutmuştur” dedi. Sonra Nisa suresine atıfta bulunarak, “Allahın doğrusunu söyledim” dedi. Şimdi sorumuzu yeniden hatırlayalım. Türk Silahlı Kuvvetleri “Dinsiz bir ordu” mudur? Yoksa İstihbarat Teşkilatının başına din hassasiyeti yüksek, Fetullah Gülen Hayranı, Ailesinin % 99 dindar, “Bana değil komutanlarım, Cumhurbaşkanı dahi bir türbanlıyı izleme emri veremez” diyen bir insanı bilmeyerek getirecek kadar başıboş bir insan yığını mıdır? Bekir Öztürk
|
Köşe Yazarları
Haber AraEn Çok Okunanlar
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||