|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
En Güzel Yıllarımız, Lise YıllarıBu gün Pazar. Siyasetten uzak bir Pazar yazısı yayınlayalım dedik. Bize devamlı yazılarıyla katılan, bir internet paylaşım sitesinde yorumlar yazan ve bu yüzden yakından tanıdığınızı sandığımız Emre Emre "Lise Anılarımız" adıyla bir yazı gönderdi. Bu konuda göndereceğiniz yazılarınızı, eğer olursa tabii, yayınlamak isteriz... EN GÜZEL YILLARIMIZ, LİSE YILLARI Herkesin o unutulmaz « Hababam Sınıfı » filminde, kendine yakın bulduğu, kendisiyle özdeşleştirdiği bir anısı vardır. Rıfat Ilgaz’ın unutulmaz eserinden çevrilen, Kemal Sunal’ın başrolünü oynadığı « Hababam Sınıfı » defalarca da izlense hiç bıkılmaz… Bu gün Pazar. Siyasetten uzak bir Pazar yazısı yayınlayalım dedik. Bize devamlı yazılarıyla katılan, bir internet paylaşım sitesinde yorumlar yazan ve bu yüzden yakından tanıdığınızı sandığımız Emre Emre „Lise Anılarımız“ adıyla yeni bir yazı dizisini başlatmak istiyor. Bu konuda göndereceğiniz yazılarınızı, eğer olursa tabii, yayınlamak isteriz... En Güzel Yıllarımız, Lise Yılları En güzel yıllarımızdı lise yıllarımız... Ben başlayayım anlatmaya, sonra sizler de kendi anılarınızı anlatın isterseniz aynı başlıkla...Gerekirse daha sonra askerlik anılarına da geçeriz, amaç politika yanında, etten kemikten insan olduğumuzu hatırlamak, en doğal halimizle insan yanımızı anlatmak... ***** Bizim sınıfın büyük çoğunluğu lise hayatını 6 yıl boyunca birlikte okudu. Kardeş gibi olduk hepimiz ve hâlâ da öyleyiz; aynı şekilde konuşur, aynı şekilde şakalaşırız... Yıllar geçti dostluğumuzdan hiç bir şey eksilmedi. Fotoğraflara baktığımızda hep gözlerimiz dolar. Sınıf öğretmenimiz tatlı sert bir adamdı. 1,85 boylarında, 85 kilo iri yarı bir adam....Karısı da öğretmendi aynı okulda, ama mini minnacık bir hanım. Boyu 1,50 var yok, çıtı pıtı, biraz asabi bir kadın.... Sınıf öğretmenimizi çok severdik ama karısı bize göre tam cadalozdu, onu hiç sevmezdik. Zaten hiç güldüğünü de görmedik bu kadının, nesine evlenmişse artık bizim hoca... Müdür muavini bütün okulu tanıyan bir adamdı. Okula kız tavlama amacıyla kaçak giren çocukları hemen tanır, onları dakikalarca bahçede kovalardı. Çocuklar canlarını dişlerine takar deli gibi koşarlardı...Biz gülmekten ölürdük, çünkü biliyoruz yakalasa mutlaka dövecek... Aynı müdür muavini, derste arka sıralarda oturanlara, “Kamyon bunlar, kamyon!” derdi, konuyla, dersle ilgilenmiyorlar diye... “Hani,” derdi, “Yol kenarında park eden kamyonlar var ya, aha bunlar da öyle, hiç kımıldamazlar, öylece dururlar. Lan kamyon, kalk bakalım tahtaya!” derdi... Bir kız vardı, adı Behiye. Sınıfa minderle gelir, mindersiz hiç oturmazdı. Bunun nedenini de hiç anlayamadık gitti... Fakat mindersiz oturmayacağını bildiğimiz için minderini çalardık hep. Hocalar kızsa bile inat eder oturmazdı, ayakta dururdu. Mutlaka bir derdi vardı.. Bir de Nermin vardı. Derler ya doksan, altmış doksan, öyle bir şey...Kızla konuşurken herkes güzelliğinin etkisinde kalırdı. O da bunu bilir şımarırdı biraz. Çok güzel bir kızdı... Ben İngilizce hocasına aşıktım...Yüzü sivilceli sarışın bir hocaydı... Tahminim, benim kendini sevdiğimi bilirdi, tabii çocukça duygularla, hayranlıkla... Sayesinde bülbül gibi İngilizce konuşuyoruz şimdi. Ne zaman sınıfın tadı kaçsa beni tahtaya kaldırırdı, zaten, “Başkan tahtaya!” dediğinde bütün sınıf gülmeye başlardı. Oturduğum yerde benle baş edemez, tahtaya kaldırırdı hep, sınıf sakinleşsin diye... Bir gün benim önümde oturan Kara Mehmet’i kaldırdı tahtaya. İngilizce soruyor ona tek tek, teyzen var mı, amcan var mı, erkek kardeşin var mı, kız kardeşin var mı? diye... Ben de Mehmet’in kulağına fısıldıyorum... Mehmet kan ter içinde baktı olmayacak, dediğimi de duyamıyor, Türkçe: “ Hocam valla benim kimsem yok!” dedi. Sonraki çocuk da tahtaya kalktığında “ halbuki” diyeceği yerde, heyecandan “habluki” deyince, hoca:”Sen önce Türkçeyi öğren de İngilizceyi sonra düşünürüz! demişti... Bir gün bize, “ Bu kalemle bu kağıda yazamıyoruz. “ Bu arabayla daha hızlı gidemiyoruz.” gibi bir formül öğretiyor, ben o sırada bunlara gülüyorum... “Emre niye gülüyorsun?” dedi. Ben: “Hocam bir şey yok.” dedim. “Vardır vardır ben seni bilirim!” dedi. Ben de İngilizce “ Bu hocayla İngilizce konuşamıyoruz.” dedim. Sınıf gülmekten yerlerde tabii... 20 metrekarelik arka bahçede 15 kişi küçücük bir topla saatlerce oynardık. Bunun için deli olmak lazımdı biraz. Yaşar diye bir arkadaş vardı, asker botu giyerdi. Botun ucu eğrilmişti, bu yüzden kimse ona yaklaşmazdı, botla ayağımıza vurmasın diye... Bu çocuk penaltıyı hep taca atardı, bırakın kaleyi köşeyi bile tutturamazdı. Fakat yaman çocuktu, yağmur yaş demez, öğleleri hep o giderdi ekmek almaya. Ekmekleri ceketine sarar bize getirirdi garibim. Beden Eğitimi dersinde şort giyerdik ama ayrıca iç çamaşırı zorunluydu. Bizim Hasan iç çamaşırı giymemiş, amuda kalkınca olanlar oldu... Hoca da bayan, sınıf da karışık. Yıllarca Hasanla dalga geçtik... Sabahat’ın gamzesi vardı, onu güldürmeyi severdim, gamzesine bakacağım diye...Bir gün de biyoloji dersinde tavuk keseceğiz. Tavuğa eter koklattık, fakat tavuk bayılmak istemiyor. Neyse zorla bayılttık tavuğu. Kalbini açacağız, tavuk uyandı, gıdaklıyor... Bir de kurbağanın belirli bir yerine iğne batırınca ölüyormuş diye öğrenmiştik. Yazın tatilde de beraberiz biz arkadaşlarla...Çadır kurduk, yakaladık bir kurbağa dereden. Kurbağa iğneyle delik deşik oldu fakat biz o öldürücü noktayı bulamadık... Tatil bitimi paramız da bitmişti...Hiç unutmam bir hafta salça ekmek yemiştik... Fizik hocamız çok gıcıktı, hiç sevmezdik, hep çok kötü not verirdi bize... Okula bisikletle gelirdi, kaç kere tekerini patlattık adamın. Fakat bizi adam eden de oydu, zaten derste labaratuar aletlerini çalıştırana kadar ders biterdi. Tuvalette sigara içerdi o genç yaşta bu kötü merete alışanlar...Tuvalette sigara içenleri korkutmak için müdür muavini geliyor derdik hep. Bir gün gerçekten geldi, son kaçan çocuk Kara Mehmet’e:”Lan muavin geliyor oğlum! demiş ve kaçmıştı...Bu arada muavin tuvalete girdi, arkası dönük olan Mehmet ağzında sigarayla: “ Has...r lan!” diye küfretmez mi? Hakkımız var mıydı yok muydu diye sormak biraz boş bir soru ama bu soruyu hep sormuşumdur kendi kendime...Şimdi cevabını biliyorum: Haddimizi mutlaka çok çok aşmışızdır... Lise bitince ben iyi bir okulu kazandım. Hocalar benim kazandığım okulu duyunca, “Türkiye yandı!” demişler. “Başkanken bize bu kadar çektirdi, bir de başbakan olursa yandı Türkiye!.. Son derece yaramaz olmamıza rağmen hepimiz güzel okullarda okuduk, aynı şehirde olanlar sürekli görüştüler, hala da aynen devam ediyoruz görüşmeye... Ama aklıma hep o söyledikleri söz geliyor. Bizim gibiler için dedikleri:”Başbakan olursa yandık!” Biz başbakan olamadık ama Türkiye şu anda yanıyor! Ülkemiz yangınyeri... İşte böyle sevgili dostlar... Lise yıllarımız en güzel yıllarımızdı... Nereden nereye... İyi hafta sonları dileğiyle... İyi günlerin geleceği umuduyla... Sevgiler ...Emre Emre Editörün notu: Emre’nin yazısını yayına hazırlarken iyi okunmayan bir yerini dikkat etmeden yanlış düzeltmişim. Hem de öyle az buz bir yanlış değil. Sabahat’ı yapmışım Sabahattin! Ve Gamzeleri için güldürülen bir kişi bu Sabahat! Düzeltmeyi iyi ki Emre’ye baksın diye göndermişim. Acil uyarısıyla bir cevap aldım. Şöyle yazıyordu: Ablam gamzesi olan SABAHATTIN DEGIL, SABAHAT benim gamzesi için güldürdügüm bir kiz, valla benim arkadaslar dalga geçerler benle.....Ne yapayim erkegin gamzesini:))
|
Köşe Yazarları
Haber AraEn Çok Okunanlar
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||