|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Siyaset hayatım devam edecekBana ne artık Türkiye'den, bana ne artık parti'den diyemem. CHP'ye ve Türkiye'ye karşı kendimi sorumlu hissediyorum. Ne yapabilirsem, ne kadar katkım olabilirse...Parti toplantılarına gideceğim. Meclise de gideceğim.(Televizyondaki söyleşiden- özelhaber-) Gazeteci Mehmet Ali Birant CHP Genel Merkezi’nde Kılıçdaroğlu ile canlı televizyon yayınında buluştu. Birlikte daha önce Mehmet Ali Birant’ın yaptığı Deniz Baykal’ın evinde gerçekleşen söyleşiyi izlediler. Söyleşiyi ara ara kesen Birant , bu aralarda Kılıçdaroğlu ile banttan izledikleri Baykal söyleşisi üzerine konuştu...Kamera, Baykal'la söyleşi kasetinde bazı önemli bölümlerde hep Kılıçdaroğlu'nun yüzünü gösterdi. Kılıçdaroğlu yüz ifadesinden hiç bir duygusunu dışarı belli etmedi. Gayet sakin ve güleç bir yüz ifadesiyle yayını izledi. Baykal'la ilgili Birant'ın kendisine yönelttiği soruyu da şöyle cevapladı: "Feleğin çemberinden geçmiş,"deyimi vardır, bu Baykal için geçerli...Askeri darbelerde siyaset yapmış... Bir soruya karşı da şöyle dedi:" Ben duygularımı kontrol ederim. Şuna uyarım:"Olumsuz olaya anında tepki verme! Aradan on iki saat geçsin ,sonra... Birant gömlek meselesine de girdi: "Niye öyle çizgili gömlek? 450 liraymış deniyor?" Bu soruyu da Kılıçdaroğlu samimi açıklamalarla cevapladı. "Parasını ben verdim. Kurultay öncesi berbere gittim. Dediler ki kravatla çıkma. Spor kıyafeti giy dediler. Spor kıyafetim yoktu, alalım dedim. Arkadaşlarla beraber gittik. Bir mağazaya gittik. Kıyafeti aldık. Gömlekleri gösterdiler, hangisi olur dediler,o gömleği aldık...Onun bir marka olduğunu da bilmiyordum. Gömleği bir gazeteci arkadaş istedi. Ona hediye edeceğim... Söyleşi önceden çekilmişti. Baykal evinde, bahçede konuştuğu Birant’ın sorularını yanıtladı. Sözlerinin satır aralarında kırgınlık vardı. Baykal, siyasetten kopmadığını böyle kaç kez sıfırdan başlamak durumunda kaldığını söylerken oldukça kendinden emin ve neş’eliydi. Söyleşi: Birant: Başka bir Deniz Baykal buldum, biraz kırgın bir Baykal bulacağımı sanıyordum. Pek neş’eli bir Baykal’la karşılaştım. Kurultayı burada mı izlediniz? Kırgın mısınız? Baykal: Evet evde, burada. Hayır desem inandırıcı olur muyum bilmem ama yine de hayır diyeyim…On yılda bir hayatımda köklü değişiklikler oluyor. Hayatım alt üst oluyor.12 Mart’ta siyasi sürgündüm. 12 Eylül askeri darbe. Zincirbozan’a çekildik. Bu dönem bitti 5 yıllık yasak dönemi başladı. 1995- 1999 yılında iki kez genel başkanlıktan istifa ettim. 1999’da döndüm. Şimdi yine dönüşüm yaşıyoruz. Gelenler de iyi gördüm diyorlar. 10 yılda bir sil baştan yapıyorum. Her 10 yılda bir böyle değişimlerin olması bana doping gibi geliyor. Hayata karşı duyarlılığım daha yukarı çıkıyor, adrenalin daha yüksek oluyor, dikkatim daha yüksek oluyor. Birant:Tekrar dönecek misiniz? Siyasi hayatımı noktaladım demiyorsunuz? Siyasette illâ genel başkanlık yapacağım diye bir şey yok ki…Siyaset hayatım devam edecek. Gerekirse meydanlara çıkacağım. Meclis'e de mitinge de gideceğim. Meclis'e artık bir milletvekili olarak gitmek beni üzmez. Ben yeniden sıfırdan başlama gücünü kendimde görüyorum. Bana ne artık Türkiye'den, bana ne artık partiden diyemem. CHP’ye ve Türkiye’ye karşı kendimi sorumlu hissediyorum. Ne yapabilirsem, ne kadar katkım olabilirse…Parti toplantılarına gideceğim. Meclise de gideceğim. Birant :Normal bir vatandaş olmak sizi üzer mi ? Hayır üzmez. Baykal'ı genel başkanlığa tekrar aday olarak görür müyüz? Ben bir mevki makam tarif ederek siyaset yapan biri değilim. Ben burda olayım, o orda olsun yok… Birant: Cumhurbaşkanlığı adayı olur musunuz? Koyabilir ya da koymayabilirim. 5 yıl siyaset yasağı olmuş olan biriyim. Partim kapatıldı. Sonuçtaki mevki makam değil... Siyaset hayatımın bütün kesintileri döneminde bile küsmedim, yola devam ettim. Belirli bir hedefi amaçlamak gibi bir idealim yok. Sürecin kendisi önemli. Hep o kesinti dönemlerinde de bunları böyle yaşadık...Baykal gitmedi, siyasete devam ediyor. Birant: Kurultaydaki heyecan sunni bir şey mi? Yok değil, sunni bir şey değil. Sürece bakmak lazım. CHP neredeydi, ne yaptı? Yükselen bir siyasi partiydi, Geride bıraktığımız dönem içinde, 2009 seçimlerinden sonra yükselen bir siyasi parti durumunda. İstifadan önce yapılan araştırmalarda CHP’nin oyu yüzde 25-29 konumundaydı. Oy artışı rüzgârla, medya desteğiyle falan değil, izlediği politikalarla ,parti organizasyonu, mücadelesiyle yükselen bir parti...Ben dramatik bir ortam içinde istifa ettim. Birant: Pişman oldunuz mu? Pişman olmadım,hayır iyi yapmışım. İstifa ederken bir eziklik,vazgeçme değil, direniş istifası verdiğimi söylemiştim. Bu komplonun hesabını soracağım. Milletin dikkatini bu komploya çekeceğim. Böyle bir tepki vermem toplumda ilgi destek yarattı. Benim çıkışım, oylardaki artışı da gösteriyor. Oyların arttığı çok net bir şekilde ortaya çıkıyor. Ben istifa ederken oyumuz yüzde 30'u geçti... Birant: Baykal için dönsün dediler sonra vazgeçtiler? Aday olmayana oy verilir mi? Ben dönmeyeceğim deyince, doğal olarak ortadaki tek adaya desteklerini sundular. Ben aday değilim dedim. Aday olmayana kurultayda oy verilir mi? Arkadaşlarıma görevinizi yapın destek olun dedim. Sürece karşı olmamız engellememiz söz konusu değil. Zaten ben bıraktım, o geliyor… Birant: MYK'da Baykalcılar tasfiye edildi mi? Bugün CHP’de görev alanlar ile öncekiler de CHP'li. Yeni bir yönetim var. Genel Başkan kendilerine göre bir çalışma ekibi oluşturdu. Başarılar diliyorum. O arkadaşlar içinde benim de inandığım insanlar var. Seçilmemiş olan insanlar içinde keşke orada olsalardı dediğim insanlar da var. Bize düşen görev hayırlı olsun demektir…Burada bir mesele yoktur. Birant: Kılıçdaroğlu'nun konuşması... Lakilik vurgusu yoktu... Bunlar kilişe şeyler. Siz bende işsizliğin, sosyal sorunların önemli olmadığı kanatini mi gördünüz? Kemal Bey'de laikliğin önemli olmadığına dair bir şey mi gördünüz? Biz genel seçimlerden bu yana laikliği konuşmadık. Yerel seçimlerde ekonomi, kriz, işsizlik,yolsuzluk, Deniz Feneri ...konuştuk...Bu neyi gösteriyor? Bu konular ön plana çıkmış...Biz laikliği unutur muyuz?..Bir dönemde bazı tespitler öne çıkar. CHP'nin ortak bir fikriyatı var. Bu fikriyatın içinde laik Türkiye var. Etnik,mezhepsel ayrılıktan çıkarılması var. Bu fikriyat değişmez. Birant: Kılıçdaroğlu’nun Recep Bey çıkışı? Bu Kemal Bey'in ifade tarzı. Bana da Deniz Bey der. Başbakan hakkında da bizimle olan konuşmalarında Recep Bey der. Bu hakaret anlamında değildi... Birant: Solu birleştirebilir mi? Sol zaten birleşmişti. Bu konuda bunalım yaşamıyorduk. Kamer Genç'in gelişi de, zaten o insanlar CHP’ye destek veren insanlar... Rahşan Hanım'ın gelişinin de bir anlamı vardır. Ortada ciddi bir ayrışmanın olduğunu düşünmüyorum. Birant: Baykal'ın Brütüs çıkışı. Önder Sav, Brütüs oldu mu? Ben de hiç bir zaman Sezar olmadım. Bu benzetmeler çoğu kez kendi anlamının dşında kullanılır. Sezer ve Brütüs ilişkisini düşünüyorum. Orada Sezar bıçaklanınca döner bakar, bıçaklayanı görünce, “Yıkıl Sezar !“der kendine. Benim sırtımda hançer yok.Ben yaşanılan olaylar karşısında "yıkıl Sezar" demedim... "Sen de mi Brütüs"de demedim. Öyle bir şey söylemedim. Bir süreç yaşadık. Siyasal hayatın olağan akışı içindeki şeyleri yaşadık. Birant: Kılıçdaroğlu ile olan görüşme? Çok tatlı, çok sıcak bir görüşme yaptık. O da çok mutlu oldu. Biz de çok mutlu olduk... Birant: Komplo ile ilgili kasetin raporu çıktı? Siz görüntülerdeki adam ben değilim demediniz neden? Bu komplo karşısında bana sorulan iki soru vardı. Neden istifa ettin? Bu teslim olma anlamına gelmez mi? İkincisi ise "Neden ben bunları reddediyorum." demedin?.. Niye istifa ettim? Bu komplonun altında ezildiğim için istifa etmedim, Komplo ile hesaplaşmak için istifa ettim. Herkesin bunun farkına varması için yaptım. Böyle yapmakla doğru yaptım. Herkes bize destek verdi. Bunun iktidar komplosu olduğu kanaati yaygınlaştı. Bu neyi gösteriyor? Kim ne biliyorsa bunu ortaya koyması gerekir, bu bir meydan okuyuştur. İstifa ezikliğin simgesi değil, direnişin hesaplaşmasıdır. İkinci konu ise, bir çok insan bu olayın bu boyutunu gündeme almamı, tartışmayı red etmemi bekliyor. Bu benim için yanlıştır. Yakışıksız olurdu. Senin görevin dedikodu yapmak değildir. Benim hukukum ihlâl edilmiştir. Bugüne kadar kimler için dedikodu yapılmadı ki? Bunlarla nasıl hesaplaşacağız? Ben eğer savunma durumuna geçseydim, o komplonun parçası olacaktım. Ben kendimi aklama çabasında olsaydım, hesap verme durumunda olacaktım. Yetkili kurumlara ne biliyorsanız söyleyin, dedim. Bunun hesabını ben vermem, hukuk vermek zorunda. Kimseye bana bu soruyu sorma hakkını vermiyorum. Ben bunu yakışıksız, ve yanlış buluyorum. Kimsenin bunu sorgulama hakkının olmadığını söylüyorum. Senin görevin vatandaşın hakkını, hukukunu korumaktır. Hazreti Peygambere Ayşe’den başlayarak ne dedikodular yapıldı... Bunun hesabını ben vermem, hukuk verir. Bunu yapsaydım kimsenin karışamayacağı özel dünyamı açma durumunda kalacaktım... Kısa bir yorum: Deniz Baykal bu konuşmasında kendisi her ne kadar inkar etse de buruk bir havadaydı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun adını özenle ağzına almamaya çalıştı. Gerektiği yerlerde zamir kullandı yani „O“ diye söyledi. Bir de siyasetten ayrılmayacağı, mücadele edeceğini söylerken hep sıfırdan başladığı dönemlere vurgu yapması ilgi çekiciydi... Bu saatten sonra nerede, ne için sıfırdan başlayacak? Destek mi olacak partisine, köstek mi? Bunları yaşayarak göreceğiz... Kılıçdaroğlu ile partisinin yükselişe geçtiği sözlerine de itiraz etti. Sanki evet dese ne olurdu? Nihayet söz konusu olan partisi, dolayısıyla partisinin hizmet edeceği memleketi, milleti...Ülkeyi AKP'den kurtarması için ümit beslenen CHP'si... Son bir not: Bu konuşmayı ben TV’den canlı yayından dinledim. Kendi aldığım notlarla ,bir büyük gazetenin hemen yayınladığı konuşma metnini inceleyince hayretler içersinde kaldım. Cümleleri aslına sadık kalarak değil kafalarına göre yazmışlardı. O metinde sanki Baykal defalarca, ,her cümlenin başında ”Kılıçdaroğlu” demiş gibi yazmışlardı... Bir de yaptıkları imlâ hatalarının çokluğuna bir anlam veremedim. Belki on kere istifa kelimesi geçmiş yazılarında, her defasında da yanlış yazmışlar."isifa, isitfa...Bir kez olsa anlayacağım ama tekrar tekrar aynı yanlış..."Çekeceğim" yazacak: "Çekcem" demiş. Büyük küçük yazımlarına, noktadan sonra büyük harfle başlama kuralına bile uyulmamış... Ayrı ve bitişik "de,"lerin da"ların yazımı derseniz, işte o bir felâketti... Yoksa basınımız da taşeron mu kullanıyor? Feza Tiryaki,25 Mayıs,2010
|
Köşe Yazarları
Haber AraEn Çok Okunanlar
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||