Atatürk'ün, öldüğü vakit Cumhuriyetin yıkılabileceğini söyleyenlere verdiği "Unutmayınız ki Mustafa Kemaller yirmi yaşındadır" cevabıyla Türkiye'de kendisini takip edecek, Cumhuriyeti kollayacak daha çok Mustafa Kemaller olduğuna inandığını biliyoruz...
ATATÜRK'ÜN DÖRT EMRİ
Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü görmek ve onun düşüncelerini, fikirlerini kendi ağzından duymak şerefine erişenler ne yazık ki çok azaldı. Bizler, Atatürk’ün fikirlerini verdiği röportajların dönemin gazetelerinde yayımlanması ve yakınlarının tuttukları hatıralarının kitap halinde basılması ile öğrenebiliyoruz. Bu hatıralarda Atatürk’ü insan, asker, fikir adamı olarak görme imkanını bulabiliyoruz. Bu hatıralarda Atatürk’ü bir lider, devlet adamı olarak büyüklüğünü tanıma imkanını buluyoruz. Yabancı devlet adamlarının, harpte yendiği düşmanlarının bile yüzyılın dâhisi olarak kabul ettiklerini görüyoruz. Bu hatırlarda Atatürk’ün, dünyanın ilk çevrecisi olduğunu öğrendik. Bu hatıralarda Atatürk’ün, öldüğü vakit Cumhuriyetin yıkılabileceğini söyleyenlere verdiği “Unutmayınız ki Mustafa Kemaller yirmi yaşındadır” cevabıyla Türkiye’de kendisini takip edecek, Cumhuriyeti kollayacak daha çok Mustafa Kemaller olduğuna inandığını buluyoruz. Askerliğin ağırlık ve öncelik kazandığı bir siyasî durumda ve askerliği yücelten bir sosyal ortamda dünyaya gelen Mustafa Kemal, aldığı sistemli eğitimin verdiği birikimleri, her düzeydeki komutanlık katında ve askerî harekâtın her türünde edindiği deneylerle geliştirmiş ender bir askerdir. Asker olarak Mustafa Kemal’in, bir ulusun, Türkiye Cumhuriyetinin kaderini belirleyen ve kurtuluşu getiren 4 emrini görüyoruz. Bu emirler; Çanakkale muharebeleri sırasında verdiği “Ben size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum” emri; (Dünya harp tarihinde askerlerine “size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum” diyebilen bir komutan yoktur. Öyle bir komutan olmadığı gibi, kendisine verilen ölme emrini bir an bile tereddüt etmeden, kelimei şehadet getirerek yerine getiren, tek düşüncesi vatanın kurtulması, kendisinin de şehitler katına yükselmesi olan Mehmetçik’ten başka bir asker, Türk milletinden başka bir millet de bulunamaz.) Kütahya-Eskişehir muharebelerinden sonra verdiği 100 km geriye, “Sakarya’nın doğusuna çekilme” emri; Sakarya Meydan Muharebesi sırasında verdiği “Her karış toprak vatandaş kanı ile sulanmadıkça terk edilemeyeceği” emri; 30 Ağustos Başkumandanlık Meydan Muharebesinden sonra verdiği “Ordular. İlk hedefiniz Akdenizdir. İleri!” emri. Komutası altındakilere ölmeyi emredebilen, savaş meydanlarında cesetlerin üzerinden atlayarak dolaşabilen bir askerin, bir koyunun kesilmesine bakamadığını görerek şaşırabiliyoruz. Şöyle ki: Bir alay karargâhının temel atma töreni esnasında bir koyunun, temel için açılan çukura doğru, yere yatırılıp boğazından kesilmek üzere olduğunu gördüğü zaman, müdahale eder ve kendileri gittikten sonra koyunun kesilmesini ister. Bu duruma şaşıran İran Şahı Rıza Pehlevi ile aralarında şu konuşma geçer: Atatürk: Ben kana bakamam! Bir tavuğun dahi boğazlandığını görmeye tahammülüm yoktur. Şahinşah: Ya bu kadar çok bulunduğunuz büyük ve kanlı muharebe meydanları?.. Atatürk: Ha, o başka meseledir; öyle yerlerde cesetlerin üzerinden atlayarak yürürüm. O bambaşka bir iştir... İşte asker, işte komutan, işte insan Atatürk... Ve Türkiye Cumhuriyetinin Onuncu Yıldönümü kutlamalarında verdiği nutukta; yüzyıllarca unutturulmak istenen Türk milletini büyük millet olarak, bütün medenî alemin az zamanda bir kere daha tanıyacağını ve “Ne mutlu Türküm diyene” sözüyle belleklere kazıdığını görüyoruz -Yeniçağ-