Dikkatinizden kaçmıyor sanırım. Şöyle ki, gelişmiş ülkeler tarım ve hayvancılık teknolojilerini de geliştirmiş ülkelerdir.
Bir başka deyimle bu ülkeler sanayileşmeden önce veya sanayileşmeyle beraber, toprak ürünlerini geliştirerek zenginleşmişlerdir. Örnek, işte ABD, işte İngiltere, işte Fransa, işte Hollanda. Başta Avrupa olmak üzere pek çok ülke yıllarca İngiltere’den satın aldıkları DELİ DANA etini yedi. Bugün hala Fransız mutfağının niteliğinden söz ediliyorsa bu durum orada tarım ve hayvancılık ürünlerinin çeşitliliğinden kaynaklanır. Kolalı içeceklerin rekabetinin temelinde ülkeler arası şeker kamışı ile mısır kavgası yatar. Hollanda’nın tarım ve hayvancılık ürünleri olmasa, petrol devi İran açlıktan ölür.
Hep yinelenir, insanın öncelikli gereksinimi beslenmedir. Günümüzde su, petrolün önüne geçmiştir, öyle de kalacaktır. Uluslararası ilişkilerde beslenmeyle ilgili varlıklar bütün elektronik donanımın önünde ve üstündedir. O nedenle bir başka deyimle GELİŞMİŞ ÜLKE, İYİ BESLENEN ÜLKEDİR diye tanımlamak yerinde olur. İhracatımızda sanayi ürünlerinin oran olarak çokluğu bu gerçeği örtmez, gölgelemez. Türkiye iyi bir tarım ülkesidir. İşte pamuk, işte fındık, işte narenciye, işte çay. Ne var ki Türkiye tarım politikası olmayan bir tarım ülkesidir. Yıllardan beri bu gerçek bilerek veya bilmeyerek önemsizleştirilmiştir. Büyük Atatürk, “KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİDİR” derken bu zenginliği vurguluyordu. Fakat ağır sanayi hayalleri içinde tarım ve hayvancılık sorunumuz ilkel alışkanlıklardan, geleneksel uygulamalardan kurtulamamıştır. Gelişmiş ülkelerin köylü ve çiftçileri tarlalarına, ahırlarına ileri teknoloji sokmuşlar, bunları yaparken de devletin SÜBVANSİYON adı altında her türlü desteğini görmüşlerdir. Üniversiteler, araştırma kurumları bilimsel gelişmeleri üreticinin kullanımına sunmuşlardır. Sonuçta sanayileşmiş ülkeler, gelişmiş ülkeler diye yücelttiğimiz o saydığımız devletler, tarımda ve hayvancılıkta bizim beş katımız, on katımız, yüz katımız ürünler almışlardır.
Birkaç yıl önce Kars’taki Önder gazetesinin 24- 25 Temmuz 2006 tarihlerinde çıkan sayılarında Kafkas Üniversitesi’nin Akyaka Belediyesi’yle ortaklaşa düzenledikleri TARIM VE HAYVANCILIK konulu etkinlikleri merakla okumuştum. Bende takıntı halini alan gerek yöresel ve gerekse ulusal çapta tarım ve hayvancılığın geleceğini düşlemiş, mutlu olmuştum. Üniversitemizin değerli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Yusuf Özaydın’ın, Doç. Dr. Mithat Şahin’in, Doç. Dr. Yavuz Özünler’in, Doç. Dr. İsmail Kaya’nın, İl Tarım Müdürü Yusuf Yurdalan’ın değerlendirmelerini, uyarılarını altını çizerek anlamlandırmıştım. Ziraat ve Veteriner fakültelerimizin, il tarım müdürlüğümüzün bilinçli, bilimsel çalışmalarının yöremize ve giderek ülkemize yararlı olacaklarına yönelik inancım güçlenmişti. Akyaka Belediye Başkanı Bulut Öztürk’ü, Şahnalar nüfusuna kayıtlı biri olarak kutlamış, başarılar dilemiştim.
NOT: 60- 70 yıl önce Kars’ta evlerimizde birkaç ineğimiz olurdu. Hayvanlar sabahleyin erken saatlerde sağıldıktan sonra günümüzde kooperatif evleri olan geniş alanda toplanır sonra da 10- 15 kilometre uzaklıktaki “Çöl”e gönderilirdi. O hayvanlar sabah aç gittikleri gibi akşam da aç dönerlerdi. Ayrıca bütün bakiyelerini o uzun yolda bırakırlardı. Bize de günde en çok 2 litre süt verirlerdi. Sonraları gördük, okuduk ki “Gavur” hayvanlarını otun yanına değil, otu hayvanın ayağına getiriyormuş. Doğal olarak da bütün enerjisini yol boyunca bırakmayan o inekler günde 40- 60 kilo süt, yaklaşık 600 kilo et verirmiş üreticisine. Bu ve benzeri örnekler yüzlerce, binlerce çoğaltılabilir.
SON SÖZ: Koca Aşık Veysel asırların birikimini bir dizeyle özetlemiş:
DOST DOST DİYE NİCESİNE SARILDIM
BENİM SADIK YARİM KARA TOPRAKTIR
Biz sadece güncel bir olayın yorumunu yaptık, o kadar.
Dr.Beşir Doster