MÜMTAZ SOYSAL
Bilanço
KOMPLO teorileri iki türlüdür. Bir türü, siyasette nelerin, niçin, nasıl olacağını tahmin etmeye yönelik bir falcılık gibidir. Bir türü ise, olanı açıklamaya ve kimin, neyi, niçin, nasıl yaptığını açıklamaya çalışır.
Son bir hafta boyunca Türkiye-İsrail ilişkileri açısından neyin, niçin öyle olduğunu, yaşananların gerisinde hangi niyetlerin yattığını ve hangi tarafın kârlı çıktığını kestirmek zordur. Geçen gün, ciddi bir sosyal bilimci bütün olayın Başbakan Erdoğan’ı son çıkışları ve özellikle İran konusundaki tutumu yüzünden zaten “çizmiş” olan ABD yönetimince ayarlandığını ve amacın böylece İsrail karşısında küçük düşecek AKP liderine unutamayacağı bir ders vermek olduğunu söylemişti. Ona göre, bu işte “cemaat”e biçilen rol Pennsylvania’daki “merkez”in himmetiyle sağlanmıştı ve her şey bittikten sonra oradan yapılan hafif itiraz kokulu açıklama kamuflajdan başka bir şey değildi.
Olayın bu denli esrarengiz olup olmadığını anlamak için sonuca bakmak gerekir. Mavi Marmara’yı ve çevresindeki küçük filoyu düzenleyip Gazze’ye yollamaktaki asıl niyetin, “insani yardım” malzemesi taşımaktan daha çok, ambargo delmek ve en azından dünya kamuoyunu etkilemek olduğu İHH’ce de yadsınmıyor. Bu açıdan bakılır ve ambargo eziyetinin yankılanışı düşünülürse, girişim başarılı sayılabilir elbet. İsrail şiddetinin de buna katkıda bulunduğunu unutmamak ve ölenleri “şehit”, kalanları “gazi” mertebesine erişmiş sayanların tesellisini paylaşmak kaydıyla, tabii.
Ama, İsrail de, tutumunu sürdürmekte ne ölçüde kararlı davranabildiğini ve kendi davası söz konusu olunca hiç engel tanımaz bir devlet sayılması gerektiğini herkese bir kez daha ispatlamış olmadı m?
Peki, ya Türkiye? Girişimi ve sonrasını düzenleyenler, ABD’nin oyununa gelmiş olma olasılığı bir yana, Türkiye’nin yavaş yavaş makas değiştirip bir İslam cumhuriyeti olmaya yöneldiği biçimindeki genel kanıya katkıda bulunmuş olmuyorlar mı? Afrika’nın doğu kıyısıyla Madagaskar arasına serpiştirilmiş bir adacıklar devleti olan Komorlar Federasyonu İslam Cumhuriyeti’ne tescilli, ama bordasına ayyıldızlı bayrak boyanmış bir Mavi Marmara’yı “Saldım hayıra, Mevlam kayıra” diye hayır işi için Akdeniz’e salmış olmanın vebalinden bu iktidar kolay sıyrılamaz. Girişim başarılı olsaydı, bu “açılım”dan puan toplamaya kalkışılmayacak mıydı?
Başarı eksik kalsa bile, Başbakan “Ortadoğu’nun kalkanı” saymaya başlamştır kendini. Dağlık Karabağ’ı, Doğu Türkistan’ı, Kerkük’ü ve hele Kuzey Kıbrıs’ı unutmuş gibidir. Başı dönen bütün liderler gibi üslubu gitgide fütursuzlaşmakta, sözcük seçiminde sık sık ölçüyü kaçırmaktadır.
Bu tarz efelenmenin Arap dünyasındaki şanına şan getireceği kesindir de, Türkiye’nin başına neler getirebileceği pek belli değildir.