NE DEĞİŞTİ DE?
Eskiden ülkemizin en modern ve lüks otobüsleri Mercedes 302 idi. Onlarla bir yerlere gitmek ayrıcalık idi. 302 lerle gitmesek bile, „302 ile gittik“ derdik. Ìşte öyle bir 302 ile de 28 ağustos 1978 günü ( 32 sene olmuş), Istanbul-Aksaray’dan, Avrupa’ya doğru yelken açtım. Gerçekten de ve hem de 302 ile giderken yelken açtık. Çünkü, en arkadaki yolculardan biri, bizim lüks 302 nin en arkadaki camı açmak isterken kırmış, pencereden çıkan, ilk alındığında kırmızı iken, o günkü haliyle beje dönüşmüş perde, patır patır yaparak yelken gibi açılıp-kapanmıştı.
Benim 302 deki yerim, ilk plana göre 7 numaralı koltuk iken, daha sonra sırasıyle 13, 17, 13, 32, ve en sonunda, en arkadaki beşli koltuğun kapı yanında olan 42 numaraya kadar bir yükselti gösterdi ise de, en sonunda o koltuk da elimden alınarak, benim ertesi gün gitmem teklif edildi. Otobüs, Avusturya/Salzburg’a kadar gidiyor, ondan sonra şirket yetkilileri (şoför ve muavin) yolcuları trenle Münih’e intikal ettiriyordu. (3 senedir diğer işlerle birlikte, Sultanahmet’te bu işlerle de uğraşıyordum.). Ben „illa da, bugün gideceğim“ diye tutturunca, “ne halin varsa, gör” diyerek, beni kendi duygularımla yapayalnız bıraktılar.
Eskiler bilirler, bu lüks 302 lerde en arkada, kapının hemen yanında, içine yolculara sunulmak üzere şişe su konulan metal bir dolap vardı. Hemen kendime orasını, 36 saatlik yolculuk için en uygun yer belleyerek, tam oraya konuşlanacak iken daha „ya, buraya ancak benim kıçım sığar“ demeye kalmadan, sapsarı bir tip oraya konuverdi. Sonradan çok seveceğim şair Can Yücel’in torunuymuş meğerse. Iki gün sonra Münih’te sınavı olduğu için mutlaka gitmesi gerekmiş. “”Hadi, sen de otur” dedik. Ve onunla, tam iki gün, kah o ayakta, kah ben ayakta, Salzburg’a kadar geldik. Pek anlaştık. Ama ben Münih’de durmayacak ve kuzeye, Ìrlanda’ya doğru devam edecektim. Ne de olsa solcuydum ve Ingiliz’lere cok gıcıktım. Ìrlanda’lı arkadaşım çoktu, belki de IRA’ya filan da girerdim.
Ne IRA’ya girmesi..Irlanda’ya bile giremedim. Çünkü, her ne akılla ve gözü karalıkla 200 Alman Mark’ı ile yola çıktıysam ?? Bu para Hannover’de bitti. Böylelikle ne ileri gidebildim, ne de geri dönebildim. Kaldım Hannover ellerinde. Neyse ki, Sultanahmet’ten tanıdığım Almanlar vardı. Onları da en son iki sene önce görmüştüm. Öldüler mi, kaldılar mı, taşındılar mı onu da bilmeden, bir gece yarısı kapılarını çaldım. Neyse ki, evdelerdi...
Aslında, anlatmak istediğim bu değildi.( ama bir yerden girmek gerekti ). Küçük bir iş bulup, geçinmeye başlayınca, solculuk damarlarım kabardı ve „burada solculuk kolaydır, bir yerden başlayayım“ diyerek, Hannover tren garının arkasında bulunan ve Alman sol gruplarının buluştuğu büyük bir kültür merkezine gittim. Büyük bir çoğunluğunun Alman olduğu bir sürü sol grup vardı..Nikaragua grubu, Şili grubu ve de Filistin grubu. Bunlar, o ülkelerde sosyalizm gelsin diye mücadeleler veriyorlardı. Ama nedense, Almanya’ya sosyalizm gelsin diyen yoktu. Hepsi var güçleriyle yukarıdaki ülkeler için calışıyorlardı. Çok ilginçti.
Bu zatlar, o zamanlar ezilen Filistinliler için özgürlük isteyen solculardı. Filistin için mitingler yapılıyor, tartışmalar yürüyüşler, düzenleniyordu. O zaman bizim müslümanlar ve sağ gruplar bu çalışmalara hiç katılmazlar, sorsan Filistin nerede, onu da bilmezlerdi. Hatta Filistin için çalışanlar, onlar icin iflah olmaz ve affedilemez bir yanılgının içersinde debelenip duran insancıklardı…ama ne de olsa komunistlerdi ve çok tehlikeli idiler. Öldürülmeleri de vacipti. Öldürül(e)mezlerse, hapiste çürümelerinde de hiç bir mahsur da yoktu.
Aradan otuz küsur sene geçti. O zamanlar kılını bile kıpırdatmayanlar, şimdi kendilerini ölüme atacak kadar Filistinci oldular. Bir anda Filistin’i keşfettiler. Filistin’liler o zaman
da müslümandı…!! Son otuz küsur senede hidayete erip müslüman oluvermediler. Onlar senelerdir eziliyorlardı, senelerdir vatansız, ekmeksiz, susuz yaşıyorlardı. Dün ortaya çıkmadılar.
O zamanlar Israil’le böyle el ele, şey şeye de değildik. Uçaklarımızı modernize etmiyorlardı, onların uçakları Konya üzerinde talim uçuşları yapmıyordu, insansız uçakları(mızı) onlardan almıyorduk, Manavgat’ın suyunu, Suriye sınırındaki mayınları temizleme ihalelelerini onlara verme gibi teşebbüslerimiz yoktu…
Ne değişti de, külliyen Filistinci olduk?..
Not: Bu yazı, Ìsrail’in yaptıklarını tasvip ettiğimin bir ifadesi değildir. Tam tersine tüm varlığımla kınıyorum.