|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Araplara 'Seks ve Kent' AyarıBirleşik Arap Emirlikleri'nde (BAE) yasaklandığı için, "Ne olur ne olmaz!" kaygısıyla bizde de gösterimi bir hafta ertelenen "Sex and the City" (Seks ve kent), Arap ülkelerinin egzotik mekânlarına taşınırken sıradan bir "sit-com"un çok ötesine geçen tartışmalara konu oldu. NİLGÜN CERRAHOĞLU Araplara ‘Seks ve Kent’ Ayarı Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) yasaklandığı için, “Ne olur ne olmaz!” kaygısıyla bizde de gösterimi bir hafta ertelenen “Sex and the City” (Seks ve kent), Arap ülkelerinin egzotik mekânlarına taşınırken sıradan bir “sit-com”un çok ötesine geçen tartışmalara konu oldu. “SATC” rumuzu ile markalaşan ünlü Amerikan dizisinin “Abu Dabi şeyhliğine” uzanan son filmi, “Müslümanlıkla dalga mı geçiyor?” polemiklerine malzeme edildi. Konuya ayırdığım salı günkü yazımda da belirttiğim gibi, filmi görmüş biri olarak rahatlıkla şunu söyleyebilirim: Tepeden tırnağa karalara bürünmüş Sicilya dullarını beyazperdeye aktaran Hollywood yapımı bir komedi “Katolik âlemi” ile ne oranda dalga geçerse, bu film de “Arap-Müslüman âlemi” ile o kadar dalga geçiyor. Ne eksik, ne fazla. ‘Dışı başka, içi başka’ Arap dünyası Yani “dini inancın” bizatihi kendisi değil, “inancın” “şekilciliğe” indirgenmesi ‘ti’ye alınıyor burada. Hicvedilen ayrıca yalnız “Arap usulü” İslami yaşam tarzı. Peçe altına saklanan ultra modern, pahalı, Batılı giysiler… “Şeriat” kurallarına rağmen, beş yıldızlı otellerde su gibi akan şampanyalar anlatılıyor. Sağır sultanın bildiği Araplara mahsus o “dışı başka, içi başka” Müslümanlık -ki en son üç yıl önce gittiğim Abu Dabi’de örneklerine bizatihi tanık oldum- mevzu ediliyor. Abu Dabi otellerinden birinde geçirdiğim bir yılbaşı gecesi, masaların üzerine yerleştirilen viskilerin, şarapların.. oluk oluk akışına bire bir şahit olmuştum… Bu “şaraplar”, bu “içkiler”; sözüm ona “yabancılar” için ortaya konuyor ama sonuçta tabii isteyen istediğini içiyor… “SATC-2”nin taşladığı konu bu: Arapların benimsediği bu “ikiyüzlü varoluş biçimi”. Türkiye’de -henüz/halihazırda!!!- böyle bir rejim geçerli olmadığına göre, burada bizim üzerimize alınacağımız, kıssadan hisse pay çıkaracağımız bir durum yok… Yarası olan gocunur. Öyle değil mi? Bize ne oluyor? “Dışı başka, içi başka” Arap düzenlerini hicvetmek ötesinde, “feminist” iddiaları da olan “SATC”; kadına yönelik -her tür cinsel ve biçimsel- baskıya da yer veriyor. Filmde akılda kalan en çarpıcı sahnelerden biri, peçeli bir kadının patates kızartması yiyişi… Ağzına götürdüğü her patates tanesi için, indir-kaldır… peçeyle cebelleşmek zorunda kalan Arap kadınını yan masadan izleyen filmin kahramanları, tipik Amerikan yaklaşımıyla, “Bunca zahmete katlanmak için, sıkı bir patates kızartması müptelası olmak lazım!” diyor… Bu içler acısı manzaralara biz -artık her yaz İstanbul’u (örneğin Büyükada’yı!) mesken tutan- peçeli Arap kadınlardan bol bol aşinayız. Gene bizim için şaşırtıcı, afallatıcı bir durum yok ortada. Ancak “politically correct/siyaseten doğru olmak adına” bu sahnelerden hareketle filmi “Müslüman karşıtı” ilan eden bazı aklı evvel Batılı sinema yazarları yüzünden… SATC’nin Abu Dabi versiyonu üzerine böyle yersiz bir “efsane” çökmüş durumda. Filmdeki “taşlamanın” başta söylediğim gibi oysa “Müslüman inancı” ile ilgisi yok. Çöle gökdelen dikmekle “yeni/modern” olunacağını varsayan Arap zihniyeti ile ilgisi var… Taşlanan ‘Yeni Ortadoğu’ mitosu Samantha, Carrie, Miranda ve Charlotte, filmin baş karakterlerini oluşturan New York’lu dört kadın; Abu Dabi’ye nitekim heyecan içinde bu güya “Yeni Ortadoğu mitosunu” keşfetmek üzere gidiyorlar. Ve dizinin skandal karakteri Samantha’nın “ahlak polisinin” eline düşmesiyle, “Hangi Yeni Ortadoğu? Yeni Ortadoğu filan diye bir şey yok-muş meğer!” yargısına ulaşarak New York’a geri dönüyorlar… Filmin sonunda, “kimliklerini gizlemek adına”; çarşaf-peçe giyerek havaalanına kaçmak zorunda kalan 4 Amerikan kadının, kayboldukları çarşıda, birbirlerini ancak yanlarından gelip geçen kadınların “ayakkabılarını” inceleyerek bulması, filmin en çarpıcı ve gülünç sahnelerinden biri. Gözlerine dek kapalı kadınlar birbirlerini ancak “ayaklardan” tanıyor... Ultra modern gökdelenlerin gölgesindeki “Yeni Ortadoğu”da, dün olduğu gibi bugün de “kadının adı yoktur!” deniyor kısaca. Ve her fırsatta kadın erkek arasındaki cinsiyet uçurumu vurgulanıyor… “SATC-2”nin; gerek Arapların ikiyüzlü yaşam tarzları olsun, gerek cinselliğe yönelik baskıları olsun, esasen dikkat çektiği konu “hoşgörüsüzlük”… Filmi yasaklayarak halklarının “dış gözle” nasıl algılandığını saklamak isteyen Arap ülkeleri, sonuçta sadece bu hoşgörüsüzlüğün altını çizmiş oluyor. Arapların filmi izlemesine de üstelik hiçbir şekilde mani olmuyor bu. El altından satılan DVD’ler ve internet vasıtasıyla tüm Ortadoğu halkları, dünyanın gerisiyle eşzamanlı olarak SATC’yi izliyor/izleyebiliyor… Ortadoğu’da yeni olan bir şey varsa o da bu.
|
Köşe Yazarları
Haber AraEn Çok Okunanlar
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||