|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
KİTLE HALİNDE BENLİK İNTİHARIBiz kimiz? Neler yapıyoruz kendimize böyle? Farkında mıyız? Yoksa farkında olmak istemediğimiz, unutmaya çalıştığımız bir şeyler mi var? Bilerek mi unutturulmaya çalışılıyor özümüz ve yakın geçmişimiz? Sema Tüfekçi'nin nefis bir yazısı. Dilimiz ve yakın tehlike üzerine... KİTLE HALİNDE BENLİK İNTİHARI Biz kimiz? Neler yapıyoruz kendimize böyle? Farkında mıyız? Yoksa farkında olmak istemediğimiz, unutmaya çalıştığımız bir şeyler mi var? Bilerek mi unutturulmaya çalışılıyor özümüz ve yakın geçmişimiz? Zorluğun, sıkıntının, ne anlama geldiğini yaşamayan bilemez. Sadece tahmin edebilir. Yaşamadığı bilmediği duygular, insanların yaşamlarında her zaman eksiklik olarak ortaya çıkar. Hedefleri gerçekleştirmek için olması gereken arzuları, coşkuları, özlemleri, hayalleri yok eder. Hayalsiz, manevi duyguların yoksun olduğu hedeflerin çıtası her zaman düşük olur. Hayalsiz de yaşanır mı canım? Bu durumda da mutsuzluklar kaçınılmaz olur. Sapkın yaşam şekillerine yönelmekse cabasıdır. Kısacası, şekilci ve göz alan, yanıltıcı renklerin esiri olursunuz. Kitle halinde benlik intiharına sürüklendiğinizin farkına varmanızsa zamanda alabilir. Bizler ulus olarak, savaşçı bir ulusuz. Savaşların ardından gelen yokluk ve acılar, manevi duyguların güçlenmesine sebebiyet vermiş ve Türkü Türk yapan benliğimizi, şahsına münhasır bir yapıya büründürmüştür. Tarihimizdeki milli değerlerimizi sahiplenişimiz ve sarılışımızda bundandır. Ülke zenginliklerimiz, Tanrının Türk Ulusuna bir hediyesi olsa gerek. Eller bu zenginliğimize özeniyor, fakat vazgeçemedikleri anlamsız saplantıları, emperyalizmin göz boyayan ışıltısı, Dünya insanını, esir almış durumda. Uyandıklarında, kaybettiklerini fark etmeleri, geç kaldıkları o an olacaktır. Elde edemedikleri değerlerimiz sadece dilimiz değil. Yeraltı ve yer üstü değerlerimiz, coğrafi konumumuz da var… Ortadoğu petrol ve uranyum madenlerine açılan en uygun kapı bizim ülkemiz. Bor madeni, altın, mavi, yeşil, geleceğin en büyük sorunu su, hepsinin bir arada bulunduğu yeryüzünde kaç tane ülke var sanıyorsunuz? Bu ilk değil, bu ulusu yok etmenin yollarını yüzlerce yıldır arıyorlar. Top, tüfekle yok etme çabalarıysa defalarca sonuçsuz kaldı ve zor olduğunun da farkındalar artık. Manevi ve insan gücüne sahip bir ülkeyi, ulusu, yok etmenin en sinsi ve akılca yolu, ulusal benliklerini yok etmektir. Mümkündür. Tarihte de bunun birçok örneği de mevcuttur. Aradıklarını buldular… İnanın buldular. Ve biz bunun farkında değiliz. Benliğimiz, yani bizi biz yapan, yapıtaşlarımız dilimiz, dinimiz, yerleşik Türk kültürümüz. Kendi özümüz. Orta Asya’dan buyana sahip olduğumuz değerlerimiz. Daha kaybettiklerimizi geri almaya çalışacakken, olanları da göz göre göre yitirmek niye? Özenti desek, kimin neyine özeniyoruz? E loğlu kendi dillerindeki kısır döngüleri aşabilmek için uğraşıyor, ama nafile. Yeni kelimeler türeten diller vardır, genelde Latin dillerinde mevcuttur. İngilizce de yeni kurallara göre, yeni terim türetme yeteneği hemen hemen yoktur. Bu mudur özendiğimiz? Buna karşılık Türkçe binlerce yıldır matematiksel yapısını, sözcük türetme yetenek ve kurallarını aynen korumuştur.( Bu İngilizceyi örenmede ki maksadım güzelliğindendir diyenler için tabi.)Türkçenin bu olağan üstü yapısı Osmanlıcadaki Arapça, Farsça alıntılara rağmen hâkim yapı olarak kalmış, onun içindir ki 20 yıl içinde tekrar öz ve halk Türkçesine dönmek mümkün ve kolay olmuştur. Bakınız halâ okumakta olduğum ‘’Bye bye Türkçe’’ adlı eserin sahibi, Amerika da Kimya mühendisliği eğitimi almış, Amerika’da kürsüsü olan,bir çok projede imzası bulunan, dünya çapında tanınmış ve aranan adam Oktay SİNANOĞLU dur. Kitabının bir paragrafındakileri aynen sizlere aktarıyorum: Şimdi bu durumda Latincesiz olarak eğitim bitirip, bilim-teknik adamı olan Amerikalıda, İngiliz’de yeni terim ve ad koyma yöntemi de yok; o zaman ne oldu? Bir kaç kelimelik uzun bir laf edip, her kelimenin baş harflerini birleştirerek yeni sözcük icat etmeye başladılar. Meselâ, bilgisayarlarda biliyorsunuz,’’ana-bellek’’ RAM diyorlar. Bunu türetmek için ‘’Random Aces Memory’’ lâfından baş harfleri almışlar. Şimdi şu işe bakın: Hiç bilmeyen gariban bir Türk’e ‘’BELLEK’’ deseniz, bellemekle hafızayla ilgili bir lâf ettiğinizi en azından tahmin eder. Hâlbuki bir Amerikalı ve İngiliz’e ‘’RAM’’ deseniz, koyunun erkeğinden bahsediyorsunuz sanır. Buna da dil biliminde ‘’Akronim’’(Acronym) diyorlar Kısaltmalarla anlamsız sözüm ona yeni kelimeler çıkartmaya çalışan,kendi insanları bile,ne anlama geldiğini bilemezken,yazılışları için bile kodlama yapmak zorunda kalan, ellerinde sözlüklerle gezen bu toplumların 1- Dilimizi yok etme çabalarına kayıtsız mı kalacağız? 2- Kendi dilimizi adam akıllı öğrenememişken, başka bir dili öğrenme çabaları niye? 3- Bize ait. Her bir şeye karşılığı olabilen(Bilimsel, ekonomik, siyasi, toplumsal ve manevi değerlere karşılık kelime türetebilen) türetme yeteneğine, matematiksel yapıya sahip zengin dilimizi, Türkçemizi, Dünya dili yapmak varken, onların sömürü amaçlı bu oyunlarına destek vermek niye? 4- Bu dili yok etmek ne kadar büyük bir katliam olur düşünsenize, buna da ırkçılık demek yanlış mı olur, ne dersiniz? Israrla, daha tam anlamıyla kendi dilini öğrenememiş bir çocuğa, gururla, anaokuluna gidiyor,şu kadar kelime İngilizce konuşabiliyor benim yavrum derken, utanç verici oluşunun farkında olmayışımızın neticeleri. Türkçe yapılmayan eğitimin sonuçları. Yabancı dili, ders olarak, zamanında diğer dersler gib,i mantıklı saatler ve programlarda verilmeyişinin sonuçları.Eğitimi Türkçe yap, anla ve sonra yabancı dilini de öğren,birikimle farklı medeniyetlere açıl, mantığının olmayışının sonuçları: Bizim hastanemizde bizlere hizmet eden Dr.hemşire, laborant hepsi bizim insanımız. Ama dediklerine niçin bu kadar yabancı ve uzağız. Niçin çevre toplantılarında, Mühendisin, mimarın, kimyagerin, kurulacak yeni fabrika ve sanayi kuruluşlarının bilgilendirme toplantılarında dediklerini anlamıyoruz. Anlamadığımız, sessizce oturup bilmediğimiz her bir şeye, ne imiş: Herkes alkışlıyormuş diye alkış tutuşumuzdur. Neyin kanıtı olabilir bu? Niçin neye dua ettiğimizi bilmeden âmin diyoruz? Ben hala bunu anlamış değilim. Hala, bilmediğimiz şeylerin altına hiç çekinmeden imzalar atıyor ve atabiliyoruz. Hala burnumuz çamurun ve kirli kâğıtların içinden çıkmıyor. Niçin devrilmeyince nallanamıyoruz bizler… Nedir güvenirlilik? Bence güvenirlilik ilk önce kendine güvendir. Ayaklarının yere bastığından emin olmadan yeryüzünde olduğun iddiasında bulunamazsın. Hayal âleminde yaşamanınsa ne yeri, ne de zamanı. Her türlü savaştan, her türlü işin altından alnının akıyla çıkmanın tek yolu Kültürdür arkadaşlar. Kültür: İlimdir, manevi değerlerdir, tarihtir ve hepside kişisel bilinçle olur. Türk toplumunun kişisel bilinci, benliği ise dilidir. Bu sadece Türk toplumu için değil, Dünya üzerinde ki tüm beşeri topluluklar için geçerlidir. Bakınız, hastaneye her gittiğinizde, aradığı, muayene(hastalığı araştırma)olacağı poliklinik(hasta bakılan yer)’i bile bulamayan bir sürü vatandaşımız var. Bütün bunları bir süre hastaneye gidip gelmeden öğrenemiyoruz. Kaybedilen zaman da neler yapılabileceğini ise düşünmenizi tavsiye ederim. Benim ülkemde buna benzer bir sürü kayıp zamanlar var. Geri getirilemeyen zamanlar bunlar. Yakalayamayacağımız belki de bir kez daha bulamayacağımız fırsatlar. Ben de buna dâhilim tabii. Verdikleri ilaçların nasıl kullanıldığını ve nereye niçin verildiğini çözebilmek tıp eğitimi almanızı gerektirebilir. Hatta kan ve gayda tetkiklerinden sonra, laboratuardan aldığınız sonuç belgesine bakıp ta, hiç dil bilmeyen, yeni doğan bir bebeğin yeni doğan sarılığına yakalanmış hali gibi görünmenizin kaçınılmaz oluşuna bile şaşırmamak lazım. Unutma
|
Köşe Yazarları
Haber AraEn Çok Okunanlar
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||