|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Çok Tehlikeli Tahliyeler Bunlar
Bekir Öztürk yazdı - Cihaner'in tahliyesi tehlikeli bir tahliyedir. Hükümetin safrasını deşecek mesafede bıraktığı adalet neşterini eline alması an meselesidir. İşte, başta iktidar çevreleri olmak üzere, yandaş, dinci ve liboş medyanın korkusu da bundan. Hatırlıyor olmalısınız. Şu anda Anayasa Mahkemesinde görüşülmesi beklenen ve Başbakan’ın yapılan terör saldırıları dâhil her şeyi ona tahvil ettiği Anayasa Değişikliği Paketi, Cihaner’in tutuklanmasından sonra Yüksek Yargı’nın tepkisi ve HSYK’nın yetkisiz savcıları yaptıkları yanlış işlem nedeniyle görevden almasıyla başlamıştı. O gün Başbakan ve yardakçıları “Artık bir Hukuk Reformu şart oldu” demişlerdi. Çok sürmedi hazırlıklar başladı ve Yüksek Yargının Yandaşlaştırılması, AKP’nin kapatılmaması dışında hiçbir önem taşımayan paket hazırlandı. Her ne kadar hali hazırdaki düzenle de istedikleri insanı suç ya da delil olsun yada olmasın tutuklata biliyorlardı. Ama zaman zaman bir çıkıntı hâkim çıkıp bu insanları “Deliller toplandı, kaçma saklanma şüphesi yok” gibi sudan sebeplerle tahliye edebiliyordu. Oysa tutukluluğun istisna olduğu hukuk sistemimiz ve Özgürlüklerin tavan yaptığı güzel ülkemizde bu insanların bırakın gökyüzünü görmesi, nefes bile almadan hücrelere kapatılması gerekiyordu. Yok yok yanlış anlamayın, PKK katillerinden bahsetmiyorum. Hayatları boyunca terörle mücadele etmiş her rütbeden Türk Silahlı Kuvvetleri personellerinden, İlim adamlarından, Siyasetçilerden, Sendikacılardan, Gazetecilerden, yazarlardan, ülkesini milletini sevmek, Atatürk’ü rehber etmek dışında hiçbir suçu olmayan toplumun her kesiminden toplanıp Silivri kamplarına doldurulan insanlardan bahsediyorum. Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı Cihaner’in tutuklanması, 3.Ordu Komutanı Saldıray Berk’in bir numaralı sanık olarak iddianamede yer alması bu alanda yapılan hukuksuzlukların her bakımdan tavan yaptığı en büyük dalgaydı bana göre. Zira içinde Cumhuriyet tarihimiz boyunca karşılaşılmayan iki tane ilk vardı. Birincisi, ilk kez bir ilin Cumhuriyet Başsavcısı görevinin başında iken makam odasında gözaltına alınıyor ve tutuklanıyordu. Hem de kişisel husumeti olan başka bir “savcı” tarafından. Astsubaylarla başlayıp, Emekli paşalarla devam eden, giderek emeklilerden muvazzaflara, muvazzaflarda teğmen’den Korgeneral’e kadar terfi ettirilen tutuklamalar Muvazzaf Orgeneral düzeyinde kalmıştı. Yani, hukuk dâhil her alanda kadrolaşan “Yeni Osmanlıcılar” kollarının nereye kadar uzandığı konusundaki testleri tamamlayamamışlardı. “Islak imza” lı belgeden tutuklu Dursun Çiçek ile aynı ismi taşıyan birinin Erzincan’a gelip Mazlum Konak Otelinde konakladığı bilgisine ulaşılmasıyla bu testin tamamlanması konusunda bir fırsat yakalanmıştı. Erzincan’da konuşlu 3.Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk’in bir “Gizli Tanık Örgütü” nün marifetiyle tutuklanması sayesinde, gelecekte istedikleri zaman Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları dâhil herkesi tutuklayıp, Türk Silahlı Kuvvetlerini de istedikleri gibi şekillendire bilecekleri bir düzen kurabilirlerdi. Bu “Gizli Tanık Örgütü” nün tüm üyeleri çok önemliydi. Hele bu örgütün üyesi olan iki savcı vardı ki bunlar hayati değerde önemliydi. Onun için bir tanesi aylardır görevde değil, izinsiz ve mazeretsiz olarak 10 gün işe gitmemesi halinde müstafi kabul edilmesi gerekirken aylardır işe gitmemesine rağmen nerede olduğunu kimse bilmiyor. Adalet Bakanlığının hakkında nasıl bir işlem yürüttüğü de sır gibi saklanıyor. Diğeri ise Adalet Bakanlığında HSYK’nın alamayacağı önemli bir göreve verilmesini bekliyor. Bu iki savcının kan davalısı olan bir başka savcı vardı ki o daha öncede Erzincan’ın sırtına kene gibi yapışan tarikat ve cemaatlerin faaliyetlerini, para hareketlerini araştırmaya başlamıştı. Önce Adalet Bakanlığı ve Cezainfaz Kurumları Genel Müdürlüğü üzerinden “dur” dendi ama savcı inatçıydı. Bir süre sonra korkulan oldu. Bu araştırmalar için yapılan resmi telefon dinlemelerine İktidar Partisinin Bakanları, Büyükşehir Belediye Başkanları takılmıştı. Savcının elindeki adalet neşteri, iktidar partisinin safrasına dokunmuştu. Bu savcının acilen “bitirilmesi” gerekmekteydi. Görev tarikat evlerinde yetiştiği konusundaki iddialara sessiz kalan bir savcıya verildi. Savcının yetkileri HSYK’nın kendisine vermiş olduğu 250. Madde ile sınırlı değildi. Adalet Bakanlığı tarafından da tam destekliydi. Eğer 3.Ordunun kapısından kovulmasaydı oda Zekeriya Öz gibi Tanrı Kompleksine girecekti. “3.Ordunun Kozmik Odası” na girebilmek için peşinde haftalarca koştuğu hard diskin Sahibi Ahmet Saraçlar’a kızgınlığı da bundandı. Söz konusu hard diskten Oda TV ve Hürriyet Gazetesinde yayınlanan üç yazı dışında hiçbir şey bulunmamasına rağmen “Ahmet Saraçlar’ın işyeri” ni arama bahanesiyle dayandığı 3.Ordunun kapısından kovulmasına kızgınlığını sorgusu sırasında Ahmet Saraçlar’a “Beni 3.Orduya sokturmadın” diyerek ifade ediyordu. Her ne kadar 3.Ordunun kapısından kovulsa da, “savcı” Osman Şanal yapacağını yapmış, Gizli Tanık Çetesi’nin diğer üyelerine istediği ifadeleri verdirtip, Başsavcı Cihaner dâhil Türk Silahlı Personelleri ve Mit Personellerinden oluşan 10 kişiyi tutuklatmıştı. Yetkisi olmamasına rağmen Birinci Sınıf bir savcı hakkında hiçbir delile dayanmayan saçma gözaltı ve tutuklama yargı çevrelerinde infial yaratınca kendisini 250. Madde ile görevlendiren HSYK verdiği bu yetkiyi derhal aldı. Yetkisinin alındığı ilgili adli mercilere bildirilmesine rağmen dosyayı kaçırıp, kendisi gibi takva bakımından diğer Savcılardan kıdemli olan Zekeriya ağabeyine gönderdi. Ancak gözden kaçırdığı, ya da kafasının basmadığı bir nokta vardı ki, Zekeriya ağabeyi de kendisiyle aynı konumdaydı. Yani bir Cumhuriyet Başsavcısı hakkında soruşturma yapmaya yetkili ve ehliyetli değildi. Bunu çok iyi bilen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı yetkisizlik yazısıyla dosyayı iade etti. Henüz 250 ile yetkilendirilen yeni savcılardan aynı zamanda Erzurum Cumhuriyet Başsavcı Vekili, Osman Şanal’dan intikal eden, tahliye taleplerinde “çok yönlü ve çok kabarık dosya” olduğu için incelenemeyen dosya’yı 3 günde incelemiş ve adeta “Osman Şanal olsa nasıl bir iddianame hazırlardı” sorusuna yazdığı (!) iddianame ile cevap vermişti. Duruşmalar başladığında 1.Ergenekon Davasının kıdemli bir sanığı olarak neler yaşanıla bileceğini az çok biliyordum. Savcının ne kadar ezik duracağını, Sanık sıfatıyla mahkemeye çıkarılan kişilerin haklı olmanın verdiği cesaretle savcıyı nasıl köşeye sıkıştıracaklarını tahmin edebiliyordum. Tahmin edemediğim bir şey vardı ki, o iddianameyi hazırlayan savcı’nın “terör örgütü üyesi” olmakla suçladığı sözde sanıklara hiç soru soramadı. Hatta savcının bu suskunluğunun sanıkları daha da cesaretlendirdiğini gördüm. Bu dava her bakımdan Ergenekon Davasına benziyordu. 1.Ergenekon Davasında da çapraz sorguda savcılar ucu açık bırakılan, diğer Ergenekon iddianamelerine delil toplamaya çalışıyorlardı. Her ne kadar Erzincan Davasında savcı soru soramasa da, sanıklar “Paralel yürütülen bir soruşturma” olduğu ve bu soruşturmaya yeni yalancı deliller üretilebilecek bir ortam yaratılmaması adına, çapraz sorgunun daha sonra yapılmasını istediler. ( Ayrıntılar, Erzurum duruşması ile ilgili yazmış olduğum yazı da http://bhaber.net/yazar/4611-erzincan-davasinda-rezillik-dizboyu.html ) Takip ettiğim kadarıyla tüm duruşmalar benzer şekilde devam etti. Cihaner ve beraberinde “kapatılan” insanların bu kadar uzun süre içerde kalması gerçekten çok yadırganacak bir durumdu. Hatta bana soranlara ben, “onların içerde kalmaları için hiçbir neden yok ki elbette her an çıkabilirler” demiştim. Cihaner, Erzincan Mit Personelleri, Erzincan Jandarma İstihbarat personelleri, Eskişehir Jandarma Alay Komutanı’nın Cihaner’in ifadesiyle “Kapatılmaları” na iki gün önce son verildi. Adalet geçte olsa yerini bulmuştu. Onların hukuksuzca cezaevine atılmasına alkış tutan çevreler ise şimdiden huzursuzlaşmaya başladı. Zira Cihaner sadece kendisine yapılan oyunu bozmakla yetinmeyeceğini daha Cezaevinden çıkarıldığı ilk anlarda söylemişti. Evet, Cihaner’in tahliyesi tehlikeli bir tahliyedir. Hükümetin safrasını deşecek mesafede bıraktığı adalet neşterini eline alması an meselesidir. İşte, başta iktidar çevreleri olmak üzere, yandaş, dinci ve liboş medyanın korkusu da bundan. Onların yazdıklarını dikkatle takip ediyorum. En kısa zamanda onunla ilgilide yazacağım. Bekir Öztürk
|
Köşe Yazarları
Haber AraEn Çok Okunanlar
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||