|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Bize Batılı Türkiye lazımFilistin'in Ankara Büyükelçisi Nabil Maaruf'tan AKP hükümetine Araplaşmayın' çağrısı: "Bize Batılı Türkiye lazım!" Filistin’in Ankara Büyükelçisi Nabil Maaruf’tan AKP hükümetine ‘Araplaşmayın’ çağrısı ‘Bize Batılı Türkiye lazım’ Bana göre Türkiye, Batı dünyasıyla iyi ilişkilerini sürdürerek hem Arap dünyasına hem de Filistinlilere daha çok yardımcı ve etkili olacaktır. İHH tek başına hareket etmiyor. Hem Filistin yönetimi hem Hamas hem de Gazze ablukasının kaldırılmasını isteyen başka sivil toplum örgütleriyle bağlantıları var. SÖYLEŞİ LEYLA TAVŞANOĞLU Bizim basın ve medya, Mavi Marmara gemisi olayı patlak verdiğinden beri nedense Filistin’in Ankara Büyükelçisi Nabil Maaruf’la konuşmayı akıl etmiyor. Ya da bu uzak duruşun başka nedenleri var. Büyükelçi Maaruf, açık konuşan bir diplomat. Sözlerini öyle eğip bükmüyor. Gündemi çok yoğun. Ankara-İstanbul arasında mekik dokuyor; konferanslara, panellere, resmi toplantılara katılıyor. Gazetemizin Ankara Temsilcisi Utku Çakırözer’le Or-An’daki yeni Filistin Büyükelçilik binasında Maaruf’u ziyaret ediyoruz. Ben de onunla bu söyleşiyi yapıyorum. -İstanbul’da düzenlenen Arap-Türk Forumu’yla hedeflenen nedir? N.M. - Bu forum üçüncü kez toplanıyor. İlki yine İstanbul’da, ikincisi Şam’da yapılmıştı. Bir kere bu forum Arap-Türk ilişkilerini güçlendiriyor ve bütün Arap ülkelerinde, özellikle ekonomi alanında fırsat pencereleri açıyor. Böylece yatırımların önünün açılmasını sağlıyor. Bu son toplantıda Arap Birliği’nin hemen hemen bütün dışişleri bakanları hazır bulundu. Bu toplantıda ayrıca Türkiye, özellikle gemi (Mavi Marmara) olayının üzerine bütün Arap ülkelerinin desteğini aldı. Bugün artık herkes Arap-Türk ilişkilerinin güçlenmesi için harıl harıl çalışıyor. Ayrıca, Türkiye, Suriye, Ürdün ve Lübnan arasında vizenin kaldırılması, açık sınırlar oluşturulması için de bir metin imzalandı. Bugün Türkiye artık Arap dünyasında her yerde varlığını hissettiriyor. Arap ülkeleri Türkiye’yle ilişkilerin geldiği bu noktadan çok memnunlar. - Son olaylardan sonra İsrail bütün Arap dünyası tarafından dışlanmış görünüyor. Bu gergin ortamda Ortadoğu’da nereye varılabilir? - Ortadoğu için tek bir yol var. O da hakça bir barış ve istikrar yoludur. Bu başarılmazsa Ortadoğu’da her zaman şiddet ve belki de daha kötüsü hâkim olacaktır. İsrail ise bugüne kadar yaptıkları nedeniyle kendi kendini Ortadoğu’da yalnızlığa itmiştir. İsrail 62 yıldır Filistin içinde ve dışında her bir Filistinliye elinden gelen kötülüğü yapıyor. Filistinlileri öldürüyor, tutukluyor, insan haklarını çiğniyor, uluslararası yasaları ihlal ediyor. İsrail’in içinde bulunduğu durum sadece kendi yaptıkları yüzündendir. İkinci olarak, İsrail’in yaptıkları yüzünden bütün bölge istikrarsızlaşmıştır. Bölgenin bütün kaynakları bu şiddet, istikrarsızlık çemberinde erimektedir. İsrail, uluslararası toplumun isteklerine cevap vermediği için bugün yalnız kalmıştır. İsrail barış sürecini hep kullandı - İsrail hükümetleri her dönemde, bugün Filistin’in seçilmiş hükümeti olan Hamas’ı bir terör örgütü olarak kabul etmişler ve onu muhatap almayı reddetmişlerdir. O zaman bu çıkmazdan nasıl çıkılacak? - İyi de Hamas ne zaman Filistin’de hükümet oldu? 2006’da. O zaman sorarlar, neden İsrail Hamas’a kadar Filistinlilerle barışa yanaşmadı diye. Hamas’ı kullandıkları argümanın yanlış olduğunu gösteriyor. Filistin olarak biz İsrail’le barış sürecini daha 1990’da başlatmış, İsrail’in devlet olarak varlığını da tanımıştık. 1990’la 2006 arasında 16 yıl var. Bu 16 yıllık barış sürecinde İsrail ne yaptı? 2002’de Batı Şeria’yı tamamıyla yok ettiler. 2006’da Lübnan’ı, 2008 ve 2009’da Gazze’yi tahrip ettiler. Batı Şeria’da duvarı diktiler. Artık İsrail açık açık, “Biz barış istemiyoruz” diyebilmelidir. Ama İsrail barıştan söz ederken aslında barışı yok edecek her şeyi yapmaktadır. Bugün hiç kimse kalkıp da barış istemeyen olarak Netanyahu’yu (İsrail Başbakanı) suçlamasın. Bugüne kadar sağcısı, solcusu, merkezcisi, hiçbir İsrailli lider Filistinlilerle barışa yanaşmamıştır. Bir tek İzak Rabin Filistinlilerle barış kararını vermişti. Ama onu öldürerek barış sürecini de katlettiler. - Sizce Rabin’i kim öldürdü? - İsraillilerin kendileri. Yani Siyonist zihniyet. İzak Rabin İsrail devletinin kurucularından birisiydi. Aynı zamanda da güvenlik birimlerinden yetişmeydi. İsrail’in kendisi bir asker-polis devleti. Böyle bir ülkenin başbakanını kim öyle kolay öldürebilir? Öldürecek kadar kim onun yanına yanaşabilir? Aslında Rabin’i öldürmekle hedeflenen, barış fikrini katletmektir. O zamandan beri de barış süreci yok edilmiştir. İsrail’in istediği, bizim onlarla barış müzakerelerini sürdürmemiz. Ama öte yandan bütün somut gerçekleri değiştiriyorlar. Böylece günün birinde artık müzakere edilecek hiçbir konu kalmayacak. Sanıyorum, İsrail’in siyasi liderliği henüz Filistinlilerle ne biçim bir barış istediğine karar veremedi. İran Sünni-Şii çatışmasını kışkırtıyor - Karar veremedi mi yoksa karar verdi de açık mı etmiyor? - Verdikleri bir karardan eminim. O da Filistin’le barış yapmamak ve Filistin’le işin sonunu bağlamamaktır. Bakın, Lübnan’da Kamil Chamoun isimli bir Cumhurbaşkanı vardı. Lübnan’da öteden beri Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasında kendi haklarını koruma adına çatışmalar patlak vermektedir. Maruniler Lübnan’da iktidardayken Kamil Chamoun şöyle derdi: “Bize ait olan sadece bizimdir. Size ait olan ise hem sizin hem bizimdir.” İşte, İsrail bu zihniyeti savunuyor. Yani İsrail’e ait olan sadece İsrail’indir. Ama Filistinlilere ait olan, hem İsrail’in hem Filistinlilerindir. - İran, İsrail’i haritadan sileceğini söylüyor. Eğer İran ve İsrail arasında bir çatışma patlak verirse Ortadoğu ne hale gelir? - Aslında İran’ın İsrail’e karşı olduğunu mu düşünüyorsunuz? Bana İran’ın İsrail’e karşı olduğunun tek bir kanıtını gösterin. Evet, İran, İsrail’i haritadan sileceğini söylüyor. Ama gerçekte ne yapıyor? Hiç. Öte yandan bu meselede İran’ın rolü sadece Filistinlileri bölmek olarak ortaya çıkıyor. Hamas ortaya çıkana kadar Filistinlilerin İran’la ilişkileri iyiydi. Ama hiçbir zaman İran’dan destek ya da yardım almadık. Bize tek yaptıkları jest, İsrail büyükelçiliği binasını bize vermeleriydi. İran bir dönem Lübnan’a asker gönderdi. Ama bunun amacı Filistinlilere yardım değil oradaki Şiilere ve Hizbullah’a eğitim vermekti. Hamas hükümet olduğundan beri İran Hamas’a yardım ediyor, ona para veriyor ve Filistin içindeki bölünmeyi cesaretlendiriyor. İran’ın ve Türkiye’nin pozisyonlarına bakalım. Türkiye bize her zaman birlik içinde olmamızı öğütlemiştir. Üstelik Türkiye Filistin’deki iki taraf arasında da elinden geleni yapmakta, Filistinliler arası bölünmeyi hiçbir zaman desteklememektedir. Öte yandan İran bu tarafa (Hamas) para verirken öbür taraftan (El Fetih) hainmiş gibi söz ediyor. Böylece de Filistinliler arasında gerçek bir bölünme yaratıyor. İran’ın besbelli ideolojik bir planı var. Yakın gelecekte İran’ın bir Sünni-Şii çatışmasına zemin hazırlaması durumunda neler olur, kestiremiyorum. Şu anda Lübnan, Somali, Sudan, Yemen’de kimi Sünnileri Şiileştiriyorlar. Suudi Arabistan’ın Sünni rejimine güneyden sorunlar çıkarmanın dışında İran’ın Yemen’de ne işi var? Günün birinde bir Sünni-Şii savaşı çıkarsa bu tamamıyla İsrail’in işine yarar. Böyle bir çatışma olasılığını kimi Amerikalı yetkililer ve İsrailliler telaffuz etti. Böyle bir çatışmanın faturası Filistinlilerin başına patlar ve Filistin davası yok olur. Evet, bugün bu sadece konuşuluyor. Ama eğer Amerikalılar bunu söylüyorsa o zaman çok dikkatli olmak lazımdır. Öte yandan her gün Irak’ta Sünniler ve Şiiler birbiriyle çatışıyor, kan akıyor. - Peki, ABD’nin BM Güvenlik Konseyi’nde nükleer enerjisi nedeniyle İran’a yaptırımlar uygulatma kararı aldırması ne gibi sonuçlar verir? - Herkes ABD’nin İran’la doğrudan ya da dolaylı temasları olduğunu biliyor. İran’ın ise cebinde, Hamas, Hizbullah, Suriye’yle ilişkiler; Somali, Sudan ve Yemen’e müdahale yeteneği gibi pek çok kart var. İran, ABD’yle müzakerelerinde bu kartları kullanıyor. - İran bir yandan da Türkiye’yle iyice yakınlaşmıyor mu? - Bilmiyorum. Buna başka bir açıdan bakmak lazım. İran, ABD’yle ilişkilerini nihai bir biçime sokmadan bu kartlardan hiçbirinden vazgeçmeye hazır değil. Öte yandan İran’ın Türkiye’yle ilişkilerine ben sizin gibi bakmıyorum. Bana göre İran, Türkiye’ye o kadar yakın değil. Bana göre Türkiye kendi çıkarını kollamayı amaçlıyor. Türkiye, ABD’nin İran’la temaslarından hoşnut değil. - Neden? - Çünkü komşunuz istikrarsızsa ondan korkarsınız. Türkiye’nin çıkarına olan, komşusu ülkelerin istikrara kavuşmasıdır. İkincisi, Türkiye ABD’nin yanında durup İran’a karşı çıkmakla ne elde edecek? Aksine, Türkiye, İran’ın sorunlarının diplomasi yoluyla çözülmesini sağlamaya çalışıyor. Dolayısıyla ben İran’la Türkiye’yi birbirine çok yakın iki ülke olarak görmüyorum. Türkiye’nin politikası kendi çıkarına olanı yapmaktır.
|
Köşe Yazarları
Haber AraEn Çok Okunanlar
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||