|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
MHP'nin Vedat Bilgin ile imtihanı
Bekir Öztürk Yazdı - MHP MYK Üyesi Vedat Bilgin, daha önce Mümtaz'er Türköne ile katıldığı aynı programda Numaralı Cumhuriyetçilerle aynı çizgide buluşmuştu. Bu defa Fethullahçı'lar, Liboş'lar, AKP'liler ile aynı safta duruyor. 23 Haziran günü HaberTürk TV de Balçiçek Pamir’in yönettiği Karşıt Görüş Programına MHP adına Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Vedat Bilgin katıldı. Bilgin programda çok önemli bazı konularda tipik bir AKP’li gibi konuştu. Bilgin’in görüşlerinin önemli kısmının MHP tabanında kabul görmediği bilinir. Medya ile ilişkilerini son derecede sınırlı tutan partinin sayılı programa göndereceği insanı seçerken tabanın beğenmediği isimleri çıkarması anlaşılır bir durum değil. Devlet Bahçeli MHP’de bu boşluğu rahatlıkla doldura bilecek bir liderdir. Devlet Bahçeli bu gün hangi televizyon kanalında, hangi programa çıkmak istese rahatlıkla kabul edilir. Seçimlerden önce katıldığı sayılı programda bilgi ve birikimi ile izleyenlerde son derecede olumlu etki bırakmıştır. Elbette Devlet Bahçeli her programa çıkmamalı. Parti Liderlerinin katıldığı programlar hariç çıktığı programlarda tek başına olmalı. Ama mutlaka zaman zaman parti görüşlerini medya üzerinden Türk Milleti ile paylaşmalı. Dışardan bakıldığında Vedat Bilgin’in bu programa katılması sabotaj olarak bile değerlendirile bilecek bir tercihtir. Bilgin’in programda parti adına ortaya koyduğu görüşler, birkaç seçmen kazanmak, biraz daha doğru anlaşılmak amacına asla hizmet etmediği gibi, tam tersine oy kaybına neden olmuştur. MHP’de yöneticiler özellikle bu dönemde çok daha dikkatli davranmalılar. Gerek Cumhurbaşkanlığı seçimini ( Haklı olarak ) kilitlememeleri, gerekse Başörtüsü konusunda “AKP’ye yakın duruyor” görüntüsü ( Onlar böyle davranmasa da ) uzun zamandır, gerek kendi seçmeni, gerekse MHP’ye uzak durmayan insanlar üzerinde ciddi soru işaretleri oluşturmuştur. Türkiye’nin Siyasi, Ekonomik ve Kültürel İşgal altında ezildiği, Etnik bölücülüğün iktidar eliyle meşruiyet kazandığı, düne kadar kapımızın önünde yal bekleyen köpekler misali dolaşan peşmergelerin devlet tarafından muhatap kabul edildiği, bu günlerde MHP adına demeç veren insanların AKP’li gibi konuşması sadece MHP’ye değil Türkiye’ye çok büyük zarar verir. Gelelim Vedat Bilgin’in hangi konularda AKP ile aynı dili kullandığına. Programa katılan Vedat Bilgin ile aynı safta oturan CHP Milletvekili Muharrem İnce ve Ümit Özdağ’ın Türk Silahlı Kuvvetlerinin yıpratıldığı, Ergenekon Operasyonu ile bir “korku imparatorluğu” kurulduğuna ilişkin görüş ayrılığı gerçeği yansıtmamaktadır. Yani ortalama bir MHP'li bu konuda MHP adına programa katılan Vedat Bilgin gibi değil, Ümit Özdağ ve Muharrem İnce gibi düşünür. Nitekim içinde bulunduğumuz durum ile ilgili “Korku imparatorluğu” yakıştırması bizzat MHP tarafından dillendirilmiştir. Programa katılan Vedat Bilgin’i tanımayan, MHP adına programa katıldığını bilmeyen bir insan kesinlikle onu AKP ya da aynı çizgideki bir partinin temsilcisi olduğunu düşünür. Bilgin bu kanaatin tersini oluşturacak sözlerde etmiştir, ancak programın her bölümünü, her insanın dikkatle dinlemeye bileceğini düşünmek zorundayız. Program boyunca gerek Ümit Özdağ, gerekse Muharrem İnce “Ergenekon Davası”nda yaşanılan hukuksuzluklardan, “Balyoz” ve “Erzincan Davaları”nda yaşanılan hukuksuzluklarından bahsediyor. Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının sudan sebeplerle delilsiz, isnatsız “Terör Örgütü Üyesi” ilan edildiklerini, bu kasıtlı davranışın Türk Silahlı Kuvvetlerinde moral bozukluğuna neden olduğunu söylüyorlar. Ben daha ileri gideyim. Ergenekon İddianamelerinde; “Türk Silahlı Kuvvetleri = Terör Örgütü” denklemi kurulmuştur. “Jandarma’nın İstihbarat birimi mi olurmuş” gibi sözlerle Türk Silahlı Kuvvetlerinde İstihbarat Birimlerinde görev yapan insanlar toplandı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “Kozmik Odaları” na girildi. Türk Silahlı Kuvvetleri İstihbarat yapamaz hale getirildi. Terörle mücadele eden teğmenler dağdan indirilip tutuklandı. Ordu komutanları meczupların sözüyle “Terörist” ilan edildi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Generallerinin yarısından fazlası bir soruşturmaya konu edildi. Engel olunmasaydı Türk Silahlı Kuvvetleri’nde zafiyet düzeyine vara bilecek bir yönetim boşluğu oluşacaktı. Bakın Erzincan Davasında tutuklanan 10 kişiden 3’ü Mit Personeli, 2 si Jandarma İstihbarat Personeli. Bu günlerde Kanlı Örgüt mensuplarının Tunceli, Erzincan, Gümüşhane üzerinden Karadeniz’e gitmek istedikleri yönünde bilgiler geliyor. Daha dün Kelkit’te sızmaya çalışan Teröristler ile çatışma yaşandı. Kanlı eylemlerini Yurt Sathına yaymak için çaba sarf eden katillerin ne zaman, nereden, nasıl intikal edeceklerini kim takip edecek. Polis Teşkilatı mı? Bu katiller şehir ortasından mı geçecek? Yoksa dağlardan mı? Bu katiller ile ilgili Mit ve Jandarmaya bilgi veren “bilgi kaynakları” Erzincan İddianamesi ile deşifre edildi. Buna benzer yüzlerce örnek verile bilir. Evet, Türk Silahlı Kuvvetleri planlı programlı bir şekilde yıpratılıyor, morali kırılıyor. Bakın bunu birinci ağızdan Genelkurmay Başkanı Habertürk gazetesinden Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı'ya nasıl ifade ediyor. “Ne yazıldı aylarca, Deniz Kuvvetleri Komutanı’na suikast yapılacaktı. Her gün komutana suikast, komutana suikast, komutana suikast. Ne yapmak istiyorlar? ‘Bu denizciler kendi komutanlarına dahi suikast yaparlar’ demeye, herkesi buna inandırmaya çalışmadılar mı? Bence çalıştılar. Peki ne oldu? İşte 5. iddianame çıktı. Suikast girişimiyle ilgili tek satır var mı? Hani suikast yapacaklardı komutanlarına. Konuyla ilgili iddianamede tek satır yok. Bunun hesabını kim verecek?" Diyor ve ekliyor. “Askerimin moralini bozanla savaşırım.” Askerin moralinin kasıtlı olarak bozulduğu, hukuksuz bir şekilde Türk Silahlı Kuvvetlerinin “Terör Örgütü” gibi algılatıldığı, 3 yıldır süren hukuksuzluklarla Türkiye’nin Korku İmparatorluğu’na dönüştüğü görüşlerine karşı çıkması beklenilen AKP temsilcisi bile haklılık payı çok yüksek bu değerlendirmeler karşısında susarken, MHP Temsilcisi Vedat Bilgin, “Ergenekon yapılanması vardır, Ordunun içinde bazı cuntacılar bu örgütün üyeleri, bu nedenle onların yargılanması sorgulanması orduda moral bozukluğuna neden olmaz” mealinde sözler ediyor. Muharrem ince tahliyeleri hatırlatarak masumiyet karinesinden bahsediyor. Ama Vedat Bilgin ısrarlı. “Tahliye edilmeleri suçsuz olduklarını göstermez, tutuksuz yargılama da önemlidir” Vedat Bilgin 1944 Yargılamalarında, 12 Eylül’den sonraki MHP Davasından kaç kişinin tutuklu tutuksuz yargılandığını bilmiyor olmalı. Kaldı ki MHP’de önemli noktalara gelen insanların 12 Eylül öncesi mağdurlarından olup olmadığı sorgulanır. Yani o dönemin mağduru olmak artı puandır MHP Camiasında. Sayın Bilgin kafasını kaldırıp bakabilse, yöneticisi olduğu partinin gerek yönetim kadrosunda, gerekse İl ve İlçe Teşkilatlarında çeşitli davadan halen yargılanan çok sayıda insan görecektir. Bu onların yargılandıkları davada isnat edilen suçu işlediklerini göstermez. İşte Masumiyet Karinesi tamda budur işte. Vedat Bilgin bu görüşleri dile getirirken kimlerle aynı değirmene su taşıdığını da fark etmiyor. Daha önce Mümtaz’er Türköne ile katıldığı aynı programda Numaralı Cumhuriyetçilerle aynı çizgide buluşan Vedat Bilgin, Bu defa Fethullahçı’lar, Liboş’lar, AKP’liler ile aynı safta duruyor. Zira Bilgin’in ısrarla savunduğu görüşlerin en hararetli savunucuları bu kesimler. Bilgin’in bu sözleri her an MHP’nin önüne çıkarıla bilir. Programı izlerken, Devlet Bahçeli Fethullah Medyasına koyduğu yasağı genişletmeli, sadece onları partiye almamakla yetinmemeli, özellikle parti yöneticilerine bu cemaate ait gazeteleri okumama, televizyonları izlememe yasağı getirmeli diye düşündüm. Öyle zannediyorum ki Vedat Bilgin Fethullah Medyasından besleniyor. * Artık sıradan insanlar bile uydurulan yalanları anladı. * MHP Yöneticileri’nin anlaması için ucunun kendilerine dokunması mı gerekiyor? * Siyasetçinin biraz öngörülü olması gerekmiyor mu? * Gerçekler bir mızrak misali gözlerine girdiğinde mi anlayacaklar. Örneğin benim MHP’li çok sayıda yakınım var. Onlarla konuşuruz, mesajlaşırız. Ancak bana kandil mesajı atmaktan başka hiçbir irtibatı olmayan Gazi Güder’in yerine, mesajlaştığım ya da konuştuğum tanınmış bir MHP’li de bu davaya monte edile bilirdi. Hatta kendisiyle fotoğraflarım bulunan Devlet Bahçeli bile. Zira bu davaya taraf edilmek için bir ölçü, aranmıyor. Bence MHP doğru bilgilenme ve kamuoyunu doğru bilgilendirme adına, 2007 yılından bu yana şişirilen “Ergenekon Balonu” başta olmak üzere, Islak İmza, Balyoz, Erzincan Davası gibi önemli davalara gözlemci göndermeli. Aksi takdirde gerçeği göremeyecek gibi gözüküyor. Diğer taraftan yakın bir gelecekte bu davalardan yargılanan insanların her birinin siyasi figürler olacağını, bu dava hakkında menfi değerlendirmeler yapanların tepkiyle karşılanacağını ( en azından toplumun büyün bir kesimi tarafından ) görmemek için kör olmak gerek. Zaten MHP bu davalara gözlemci gönderirse söylediklerimin ne kadar doğru olduğunu da görecektir. Bu gerçekten bir siyasi partiye oy kaybettirecek bir olumsuzluk olsaydı, CHP baraja takılırdı. CHP’nin neden bu kadar kabul gördüğünü de çok iyi değerlendirmek gerekir. “Yargıya saygı”, ya da “belirsizlik” nedeniyle Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren çeşitli konularda MHP’nin ne adına olursa olsun suskun kalması, menfi ya da müspet konuyla ilgili kanaatlerini kamuoyu ile paylaşmaması çok ciddi bir handikaptır. MHP yerine göre risk alabilmeli. Söz konusu davalar ya da başka olaylarla ilgili olarak ya süreci yanına veya karşısına alabilmeli. Bu gün makamında görüştüğümüz Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, yargılandığı davada sanık olan Üsteğmenin “Ben daha önce bu Ergenekon Davasından yargılananların bazı suçları işlemiş olabileceğini düşünüyordum. Ama bana yapılanları görünce, ‘demek ki onlarda suçsuzmuş’ diyorum” sözlerini hatırlatıyor. Vedat Bilgin ile yüz yüze konuşup bu davanın tüm hukuksuzluklarını anlatmak isterdim. Ama buna imkân yok. O halde ona ve onun gibi düşünenlere bu davayı anlamalarına yardımcı olacak bir şey anlatacağım. Ben 15 Ay’ı Tekirdağ 2.Nolu F Tipi Cezaevinde, 7 Ay’ı Silivri 4 Nolu Cezaevinde olmak üzere 22 ay esir edilip 8 Mayıs 2009 da tahliye olduktan sonra, “bana bu davayı anlat” diyenlere kısa bir nükte ile cevap veriyorum. Bekri Mustafa’yı bilirsiniz, fıkralarımızda çok içki içtiği anlatılır. Dinle arasında bir mesafe olduğu da. Bekri Mustafa’nın köyünde imam yokmuş. Halktan biri rahmetli olmuş. Yakınları imam aramış ama bulamamışlar. Çaresiz ‘elinden her iş gelen’ Bekri Mustafa’ya gidip, “Üstat Sen içersin, dinle aranda yoktur biliriz. Ama elinden de her iş gelir. Bir cenazemiz var. Onu yıkar defneder misin” diye sorarlar. Bekri kabul eder. Bekri Cenazeyi yıkayıp, kefenledikten sonra mezara koymadan kulağına bir şeyler fısıldar. Törenden sonra biri yanına yaklaşır ve “Üstat rahmetlinin kulağına ne söyledin” der. Bekri; “Öbür tarafa gittiğinde ‘Bekri Mustafa da dünyada imam oldu’ de, onlar dünyanın ne hale geldiğini anlasınlar” dedim. Şeklinde cevap verir. Bende bunu anlattıktan sonra, Hayatı Boyunca Türk Milliyetçiliği fikrini savunmuş, neredeyse Ülkü Ocaklarından emekli olmuş Bekir Öztürk Ergenekon İddianamesinde DHKP-C üyesi olarak gözüküyor. Varın gerisini hesap edin diyorum. Bundan anlattıklarım Vedat Bilgin ve onun gibi düşünenlerin kafasında kurdukları “Ergenekon Örgütü” ile ilgili bir soru işareti oluşturmuş mudur bilmiyorum. Ancak bu istibdat ortamı biterde konuyla ilgili yazdığım fakat yayınlatamadığım kitaplarım yayınlanırsa o zaman yaptıkları hatayı anlarlar diye düşünüyorum. MHP Bu ülkenin sigortasıdır. Lütfen bu sigortayı attıracak kısa devrelerden kaçınalım. Yapılacak seçimde baraja takılmak isteniyorsa, MHP Yöneticileri Vedat Bilgin’i birkaç programa daha göndersin başka bir şey yapmalarına gerek kalmayacaktır. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE Bekir Öztürk 0.505.4513129
|
Köşe Yazarları
Haber AraEn Çok Okunanlar
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||