|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Aşk-ı Memnu BittiGerçekten de şu sıralarda toplum, kendi aklının intiharına dökmediği gözyaşını Bihter için döküyor. ALİ SİRMEN ‘Aşk-ı Memnu’ Bitti Sevgili, Giden dostlara bir yenisinin eklendiği, yalnızlığımın biraz daha koyulaştığı bir ortamda sana bugün dostlardan, dostluktan, özlemlerden söz edecektim. Ama sonra baktım ki, şu sırada toplumumuzun en önemli olayı, Bihter’in intiharı ile noktalanan Aşk-ı Memnu’daki büyük dram. Gerçekten de şu sıralarda toplum, kendi aklının intiharına dökmediği gözyaşını Bihter için döküyor. Üstelik Bihter, Halit Ziya’nın muhayyilesi dışında hiçbir zaman var olmamış, düşsel bir olgu (toplumsal aklımızın var olup olmadığı da ayrı bir konu ya, neyse onu karıştırmayalım). Bihter için varlık diyemiyorum, çünkü var olmamış ki. Ama yazının (edebiyatın) gücü öyledir ki, onun sayesinde, olmamış düşsel olgular “sahiciden” daha gerçektirler ve yazarın uydurup kahramana söylettiği, aslında gerçek dünyada hiçbir zaman söylenmemiş olan sözleri daha etkileyici, daha kalıcıdırlar. Nitekim şu Bihter’e bak! Yaşayan nice faniden daha kalıcı ve etkileyici olmadı mı? Onun için ölümsüz deyimini kullanamayacağım. Çünkü Bihter hiçbir zaman, gerçekten hayat bulmadı ki, ölebilsin. Ama, Halit Ziya’nın muhayyilesindeki genç kadın olarak doğumu 9 Şubat 1899’da, Serveti Fünun dergisinde tescil edilen Bihter, aradan geçen 111 yıla rağmen hep aynı kaldığına, uslanmadığına, yaşlanmadığına, hep aynı değişimi, tekrar tekrar, her okuyan, her izleyen için yeni baştan geçirdiğine göre, ona “layemut” sıfatını yakıştırmak yanlış mıdır? *** Bir Osmanlı olarak doğup, ilk şöhretine kavuşmuş olan Bihter, macerasının Latin harfleriyle yayımlanması üzerine, daha da ünlendi. Ama onu şöhretin şahikasına eriştiren, televizyon oldu. Bu pek nahif, pek zarif zaniye (zina yapan) hemşiremiz pek alınmasınlar ama (zaten üç gün önce intihar ettiğine göre, bu satırlardan nereden haberi olacak ki?) ben onun, öyküsünün beyaz camda modern döşenmiş atmosferdeki sakız gibi çiğneye çiğneye uzatılan halini pek sevemedim. Oysa, öykünün girdisi çıktısı ve kurgusu konusunda, Berna Moran’ın “Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış” adlı müstesna değerdeki yapıtının birinci cildinden yazılanlardan epeyce aydınlanmış durumdayım. “Aşk-ı Memnu” Türk romanının en önemli yapıtlarından biridir. TV’deki son diziyi ya da daha önce Halit Refiğ’in çektiğini izlediysen de, izlemediysen de, Berna Moran’ın kitabının bu roman ile ilgili bölümünü (daha doğrusu baştan sona bir başyapıt olduğuna göre tümünü) mutlaka oku derim. Böylelikle hem eserin yapısını, kurgusunu, ustalığını daha iyi kavrar, hem de başarılı bir romanın nasıl analiz edildiğini, erbabı tarafından nasıl koklana emile tadının çıkarıldığını görmüş olursun. Tabii, ben Aşk-ı Memnu’nun kahramanları kadar, hatta onlardan da çok, o eseri yarattığı sırada Halit Ziya Uşaklıgil’in halet-i ruhiyesini (ruh halini) merak ediyorum. *** Bilmem bilir misin? Anna Karenina adlı yapıtında, yine evli bir kadının sonu intiharla biten yasak aşkının öyküsünü kurgulayan büyük Rus romancısı Tolstoy, bir yerden sonra, romanın kahramanı Anna Karenina’dan da, etek düşkünü Vorosnky’den de nefret ettiğini anlatıyordu bir dostuna ve şunları ekliyordu: - Benim yerime şu romanı bitirmeye talip olacak biri çıksa, hayatımın bir yılını ona seve seve verebilirim. Sevgili, “Aşk-ı Memnu”yu izlememiş olmamı, dizi seyircilerini küçümsemek olarak yorumlama sakın! Unutma ki, eserin orijinali de Servet-i Fünun dergisinde dizi halinde 413 sayı tefrika edilmişti. Zaten dizilerin geçmişi de televizyondan çok daha eskiye dayanır. 19. yüzyıl Avrupası’nda, büyük romancıların eserleri gazetelerde tefrika edilirdi. AlexandreDumas’nın bütün ünlü yapıtları günlük tefrikalar halinde yayımlandı önce. Günümüzde de eserlerini TV dizisi haline sokmalarında şaşılacak bir yön yok. Çünkü onlar, iki yüzyıl öncenin dizi yazarları ve bu türün öncüleriydiler gerçekte. Şu edebiyatın gücüne bak sen! Yazarların kendi kafalarından geçirdikleri, aslında var olmayan insanların kurmaca dramları, Tanrı’nın yarattığı gerçek insanlar tarafından, sahici kardeşlerinin gerçek mi gerçek trajedilerinden daha etkileyici bulunabiliyor. Tanrı’nın kullarının nasibi trajedilerden daha etkilisini kurgulamaya kalkan yazarlarınki de az cüret değil hani! Hoş, onların cüretleri de yakında solda sıfır kalacak ya! Bilimin gelişmesi neticesinde, yüzyılın sonuna kalmadan, kul yapısı Bihter’ler ve Anna Karenina’lar çıkacak, diyorlar ortaya. Neyse ben onlara yetişemeyeceğimden aklımı bu konuyla fazla teşviş eylemiyorum (karıştırmıyorum.) asirmen@cumhuriyet.com.tr
|
Köşe Yazarları
Haber AraEn Çok Okunanlar
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||