|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Edgar Morin diyor ki:Özdemir İnce'nin dünkü ve bugünkü Edgar Morin üzerine yazdığı yazısı...Edgar Morin bir Fransız. Sadece Fransa'nın değil bütün dünyanın en önemli sosyolog ve filozoflarından biri. Düşünce ve bilim alanında uzmanlaşmanın bütünsel düşünme yeteneğine büyük bir darbe vurduğunu düşünür. Edgar Morin diyor ki:EDGAR Morin'in bir cümlesini aylardır arıyordum. Meğer kesip ayırdığım 27 Kasım 2009 tarihli Liberation'da imiş. Edgar Morin, “Gerçek evrenselcilik (tümelcilik) çeşitliliğe (farklılığa) saygı duyar: Evrenselciliğin kaynağı farklılıktır (çeşitliliktir), ama farklılığın da kaynağı birliktir; işte bu unutuluyor” diyor. * * * Yazıyı (aslında bir söyleşi) boşuna aramamışım aylarca. Edgar Morin'e şöyle bir soru soruyorlar: “1989 yılında Berlin duvarı yıkılıyor ve Avrupa muzaffer oluyor. Böylece Avrupa'nın son bölünmesi de sona ermiş oluyor. Evrensel değerler adına, uygarlığı evrenselleşiyor. Ama bir paradoks var: 1989'dan bu yana, Avrupa daha çok kendisine Roma, Atina ve Kudüs'ten miras kalan hümanizmadan çok parasıyla, pazarıyla ilgileniyor gibi. Avrupa'nın evrenselliğinden geriye ne kaldı?” Şimdi Edgar Morin'e kulak verelim: “Berlin duvarının yıkılması inanılmaz bir sevince yol açtı. Yeni bir başlangıca tanık olduğum duygusuna kapıldım. Demokrasi nihayet zafer kazanıyordu. Avrupa sonunda birleşmişti. Komünizmin egemenliği altında yaşayan bütün ülkelerde derin bir Avrupa özlemi vardı. Ama kapitalizmin boşanan seli ve bunun sonuçları hiç öngörülmemişti. Sovyetler Birliği yönetimi, Chicago çocuklarının mesajına ve (serbest rekabete değil de mafyaların istilasına yol açan) ekonomik liberalizme safça inanmıştı. Küresel tekno-ekonomik birleşme, tepki olarak, bir etnik-dinsel büzüşme yaratacaktı. Olgu Yugoslavya'daki savaşla ortaya çıkacaktı. Aynı dili konuşan ve bütünlenmiş gibi görünen, Slavlardan oluşan bu ulus etnik-dinsel bir basınç ile parçalandı. Homojenleşme süreci direnmelere ve kimliği korumak için köklere dönüş tepkilerine yol açar. Geleceğe ve ilerlemeye inanç yitirildiği zaman bu süreç hızlanır. Gelecek yitirildiği ve bugünden kaygı duyulduğu zaman, geriye gerçek ya da uyduruk bir köklere dönüş saplantısı kalır. Avrupa'da, Sovyetler Birliği'ndeki iç patlama teneke yıldızın ülkesinde komünist partisini yok ederken, ekonomik küreselleşme ve etno-dinsel gerileme sosyal demokrasiyi yerle bir etti. Cumhuriyetçi ve sosyalist kültür çöktü. Üniversite hocaları bu kültürün yayıcıları olmayı bıraktılar. Politikalar, günümüzü anlama kültür ve yeteneklerini, dolayısıyla da geleceği düşünme yeteneklerini yitirdiler. Fransa'da sol kitle öldü.” * * * Edgar Morin bir Fransız. Sadece Fransa'nın değil bütün dünyanın en önemli sosyolog ve filozoflarından biri. Düşünce ve bilim alanında uzmanlaşmanın bütünsel düşünme yeteneğine büyük bir darbe vurduğunu düşünür. Avrupa düşüncesi ve kültürü bütünsel düşünme geleneğinden uzaklaşıp ayrıntı uzmanlığına tutulunca liberalizmin tuzağına düşüp bezirgânlaştı. Bunun sonucu olarak hümanist ruhunu yitirdi. Avrupa'da bunlar olurken Müslüman dünya da çağa uyum şansını tamamen yitirip iyice fanatikleşti. AKP Türkiye'sine gelince, Cumhuriyet kültürünü yok ederek demokratikleşebileceğini sanıyor. Konuya yarın devam edeceğim. Edgar Morin’in izindeŞimdi Edgar Morin’i izleyelim: ¡ ¡ ¡ “Gerçekten de soyut bir Avrupa evrenselciliği vardır. Komünist evrenselciliği de soyut idi. Ulusların kendilerine özgü gerçekliklerini reddediyordu. Bana göre, büyük Avrupa evrenselciliği özeleştiriye dayanır. Montaigne’in özeleştirisi, fatihlerin (conquistador) gerçek barbarlar olduğunu, Amerika yerlilerinin yamyam olmadığını gösteriyordu. Gerçek evrenselcilik (tümelcilik) çeşitliliğe (farklılığa) saygı duyar: Evrenselciliğin kaynağı farklılıktır (çeşitliliktir), ama farklılığın da kaynağı birliktir; işte bu unutuluyor. Tekvin, Yaratıcı’yı tekil bir çoğulluk halinde sunar. Evrenin başlangıcından beri birlik çoğulluğu içerir. Yaratıcı güç işte buradadır. Tekillikler (biriciklikler) uğruna tepişirken, evrensellik (üniversal) unutulur, soyuta tutsak olunur. Egemen düşünce, birlik ile farklılık arasındaki bağı görmek yeteneğinden yoksun durumda.” “Çağdaş (modern) Avrupa’nın en büyük özelliği posthıristiyan (Hıristiyanlığı aşmış) olmasıdır. Artık ne demokrasi, ne bilim, ne de teknik Hıristiyan’dır. Hıristiyanlığın kaynağında olan İncil kardeşliği artık laikleşti.” “Hıristiyanlık Avrupa’nın tarihöncesidir. Bu, Grek mesajının dirilişi ile birlikte dünyayı, hayatı, insanı ve Tanrı’yı yeniden tartışan yeniden doğuşun ürünüdür. Fransız laikliği, ilerlemeye, akla ve demokrasiye olan inançla beslendi. Bugün bu inancın öğeleri dağılmaktadır. Laiklik kaynağına, Rönesans’a dönmek ve ilerleme, bilim ve akıl aralarında olmak üzere her şeyi yeniden sorunsallaştırmak (tartışmak) zorundadır.” ¡ ¡ ¡ Bir ateist olan Edgar Morin bunları inancı sağlam bir filozof olan Paul Thibaud ile tartışırken söylüyor. Metninin kıyısına “Türkiye’yi yönlendirmeye çalışanların trajedilerinden söz et” diye yazmışım. “Birlik yoksa çokluk da yoktur. Birlik çokluktur” diye bir başka not da var. Birlik elbette “biriciklik”, “teklik”, “unique”lik anlamında değil; ünite (unité) anlamında. “Birlik, bütünlük” anlamında. Tekliklerden oluşan bir birlik. Çoğulluktan, çokluktan oluşan bir birlik. “Ülkenin birlik ve bütünlüğü” bütün kimlikleri içerir. Tersi düşünülüyor ama birlik ve bütünlük parçalandığı zaman tekil kimlikler de yok olur. Kimliklerin etnik-dinsel bir düzleme indirgenmesi toplumun ve topluluğun ilkelleşmesi anlamına gelir. Yani kimliklerin Türk, Kürt, Laz, Arap, Çerkez, Pomak, vb. düzlemine, dinsel inancın tarikatlar ve cemaatler düzlemine indirgenmesi toplumu ilkelleştirir; evrenselliği yok eder, bütünü parçalar. Parçalar kendi kendilerine bir bütünlük oluşturmazlar, ama bir bütünlük içinde anlamlı bir varlığa sahip olabilirler. Başka bir dünya elbette mümkündür. Ama ve ancak beynimiz terlerse! -Hürriyet-
|
Köşe Yazarları
Haber AraEn Çok Okunanlar
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||