Bir türlü ısınamadım gitti şu AB' ye. Taa, en başından beri de, bizi almazlar demiştim. Zaten bu gidişle de, biz hazır oluncaya kadar dağılıp gidecekler ve ben de bu sıkıntıdan kurtulacağım.(Atilla Aşçı/Çanakkaleolay)
Anlayan anlamayana anlatsın
Bir türlü ısınamadım gitti şu AB’ ye. Taa, en başından beri de, bizi almazlar demiştim. Zaten bu gidişle de, biz hazır oluncaya kadar dağılıp gidecekler ve ben de bu sıkıntıdan kurtulacağım.
Bundan bir kaç sene önce, bir Alman gazetesindeki yorumcunun biri, Türkiye’nin sürekli şart ve tekliflerle geldiğini ve AB’nin bir şark pazarı olmadığını yazınca, ben de dayanamadım „Lan oğlum, hangi "orient bazardan" bahsediyorsun; sen değil misin bana 50 senedir sart koşan, uyum paketleri hazırlayıp hazırlayıp önüme temcit pilavı gibi süren?.. " "Şunu yap, sonra bi daha gel konuşalım, bunu yap, sonra bi daha gel konuşalım. Konuşalım demek, kabul etmem değildir, sadece müzakerelere başlamak olur...“diyen...
Burada hangimiz şark (kurnazı) pazarcısıyız ? Bilmem kaçıncı uyum paketini yaptık (onlar da yüzümüze gözümüze bulaştı zaten) hâlâ hazırlayacağımız 679 tane paket var“ diye bir okuyucu mektubu yazdım. Onlar biter, Kopenhag ve Maastricht Kriterlerinin besin ve gıda nizamnamesinin, et ve et ürünlerinin AB vatandaşlarına yönelik iç tüzüğünün, sakatat bölümünün 78 ce ve 79 de bendinin, üçüncü fikrasına muadil kanun hükmündeki kararlarına uygunluğu hiç olmayan türler mevzuatına göre çıkacak sorunlar başımızı ağrıtır. Canım kadar sevdiğim kokoreçime, işkembe-paça çorbama karışırlar.
Şu Almanya’da ömr-ü hayatımda bir kez daha bile dalak yiyemedim mesela. Neymiş, yasakmış...Açıkla niye? Altı devletle başladığı halde, Ìsa’nın 12 havarisini temsil edercesine 12 yıldızı kendine sembol edinen ve ziyadesiyle hristiyanımsı köktendüşünselliği şiar edinmiş bir anlayışla biz nasıl dokusal bir bütünlük içine gireriz ve de mutlu-mesut yaşayabiliriz. Aday ve aday adayı ülkelerle birlikte sayıları onları bulan AB halen sembol olarak12 yıldız kullanmaktadır. Bunun dinsel gerçeği nedir? AB dinsel bir bütünlüğü mü temsil ediyor?
Sonra, programlarına bakıldığında AB, bir ekonomik çıkarlar topluluğu mu, değerler ve kültür ortaklığı birliği mi, politik hedefler kulübü mü, nedir ? Anlaşılmıyor...Yoksa Fransa’nın başını çektiği üzre bir Avrupa ordusu kurarak, askeri bir güç olma çabası da mı var?. Bu da Fransa’nın Almanya korkusundan mu geliyor? Onu kontrol altında tutacağım diye, belki birgün (istek üzerine) Türkiye’nin güneydoğusuna, Kıbrıs’ın kuzeybatısına asker gönderebilecek bir askeri varlık mı teşkil etmek istiyor ? Biz bunun neresinde olacağız ?
Bekarların evlenmek için can attığı, evlenenlerin ise bir an evvel bu müesseden çıkmaya can attığı şekilde bir zoraki evliliğe benzettiğim AB’nin fiziki yaşam süresi daha ne kadar olacak, miadı ne zaman dolacak?
Ìlk etapta can damarına verilen uyuşturucu gibi huzur veren mali desteklerin yardımıyla oluşan suni rahatlığın yerini bir süre sonra ızdırap alıyor. Kendi para birimini bir kenara bırakarak Euro’ya geçen ekonomisi hiç de iç açıcı olmayan ülkeler ise bir süre sonra perişanları oynuyor ! Ulus devlet kavramından vazgeçip ille de kendini „Avrupa’lı“ olmanın dayanılmaz cazibesine kaptırmak isteyen bedbahtlar ise zenginler mahallesinde garibanları oynuyorlar. Bugün yolda karşılaştığın dört Alman’dan üçü tekrar eski paraları Mark’ a dönmek istiyor. Kendi bütçesinde, kendi ordusuna lazım olan 8,5 milyarlık askeri harcamalara yönelik bir deliğin olması hasebiyle hücumbotlarını tamir ettiremeyen, bu yüzden de bu filoları devreden çıkarmak zorunda kalan ve sosyal havuzda eksik olan 11, 5 milyar Euro yüzünden sosyal devlet kavramının neredeyse zerresi kalmayan, ama rüşvet, hortumlama ve yanlış-saçma yatırımlar yüzünden iflasa giden AB üyesi Yunanistan’a milyarlarca Euro mali yardım yapma zorunda kalacak bir devlet istemiyor sokaktaki Alman vatandaşı. Yunanistan’dan sonra sırada Ispanya, Portekiz ve Irlanda bekliyor.
Hangi Avrupalı’nın çıkarlarına uygun olduğu bilinmeden çıkartılan kararların kendi sosyal, ekonomik, kültürel, toplumsal dokusuna bakılmadan uygulanmasına geçen ülkelerde başlayan doku uyuşmazlıkları yakın zamanlarda ayyuka çıkacak. Gümrük Birliği’ne girmesine rağmen makarnasına Ìtalya’nın, zeytinyağına Akdeniz ülkelerinin kota getirerek tek yönlü bir caddeye girerek, sadece alan ama zar-zor satabilen bir Türkiye’nin durumu kendisini bir hristiyan kulübü gören AB’deki, hristiyan ülkesinde salyangoz satmasına benzeyecek (yoksa tersi miydi?..Bana ne yaa!) Türkiye’de oluşan bu aşırı istek ve arzunun arkasında yatan gerçek amaç ve hedefleri belki ben doğru algılıyamıyorumdur. Hayırlısı olsun, ne “diyim…”