Radikal Gazetesinden Mehmet Ali Kışlalı sormuş bu soruyu. ben cevabını vereyim. Özel Kuvvetler Silivri Cezaevinde, Hasdal'da.Özel Kuvveller, Özel Harekat timleri operasyondan alınıp cezaevine tıkıldı. Onları dama tıkan hükümet yerine "Badem bıyıklıları" nı alacak.
İşte kışlalının yazısı.
1960 yılı şubatında bir grup gazeteci, ABD’de ziyaret ettiğimiz askeri tesislerden Ford Bragg’daki Özel Kuvvetler Eğitim Merkezi’ni unutamadım.
36 yıl sonra, 1996’da PKK terörüyle mücadeleyi irdeleyen kitabımı yayımlamadan önce Genelkurmay Başkanlığı’na müracaat edip Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Gölbaşı’ndaki Özel Kuvvetler (ÖK) Eğitim Merkezi’ni ziyaret etmek istedim. Halkla İlişkiler Daire Başkanı K. Alb. Silahçıoğlu ve Genel Sekreter Tümg. Hurşit Tolon’un desteğine karşın ÖK Komutanı’ndan olumlu yanıt gelmemişti. Türk Silahlı Kuvvetleri içinde ÖK’nin üstün eğitim gördüğünü, kimi emekli komutanlarından dinlediğim bu seçkin güç hakkında genel bilgiyi daha ziyade, kimi NATO ülkesine yaptığım gezilerde onların iletişim görevlilerinden edinmişimdir. Özellikle İngiliz ve ABD‘nin şöhretli Delta Force ve SAS gibi birimleri hakkında yazılmış makale ve kitapları ilgiyle okudum.
Şimdi de Irak’tan sonra Afganistan’da, ABD ve İngiliz ÖK’lerin operasyonlarda öncelikle nasıl rol aldıklarını, bu ülkelerin basınının uzman savunma muhabirlerinin yazılarından izliyorum.
Irak ve Afganistan gibi yabancı ülkelerde, genelde kendilerine düşman gibi bakan toplum kesitleri içinde mücadele ediyorlar. Hedeflerini her zaman rahatça saptayıp, onları toptan imha edebilecek silahları kullanma olanağına sahip olunamadığında, öncelikle ÖK’lerin operasyon önceliği aldığı görülüyor.
Bizde, 1984’ten beri süren mücadelede, önce bölgedeki jandarmaya temel komando eğitimi verilmeye çalışıldı. Eğirdir ve Foça’daki merkezlerin kapasitesinin geliştirilmesine çalışıldı. Yetişen tim komutanlarının öncülüğüyle, yedek subaylar da olsalar, PKK girişiminin 1992-96 yılları arasında belinin kırılmasını bu yaklaşım sağladı.
Bu mücadeleyi daha başlangıçta Cumhurbaşkanı Kenan Evren’le konuştuğumda “Bu iş askerin işi değil. Özel timler gerekir” değerlendirmesi almıştım. Bana, “Bu askerin işi değil Kışlalı, asker bu duruma göre eğitilmiyor. Bu özel yetiştirilmiş, özel eğitim görmüş, bunlarla savaşabilecek kabiliyete erişmiş timlerin görevi. Polis, paralı jandarma falan olabilir. Gelip bir sene sonra terhis olabilecek kimselerle bu iş yürümez. Kaç defa söylemişimdir, biraz üzerlerine gidin diye. ‘Efendim 1000 kişilik kurduk 2 bin oldu’ derler. Ama yetmez... Anarşistlerle mücadele için yetişmiş, iyi eğitim görmüş gözü pek insanlara ihtiyaç var” demiş, sınırların korunmamasındaki eksiklikleri de eleştirerek; 6 bin kilometrelik Çin seddini örnek göstermişti.
”Duvar örülsün demiyorum ama ışıklandırma vesaire yapılamayacak şeyler değil” diye eklemişti. 1998’e Türkiye ÖK sayısının artırılması ve onlara tam dayanılmamasına karşın küçük timlerin dağda PKK’yı kovalaması ve bu alanların kontrolünün sağlanmasıyla geldi.
Bu ortamda zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı‘nın Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu‘ndan aldığı, Cumhurbaşkanı Demirel’in de açıkça desteklediği ‘Suriye sınırında konuş. Artık PKK’ya verdikleri desteğe göz yummayacağımızı bildir’ emri yeni bir dönem başlatmış oldu.
Konuşma yapıldı. Öcalan böylece Suriye’den çıkarıldı. PKK’ya yıllardır verilen dış destek, Suriye desteği de son buldu. Şimdi mücadeleyle ilgili tüm el kitaplarında bulunan bu kuralın yeniden uygulanması gerekiyor. Kalkışmacılara verilen dış destek ve güvenli üssün ortadan kaldırılması sağlanmalı. Bir yandan artık yüzlerle ifade edilen militanlardan oluşan grupları sağlayamayan PKK’nın, daha küçük birimlerine karşı etkili olacak askeri çözümlerin, daha geniş alanlarda deneyim süreçleri artırılmış birliklere dayandırılması planlanıyor. Diğer yandan da, başta K.Irak Kürt Yönetimi olmak üzere, konuyla ilgili kimilerine bir zamanlar Suriye’ye verilene benzer mesajlar hazırlandığının işaretleri görülüyor.
Ülke AKP’nin Anayasa değişiklikleri referandumuna doğru giderken, siyasi iktidarın ilk defa PKK’ya karşı, gereken bilgiye dayalı ciddi adımlar atma niyetiyle ‘Yeni bir profesyonel ordu kurma’ yolunda olduğundan söz edilebiliyor.
Bunlar iyi de; kimse bu tür, eskiden çok kullanılan adıyla ‘Düşük Yoğunluklu Çatışma’ (savaş değil), şimdi ise daha ziyade ‘Asimetrik savaş’ denen mücadelenin can alıcı rolünü üstlenmesi gereken ‘Özel Kuvvetler’den söz etmiyor.