|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Şehitler ne zamanUluslar kahramanlarıyla yaşarlar. Kahramanları bir ulusun ideallerinin simgeleridir. Kahramanları olmayan halklar sıradan insan topluluklarıdır. Şehitler ne zaman “ölür”?Utandım ağlayarak, ağladım utanmayarak! Mehmet Akif Uluslar kahramanlarıyla yaşarlar. Kahramanları bir ulusun ideallerinin simgeleridir. Kahramanları olmayan halklar sıradan insan topluluklarıdır. “Kahraman” denilince bundan yalnızca savaşçı kahramanlar anlaşılmamalıdır. Kahraman, bir asker olabileceği gibi bir devlet adamı, bir sanatçı, bir düşünür v.b. de olabilir. Nitekim, İngiliz düşünür ve tarihçi Thomas Carlyle, Kahramanlar adlı yapıtında Hz.Muhammed, Cromwell ve Napoleon’un yanı sıra Dante, Luther, Rousseau, Nietzsche’yi de tarihin büyük kahramanları olarak ele almıştır. Demek ki kahraman, düşünce ve eylemleriyle toplumunu dönüştüren, ilerleten, ona idealler aşılayan kişidir. Kahraman, geçmişten geleceğe ulusunun en yüksek ortak değerlerinin simgesidir. Dolayısıyla o ulusun ruhudur. Gazi Mustafa Kemal, Türk ulusunun en yüce kahramanıdır ama onun çizdiği yolda bu ulusun ilerleyip yükselmesi için özveriyle çalışan, söz gelimi Mustafa Necati, Dr. Reşit Galip ve İsmail Hakkı Tonguç da kahramanlarımız arasındadır. Bir Yaşar Doğu, bir Celal Atik de öyle. “Şehitler ölmez” sözünün anlamı da buradan kaynaklanır. Çünkü her damla şehit kanı, Türk ulusunu sonsuza değin yaşatacak hayat iksiridir. Gazilerimiz ise, Türk’ün varlığının gücüne güç katmak için uzuvlarını ona armağan eden kahramanlardır. *** Ne var ki, zaman zaman bir ulusun tarihinde öyle kara sayfalar olur ki, kahramanlara saldırılır, aşağılamak istenir. Ulusun gerçek kahramanlarının yerine onun varlığına düşman sahte kahramanlar geçirilmek istenir. Ama asıl amaç, o kahramanlar değil, ulusun kendisidir. Çünkü, dediğim gibi, uluslar kahramanlarıyla yaşarlar, o kahramanları yok etmek o ulusu da tarihe gömmek demektir. Çünkü, ulusun ortak yüksek değerleri yıkılırsa, o ulus da yıkılır. Bu saldırı çöküş ve çürüme sürecine giren toplumlarda içerden kaynaklanabileceği gibi ulusun varlığına kasdeden dış güçlerce de tezgahlanabilir. Bu durumda içerdeki çürükler saldırgan dış güçlerin sadık işbirlikçileri oluverirler. Biz bu acıyı Birinci Dünya Savaşı sonunda Mütareke yıllarında yaşadık. Sanmıştık ki, tarihimizin kara bir sayfası olarak geçmişte kalmıştı o günler. Yanılmışız. Bırakın kahramanlarımızı hapsetmeyi, mahkeme kapılarında süründürmeyi, artık gazilerimiz aşağılanıyor, fiziksel işkenceye uğratılıyor. Değil mi ki, asgari ücretle geçici işçi olmaya bile razı gazimizi bacağındaki platin çubukla 1500 m. koşmaya zorlayan ve sonunda da o işe bile almayan yetkililer var artık bu ülkede! *** Bu satırları yazarken baskıcı yönetimin kolluk güçleri kurbanlarını yaka paça götürürlerken o adamın karısının çığlığı karşısında Mehmet Akif’in “İstibdat” adlı şiirinde kaleminden çıkan şu dizeler geldi aklıma: Mahallemizde de çıt yok, ne oldu komşulara? Susup da kurtulacak sanki hepsi aklı sıra. Ayol, yarın da sizin hânümânınız sönecek... Ne var sıçan gibi evlerde şimdiden sinecek? Kahramanlarımıza, şehitlerimize, gazilerimize yeterince sahip çıkabiliyor muyuz? Durum, ortada. Belki yarın. Ama o zaman da şairin şu sözleri çınlayacaktır kulaklarımızda: Alçak, Demin gerekti hamiyet!...
|
Köşe Yazarları
Haber AraEn Çok Okunanlar
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||