new balance shoesasics running shoesmulberry handbagsnew balancetory burch saleonitsuka tiger saleLouboutin Saledesigner bagsprada handbagstory burch shoesLouis Vuitton Outlet
Büyük döneklerin çıkış yeri

Büyük döneklerin çıkış yeri

Tarih 20 Temmuz 2010, 00:31 Editör

Ali Sirmen ile dönekler üzerine bir söyleşi...

‘Cumhuriyet çok doğurgan bir gazetedir’ derken sesi değişiyor Sirmen’in, konuştukça andığı isimleri yanyana getirdiğimizde hayli kabarık bir liste oluşuyor: Hasan Cemal, Cengiz Çandar, Yasemin Çongar, Şahin Alpay...
Konuşurken ara ara televizyon kanallarından arıyorlar “canlı yayına bağlamak” üzere. Eşi günün birkaç saatinin böyle geçtiğini söylüyor. Bu zorunlu aralar bize de iyi geliyor açıkçası, Mine Sirmen’in nefis kahveleri ve hoş sohbetiyle tanışmış oluyoruz böylece.
Bu “canlı bağlantı”ların ardından misyonundan konuşuyoruz biraz. Öyle anlaşılıyor ki, kendi rolünü gazetesininkiyle, gazeteninkini de cumhuriyetle özdeşleştirmiş. Mustafa Kemal’in 1924’te gazete kurulurken “Cumhuriyet” adını önermesi karşısında Yunus Nadi’den gelen “Neden? Cumhuriyet’i ilan ettik ya!..” sorusuna verdiği cevabı hatırlatıyor: “Ettik ama daha çok savunulması gerekir Cumhuriyet’in..”

Nöbetçi eczane gibiyiz
Gururla “Çok şükür nöbetçi eczane gibiyiz. Her dönemde, Türk hapishanelerinde Cumhuriyet’in bir tutuklu mensubu, nöbetçi mahkum olarak görevini ifa etmekte ve görevini yerine getirmektedir” derken birden buruklaşıyor, “Cumhuriyet fevkalade doğurgan bir gazetedir” diye devam ediyor: “Çok büyük döneklerin, çok büyük alçakların çıkış yeri de Cumhuriyet’tir. Bunu üzülerek söylüyorum ama bu böyledir. ”
Bu arada İlhan Selçuk’un yokluğunu daha az hissetmelerini sağlayacak tek şeyin bu “dönekler”in olası “bölücü” faaliyetlerine karşı önlem almış olması olduğunu belirtiyor: “Nadir Bey’in ölümünden sonra Hasan Cemal ve ekibinin; Cengiz Çandar, Şahin Alpay’ın ne yapmak istedikleri ortadaydı. Şimdi bu ayrım olmadı. Gazete şimdilik devam ediyor ve edecek gibi görünüyor...”
Neden “şimdilik” dediğini sorduğumda “Cumhuriyet bu iktidarın hedeflerinden biri” cevabını alıyorum.
Dönekleri konuşurken geriye dönüp mütareke basınını yad ediyoruz(!) 
* İhanet içinde olmadıklarını savunanlar da var...
Mandacı tavır ihanet midir değil midir? Nereden baktığınıza göre değişir... Bugün ’Türkiye ABD olmadan adam olmaz’ diyenler var mesela. Kişiyi kendiniz gibi bilmekle ilgili. Ben böylelerine diyorum ki, “Siz kendi kendinize hakikaten adam olamazsınız ama ben olurum, beni kendinizle karıştırmayın.”
* Bunlar kişisel tercihleri benzeştiği için oluşan doğal ittifaklar mı?
Solcuykenki mal varlıklarıyla şimdiki mal varlıklarına bakarsanız kişisel mi başka bir tercih mi olduğunu kolaylıkla anlayabilirsiniz.
* ’CIA Taraf’ta’ dediğinize göre sistematik olduğunu düşünüyorsunuz...
Ben söylemiyorum Çongar söylüyor. Amerikan yayın organlarında yayınlanıyor bunlar. Bizimki iddia olur ama kendileri söyledikten sonra onların ki itiraf. Bu arada Çongar da Cumhuriyet’ten çıkmadır, Çandar da...
1950’lerde doğan “Besleme basın” kavramından bahsederken bugün gözlediği ufak bir değişime(!) dikkat çekiyor:
“O zaman daha ufak paralarla bu iş yapılıyordu. Şimdi çıkarlar da, paralar da büyüdü! ”
n Kendi canavarlarını yaratmıyorlar mı?
Doğan doğrusu çok şımartılmış bir başbakan yaratmıştı. Başbakan da haklı olarak “Ben ne yapsam alkış tutuyorlardı şimdi niye alkışlamıyorlar yahu” diye şaşkınlık içinde. Uyanamadılar bu AKP olayına. Yalnız basın değil TÜSİAD da uyanmadı.
* Uyanma emaresi var mı?
Bilemiyeceğim. Ama ben bu kadar gafil olmalarını anlamakta çok güçlük çektim. Çünkü ilk baştan itibaren ben bunların TÜSİAD’la, temsil ettiği zihniyetle büyük bir mücadele yaşayacağını biliyordum.
* Doğan’ın başına gelenlere bir yandan “muhalefete baskı” diyoruz bir yandan da“dönekler” dediğiniz kesim, iktidar şakşakçıları büyük oranda orada istihdam ediliyor.
Süpermarkette deniz motorundan ciklete kadar herşeyi bulabiliyorsunuz. Bende her şey var zihniyetiyle hareket eden yeni medya kavramı da bu.
* İyi bir şey mi?
Çeşitlilik açısından iyi. Ama bence demokrasi her fikrin her yerde ulu orta savunulabildiği bir şey değildir. İşçi sendikası başkanına lokavtı savundurup, TÜSİAD başkanına grev gözcülüğü yaptırmak demokrasi değil başı bozukluktur. Var böyle aklı evveller. Ben Zaman gazetesine gidip laikliği övsem bundan ne laiklik kazanır, ne Zaman kazanır, ne demokrasi kazanır.

Aptalca bir soru
Arada bir Silivri’ye gidiyormuş. “Geçenlerde çok aptalca bir de soru sordum” diyor hayıflanarak. Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’a onları ayıran korkulukların arkasından “Size iyi davranıyorlar mı?” demiş. “Sonra güldüm” diyor: “İsterlerse her gün baklava börek yedirip, altın tahtta oturtsunlar, bu kadar gerekçesiz içeride tutulmaları bile işkencenin ta kendisiydi. ’Kusura bakmayın’ dedim ’bu soru çok aptalcaydı”
 
AKP, ulus devlete karşı
Şeyh Said formülü öneriyor
12 Eylül’ün neden sadece İslamcılar’a teğet geçtiğini konuşurken haliyle işkence gören iki ideolojik gruptan da konuşuyoruz; ülkücüler ve devrimciler. Sol ve sağ...
“Ben samimi, içten ve inanmış insanlarla her zaman oturup konuşulabileceğine ve diyaloğun iyi bir yol olduğuna inanan biriyim. Geçmişte karşı cephelerde yer almış olan insanların aslında aynı amaca yönelmiş olduklarını görüyoruz. Bunlar maalesef kullanılmışlardır ve bunu da fark etmiş durumdadırlar” diyen Sirmen, nasıl bu kesimlerin içinden “başka çıkarlara hizmet etmek yolunda hareket etmiş olanları” ayırmak gerekiyorsa, sahici Müslümanların içinden de aralarına gizlenip inancı ekonomik çıkar ve siyasete tahvil edenleri ayırmak gerektiğini vurguluyor.
Bu ayrım yapılmazsa ne olur sorusunun cevabı “Daha 1946 yılında, Stalin’in talepleri karşısında çok çaresiz, çok güç durumda kalan Türkiye’ye yardım etmek isteyen ABD’nin, Türkiye’de irticayı da hortlatacak koşullar öne sürdüğünü görüyoruz” sözlerinde saklı.
Sirmen ne kadar bir insanın hem mutekit hem laik olabileceğini ikisinin de dini siyasete alet edenlere karşı olduğunu savunsa da topluma bunu izah etme noktasında sıkıntı yaşadıklarını söylüyorum.
“İzah etmekte zafiyet olduğu doğrudur. Başörtüsü konusunda da bir hata vardır. Başı örtülü bir hanımefendi, televizyonda ’gelin bu konuyu tartışalım’ dedi. ’Sizle bu konuyu niye tartışayım’ dedim. Dinsel simge olarak türbanı Çankaya’ya soktular, beni garip üniversiteli kızın başörtüsünü tartışmaya çekecekler. Kılıçdaroğlu’nun bu konudaki yaklaşımının da Radikal gazetesi tarafından gazetecilik etiğine yakışmayan çok alçakça bir üslupla yansıtıldığını düşünüyorum..”
Bu tür kamplaşmaların tetiklenmesinde kavram kirliliğinin de önemli rolü olduğunu vurguluyor Sirmen. Uğur Mumcu’nun “İnsanları inananlar ve inanmayanlar diye karnıyarık gibi ortadan ikiye ayıranlar” sözünü hatırlatıp “Türkiye’de bu yapılmıştır” diyor.
* Peki bu nereye sürükler Türkiye’yi?
AKP’nin şimdiki Türk-Kürt birlikteliği formülü, ulus-devlet formülüne karşı Şeyh Said formülüdür. “Bizi din birleştiriyor” diyorlar. Şeyh Said de, Hilafetin kaldırılması üzerine, “Bizi İslam bir arada tutuyordu şimdi olmadığına göre bizi birleştiren hiçbir şey yok” demedi mi? O yüzen kitabında Kürt-İslam ayaklanması yazar.
* İnancı kullanarak kışkırtmak daha mı kolay?
Toplumsal yapıya göre değişir aslında. Almanlarda ırk daha kolay oldu. Türkiye’de dinle ayırmak daha kolay.
* Kürtlerle akrabayız derken, Aleviler için bu ifadenin kullanılmaması da bununla mı ilgili?
Alevi ayrımı tamamen yapay. Bu bir nevi cumhuriyet düşmanlığı. Ulus bir düşünce tarzıdır. Varsayılan bir ortak geçmişe dayanır. Bunun illaki anlatıldığı gibi olması da şart değildir. Ziya Gökalp der ki “Bu kökenden gelmeseydim de önemi yoktu, ben kendimi Türk hissediyorum, Türk görüyorum.” Çağdaş ulus kavramı budur. Aslolan Türklerle Kürtlerin beraber yaşama arzularının hala varolup olmadığıdır.
* Ortak paydalar etkisizleştirilirken mümkün mü?
Böl ve hükmet çok önemli bir kuraldır. Buna bakacağız.
Saadettin Tantan’la aralarında geçen bir diyaloğu anlatıyor:
“Saadettin Tantan’la röportaj yapmıştık. ’Siyasi fikirlerimiz uyuşmaz ama keşke benim bölgemden aday olsanız da size oy versem’ dedim. ’Ali Bey bizim siyasi fikirlerimiz uyuşur’ dedi. ’Bizi birbirimize düşürenler kadar akıllı olduğumuzda, her zaman siyasi fikirlerimiz uyuşur’. Tantan’la belirli somut konularda ayrı fikirlerde olabilirsiniz ama özünde ittifak yapmanız mümkündür. Zaten Türkiye Cumhuriyeti de özde ittifak edebilmenin başarısıdır. ”
* Ya bölünme tartışması, bu da özünde ittifaka müsait bir zemin mi?
İspanya’da iç savaştan sonra komünist partisiyle kral, Frankocularla cumhuriyetçiler; taraflar bölünmüşlüğün getirdiği sakıncaları oturdular konuştular. Eski kavgalar çok vahim ve aptalca kavgalar olabiliyor bazen...
* Burada tartışma kadar tartışma için önerilen muhataplar da sorun; “taraflar” derken siz kimi kast ediyorsunuz?
Ayrı ayrı kamplarda olan ama özünde içtenlikle toplumsal yararı düşünmüş olan insanları kast ediyorum. Bir zamanlar Filistin davasını savunmuş olan Cengiz Çandar’ı kast etmiyorum.
 
Ferhan Şensoy direnmeseydi, her kanalda onu izliyor olurduk
Ali Sirmen sadece okuyucunun değil, mesela bir kitap evinin vitrinin önünde durup da  “Aaaa bak Aşk-ı Memnu’nun kitabı çıkmış” diyenlerin de en azından İkinci Bahar’ın komiseri, Sultan Makamı’nın müteahhiti olarak tanıdığı bir yüz. Hemen her kesime sirayet eden “ayrışma”, son dönemde iktidar tarafından fazlasıyla “gündelik siyasetin içine çekilen sanatçıları nasıl etkilemiş” merakımızı giderebileceğimiz bir adresteyiz anlayacağınız.

Onur abidesi olanlar da var
Bizim tanzimattan beridir içinden çıkamadığımız “sanat sanat için midir” yoksa “sanat toplum için midir” kavgasında yeni bir cephe açılmış mı mesela;
“Sanat iktidardan nemalanmak için midir?”
Yandaş medya, yandaş sermaye gibi yandaş ekran figürlerinin de oluştuğunu onaylıyor Sirmen. “Ama direnenler de var” diyor: “Aydınlar ve sanatçılar içinde fireler verilmiş olabilir ama aydınlar ve sanatçılar içinde de ’yüreklerindeki cesaret ve kafalarındaki cevherden başka hiçbir şeyleri olmayan insanlar’ olarak 12 Eylül döneminde ’Topu, tüfeği, kolordusu olan, devletin gücünü ele geçirmiş olan Kenan Evren’in karşısına dikilip ’biz yaşadığımız sürece buna müsaade etmeyiz direniriz’ diyenler oldu. Bunu unutmak kendi kendimize hakaret olur.”

Sanatçılar bedel ödüyor
* Peki ya bugün, yaratıcılığın üzerinde şekillendiği için bağımsız kalması gereken sanat alanı aynı “onurlu duruş”u gösterebiliyor mu?
Bağımsız, itaatkar olmayan 80 küsur yaşındaki Yıldız Kenter, bir oyunundan sonra selama çıktığında “Mustafa Balbay’a reva görülenleri içine sindiremediğini” söyledi ve tavrını koydu.
* Medyada ’tavır’ koyanlar çeşitli yollarla ’bedel’ ödemek durumunda kalıyorlar, bu sanatçılara da ’duruşlarının’ cezası çektiriliyor mu?
Tabii bedel ödüyorlar. Ferhan Şensoy tiyatrosunu. yazdığı kitapların gelirleriyle ayakta tutmaya çalışıyor mesela. Yoksa Ferhan bu baskıcı zihniyete direnmemiş olsaydı şimdi her televizyon kanalında, reklam filmlerine kadar her işte boy gösteren bir kişi olurdu. Şimdiyse kendi alınteriyle kurduğu tiyatrosunu ayakta tutmak için uğraşıp duruyor... Müjdat Gezen de öyle. Aynı durumda daha bir çok sanatçı arkadaşımız var. Ama geriye dönüp baktığımızda da isim bırakanlar hep direnenler olmuştur.
 
ALİ SİRMEN
Kimi İkinci Bahar dizisinden, kimi Seni Seviyorum Rosa filminden, kimi 30 yıldır yazdığı Cumhuriyet gazetesinden tanıyor... Bir yandan da Barış Davası’nın 3.5 yıl tutuklu kalıp beraat eden sanığı Sirmen. Yeri gelmişken bir 12 Eylül mağduruna, 12 Eylül’de kullanacağı oyun rengini ve gerekçelerini sorduk.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

SÖYLEŞİLER

Türkiye ilk kez emperyalist görüntü veriyor

Türkiye ilk kez emperyalist görüntü veriyor Tarihçi ve MHP milletvekili Prof. Halaçoğlu'na göre Suriye düşerse 3. dünya savaşı çıkabilir. Halaçoğlu Türkiye...

"KİLİSE" VE AKP

Orhan Gazi Ertekin - Express Dergisi Söyleşisi BÖLÜM 1

Bizi aldattıklarını sanmasınlar

Bizi aldattıklarını sanmasınlar Balçiçek Pamir’in Habertürk’de “Karşıt Görüş Özel” programına katılan Timur Selçuk, bir sanatçıya yakışan dürüstlük...

İKİNCİ TEK PARTİ DÖNEMİ

İKİNCİ TEK PARTİ DÖNEMİ 28 Ocak'ta, MHP Seçim Beyannamesi'ni açıkladı. Açıklama günü özel olarak seçilmişti. Çünkü o gün, Misakı Mi...

"Kemalist değilim, Özalcı'yım"

Ertuğrul Özkök: "Bize 'toplum mühendisi' diyenler müteahhit oldu!
Yeni Sayfa 1

Köşe Yazarları

Rıfat Serdaroğlu Rıfat Serdaroğlu
SİVİLCE 19 MAYIS
Nurullah Aydın Nurullah Aydın
İNSAN OLANASESLENİŞ
Burhan Özbey Burhan Özbey
"HALKIN BAYRAMINI" KURNAZCA SAHİPLENMEK
M.Nevruz Sınacı M.Nevruz Sınacı
ÖZGÜRLÜKVE "DEMOKRASİ BAYRAMI"
Müyesser Yıldız Müyesser Yıldız
AKP, Peres'in Şu Projesini "Taş Gibi" Destekliyor!..
Uğur Koca Uğur Koca
TIP BAYRAMI ve DOKTOR HİKMET
H. Salih Gündüz H. Salih Gündüz
HOCALI'YI UNUTMAKTIR SENİN LÂNETİN
Bekir Öztürk Bekir Öztürk
"POLİS BİZE YETMEZ MİT'İ DE İSTİYORUZ"
Aysen Aydın Aysen Aydın
NERDE KALMIŞTIK
Zeynep Türk Zeynep Türk
Katil
Fuat YILMAZER Fuat YILMAZER
İNGİLİZ VE AMERİKAN MİKSERLİĞİ, ORTADOĞU VE AFRİKA'DAKİ GELİŞMELER
Tuncay Demirbaş Tuncay Demirbaş
Referandumda Hayır Demek Milli Bir Görevdir
Prof.Dr.İsa Kayacan Prof.Dr.İsa Kayacan
İletişimliler Vakfı'nın: "Meslekte 50 yıl onur ödülü"
Hasan Tahsin Hasan Tahsin
ÇÖMELMEDEN ÇIKTIM DA RECEBİM..
Adil Serdar Saçan Adil Serdar Saçan
DİNK CİNAYETİNİ KAPATTILAR
 
My Great Web page

Haber Ara


Gelişmiş Arama

Foto Galeri

              

AÇILIM
AÇILIM
KARİKATÜR
KARİKATÜR
ÇOCUK SEVGİSİ
ÇOCUK SEVGİSİ
CENAZE TÖRENİ
CENAZE TÖRENİ

Video Galeri

              

Atatürk Bir kişiye beş polis kamerası
Zekeriya Öz'ün Akıl Sağlığı ve zekası Fethullah Gülen Fıkrası