İNCİ ARAL
Saf Değiştirmek
Dini cemaatler 12 Eylül öncesi örtülü ve dar bir alanda varlıklarını sürdürüyorken bugün açıklık, meşruluk ve yaygınlık kazanmış durumdalar. Kapitalist yan örgütlenmelerle çeşitli işkollarında da faaliyet gösteren, aydınlanma düşüncesini bozulan her şeyin sorumlusu ilan ederken kurtuluşu ilahi saflaşmada gören mistik, sıkı dayanışmalı bu yapılar çoktandır medya ve yayıncılık alanında da varlık gösteriyorlar ve temsil ettikleri kitlenin taleplerini karşılarken geniş bir kesime sesleniyorlar.
Kimilerine göre, küresel bilgi ve iletişim çağında bilinen ya da “dayatılmış” aidiyet ve kimlik modelleri yazarın konum belirlemesinde yetersiz olabilir. Ancak muhafazakâr kesim İslami toplum modelinin Türkiye’nin önündeki tek çıkar yol olduğunu ileri sürerken neoliberal görüş cemaat olgusunu demokratikleşmenin gereği olarak yorumluyor. Çıkara dayalı tarikat-siyaset-ticaret gruplaşmalarının demokratik ilişki biçimleriyle nasıl örtüştüğü ayrı konu. Benim burada üzerinde durmak istediğim cemaat yapılarının medya kuruluşları içinde yer alan, aydınlanmacı, akılcı, hümanist ya da solcu tanıyıp bildiğimiz yazarlar.
1 Temmuz 2010 tarihli Cumhuriyet Kitap ekinde Enis Batur, “Cemaat Yazarlığı” başlıklı yazısının bir bölümünü bu konuya ayırmış, kısa ama önemli saptamalar yapmış. “Bir edebiyatçı (çalıştığı) yayınevinin, kitaplarına ‘Müslüman bir yazar’ üst başlığıyla kampanya düzenlemesini nasıl kabul eder?” diye soruyor. Olayı duymadım, yazarın kim olduğunu da bilmiyorum ama durum kuşkusuz kabul edilemez.
Batur, edebiyatımızda “Cemaat sözcüsü duruşunu benimseyen,” cemaat okurunu göz ardı edemeyen yazarların her zaman var olduğunu ve bu okurun, bazı üstatların “postnişinlik” düşlerini de beslediğini söylüyor. Oysa bu hayalin gerçekleşmesi eskiye göre daha zor. Bugün cemaat içinde yer almaya niyetlenen, ideolojisinden çok adının önemli olduğunun farkında çünkü. İlgi derleme ve yaygınlık yolunda bazı marka isimlere fırsat rantı sunulması günümüz gerçeğine uygun bir takıyye ne de olsa. Öte yandan saf değiştirenin, köktenci düşünce biçimleriyle biz/onlar ayrımını dışlayarak ilişki kurmanın özgün bir yaşam tarzı geliştirmeye olanak verdiği, kendisini yalnızca yazmanın ilgilendirdiği ve yazdıklarına kesinlikle müdahale edilmediği yolundaki savunmasını ciddiye almak gerekmiyor. Çünkü kapalı devreden açık bir tarza kadar çeşitlilik gösterseler de cemaatlerin sanat ve kültüre yaklaşım ve görüşlerini belli bir temele oturtmadaki ölçütleri sadece dini, mezhepsel dogmalar ile sınırlı değil. Etnik köken, kimlik, maddi ya da siyasi çıkar gibi etmenler de genel tavırlarında belirleyici rol oynamakta.
Batur, “Okur cemaati azalınca cemaat okuru önünde saf tutmayı yeğleyen şair ve yazarlar”ın farklı hatta birbirine zıt anlayıştaki basın organlarında köşe kapmaca oynamaktan sakınmadıklarını da vurguluyor yazısında. “Sönen ideolojilerin yerine yıldızı parlayanların” yanına gidenlerle daha sık karşılaşıldığını belirtirken de şu saptamayı yapıyor: “Sanıyorum buna varoluş mücadelesi deniyor. Bugün cemaate sırtını dayamayan, bireysel duruşunu her şeyin üstünde tutan edebiyat adamı birkaç yüz okurla yetinmek durumunda.”
Acı ama gerçek. Neyse ki Batur yazısını bir değerler dizgesine sahip olan “sıkışair ve sıkı yazarın” cemaat çıkarcılığının tuzağına düşmeyeceğini, ve “toplumsal, siyasal, ideolojik borsalarda yaşanan iniş çıkışların böyle insanların düşünsel inançlarını ve seçimlerini hiç etkilemeyeceğini” söyleyerek bitiriyor.
aralinaral@gmail.com Kapitalist yan örgütlenmelerle çeşitli işkollarında da faaliyet gösteren, aydınlanma düşüncesini bozulan her şeyin sorumlusu ilan ederken kurtuluşu ilahi saflaşmada gören mistik, sıkı dayanışmalı bu yapılar çoktandır medya ve yayıncılık alanında da varlık gösteriyorlar ve temsil ettikleri kitlenin taleplerini karşılarken geniş bir kesime sesleniyorlar.