Erdoğan idam edilenleri andı
Gözyaşıyla destek arıyor
Kürsüde ağladı Erdoğan referandumda “evet” çağrısı yaparken; 12 Eylül’de idam edilenleri andı, Nevzat Çelik’in “Şafak Türküsü” şiirini okudu. Erdoğan, idam edilen ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu’nun son mektubunu okurken de gözleri doldu.
12 Eylül’de sağdan ve soldan idam edilenleri andı, Çelik’ten şiir okudu
Gözü yaşlı kampanya
© Erdoğan grup toplantısında, “12 Eylül’le onlar hesaplaşamasa da biz hesaplaşacağız” mesajı verdi.
ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Başbakan Tayyip Erdoğan referandumda “evet” çağrısı yaparken 12 Eylül’den sonra sağdan ve soldan idam edilenleri kürsüde andı, şair Nevzat Çelik’in “Şafak Türküsü” şiirini okudu. İdam edilen ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu’nun son mektubunu okurken de sesi titreyen ve gözleri dolan Erdoğan, “CHP ve MHP ‘hayır’ derken kendini inkâr ediyor. 12 Eylül’le onlar hesaplaşamasa da biz hesaplaşacağız” mesajı verdi.
Erdoğan grup toplantısının başında Hakkâri’nin Çukurca ilçesindeki saldırıdaki olaya dikkat çekti. Erdoğan, siyasi partiler, medya, akademisyen ve STK’lere dayanışma çağrısında bulundu. Erdoğan, anayasa değişiklik paketi ile igili olarak da şu mesajları verdi:
Anayasa değişiklik paketinin içindeki maddeler bugün CHP’nin, MHP’nin ve BDP’nin üst yönetimlerinin, milletvekillerinin uykularını cok ciddi şekilde kaçırıyor. Bunlar tıpkı Midas’ın kulakları öyküsünde oldukları gibi, yalnız kaldıklarında ya kendi vicdanlarına ya da yakın arkadaşlarına bu pakete karşı çıktıkları için rahatsızlıklarını dile getiriyor. Aka kara demenin vicdanlarını sızlattığını görüyorum. Neden “hayır” dediklerini, değişimin karşısında durduklarını kendilerine de, millete de izah edemiyorlar.
Necdet Adalı19 yaşında lise öğrencisiyken cinayet işlediği iddiasıyla 1977 yılında tutuklandı. Suçsuzluğunun ortaya çıkacağından o kadar emindi ki, Ulucanlar Cezaevi’nden arkadaşlarının firar girişimine katılmadı. Kendisini yargılayan mahkeme reisi, masum olduğunu iddia etti, karara şerh koydu. Ancak fayda etmedi, 22 yaşındayken 8 Ekim 1980’de asılarak idam edildi. Şair Nevzat Çelik’in Adalı için yazdığı o ünlü şiir bu zamansız ölümü en güzel şekilde resmediyor: “Beni burada arama / arama anne...” 12 Eylülcüler, asılan solcuyla denge kurmak için bir de sağcı idam etmek istediler. Adalı’dan birkaç saat sonra 22 yaşında bir genç Mustafa Pehlivanoğlu darağacına gitti. Mustafa’dan geriye şu satırlar kaldı. (Pehlivanoğlu’nun mektubunu sesi titreyerek, gözleri dolarak okudu) Erdal Eren, 18 yaşından küçük olmasına rağmen idam edildi. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun Mamak’ta çektiği çileleri, gördüğü işkenceleri, yazdığı dizeleri unutmadık. 14 Mayıs 1987’de Hüseyin Karamahmutoğlu sabah namazını kılarken, başına vurulan dipçik darbesiyle vefat etti.
Tam 30 yıl sonra, yine bir 12 Eylül günü bu işkencelerle milletçe hesaplaşacağız. 17 yaşındaki çocukları yağlı urgana götürenlerle hesaplaşacağız. Mustafa’nın “Allah’ından bulurlar” dediği gün işte 12 Eylül 2010 günüdür. Yıllarca 12 Eylül mağduru solcuları istismar eden CHP, 12 Eylül ile yüzleşemese de biz yüzleşeceğiz. Yıllarca 12 Eylül mağduru ülkücülerin sesine kulak vermeyen MHP, 12 Eylül ile hesaplaşamasa da biz hesaplaşacağız. Onun için CHP’li, MHP’li, BDP’li kardeşlerimden “evet” bekliyorum. Geçmişi kurtaramasak bile çocuklarımızın geleceğini kurtarabiliriz. Bir iade-i itibar bile yapamaz mıyız? İşte bu 12 Eylül, bir iade-i itibar olacaktır aynı zamanda.
MHP ve CHP kendisini inkâr ediyor. BDP, beş kere partim kapatıldı diyor. Parti kapatmayı zorlayacak bir yasayı engellemek için elinden geleni yapıyor. Barıştan yanaymış gibi yaparak gerilimi körüklüyor.
NEVZAT ÇELİK
‘Başbakan samimi değil’
SELDA GÜNEYSU
ANKARA - Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, yurttaşlardan 12 Eylül’deki halkoylamasına “Şafak Türküsü” adlı şiirini okuyarak destek istediği şair Nevzat Çelik, halkoylamasını “deli gömleğine” benzeterek “Ben aklımın ve vicdanımın bu evet ve hayır kıskacına sokulmasını istemiyorum” dedi.
Çelik, Erdoğan’ın grup toplantısında şiirini okumasını “samimi” bulmadığını, Şafak Türküsü’yle ilgili senaryoyu Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Senaryo Geliştirme Fonu’na gönderdiğini ancak projenin destek görmediğini belirterek, “Şafak Türküsü projesini desteklemiş olsalardı, o zaman Başbakan’ın bu konuşması çelişkili durmazdı” dedi.
Hükümetin Kürt açılımı ve anayasa değişikliğini de “samimi” bulmadığını belirten Çelik, halkoylamasını “deli gömleğine” benzetti. Çelik, “Türkiye bundan ne kazanacak? İç dinamikle gelişen, toplumsal muhalefetin olduğu açılımlar değil bunlar. Çünkü halk habersiz ve ilgili değil. Bir muhalefet gelişmemiş. Halkta karşılığı olmadığı için de karşılık bulmuyor. Deli gömleği giydirilmeye çalışılıyor. Bunu suni bir referandum olarak görüyorum” dedi.
ŞAFAK TÜRKÜSÜ
1
Beni burada arama anne
Kapıda adımı sorma
Saçlarına yıldız düşmüş
Koparma anne
Ağlama
Kaç zamandır yüzüm tıraşlı
Gözlerim şafak bekledim
Uzarken ellerim
Kulağım kirişte
Ölümü özledim anne
Yaşamak isterken delice
2
Bugün görüş günü
Günlerden salı
Islak
Sarı bir yağmur
Ülkemin neresine bakarsa ay
Orada yitik bir anne ağlıyor
Sen aralıyorsun yağmuru
Acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini
Sonra bir umut koşuyorsun
Yüreğin avcunda
ısırırken
çırpıntı gözlerini
(ah verebilseydim keşke
yüreği avcunda koşan
herbir anneye
tepeden tırnağa oğula
ve kıza kesmiş
bir ülkeyi armağan
koşma anne
birdenbire batacak olan
düş denizinde yarattığın umut sandalıdır
oysa benim için gece
ışık hızıyla koşan
kısa ve soğuk bir zamandır
bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak
uykusuz
yorgun
ve korkak
3
sanırım baytardı
yüreğimin depreminde rihter ölçeği çatlarken
ölebilir raporu veren beyaz önlüklü doktor
boşver hipokrat amca
üzülme ne olur
sen de anne
sen de üzülme
hücremin dört bir köşesinde el ayak izlerimi
ciğerlerimde yırtılan bir çığlıkla hazır beklediğim
ve korkunç bir sabırla birbirine eklediğim
korkak kahraman gecelerimi
düşlerimle sınırsız
diretmişliğimle genç
şaşkınlığımla çocuk devrederken sıradakine
usulca açılıverdi
yanağımda tomurcuk
pir sultan'ı düşün anne
şeyh bedrettin'i
börklüce'yi
torlak kemal'i düşün anne
hala kanaması nedendir faşizmin göğsünde
utangaçlığı bile vuramadan yanaklarına yasının
onsekizinde ölümüne pervasız yürüyen
ince bilekli çıplak ayaklı tanya'nın
deniz'i düşün anne
her mayıs şafağında uzun
uzun döverken darağaçlarını
ve o şafaktan doğma
onbir yaşını çiğneyip yürüyen çocukları
insanları düşün anne
düşün ki yüreğin sallansın
düşün ki o an
güneşli güzel günlere inanan
mutlu bir yusufçuk havalansın
4
sıcak omuzlar değerken omzuma
buz üstünde yürüdüm yıllar boyu
bayraklar ve türkülerle
kopunca memelerinden o mükemmel yaşama
kurşunlar sıktılar alnıma
açık alanlarda ağır
kartalların konup kalktığı
yalçın kayalardan biriydim
ölüp dirildim yeniden
güneşli güneşsiz akşamlarda
mutlu yarınlar adına
özgürlük adına ekmek adına
üstüne vardım kuyruğu kanlı itlerin
dirilip dönmesin diye hiroşimalar
tahtadan atların boynuna çıplak
ölümlerle yatmasın diye çocuklar
aç gözlerle bakmasın diye çocuklar
kardeşlik adına
havadaki kuş denizdeki balık adına
yürüdüm yıllar boyu
dönüp bakmadım arkama
ıraktı gözlerim çok ırak
izim kalır mı bilmem yürüdüğüm yolda
kalsa da silinir gider
yalnızca bir ağıt gibi çakılır
ardımca gelenlere gözlerimi yaktığım yer
5
tören adımlarıyla ölmek
ne garip şey anne
kanlı karanlık bir oyunda baş oyuncuyum
bütün gözler üstümde
sürüyor gecenin karnında şafağa bakan oyun
masa üstünde üşüyen bir sigara
yanında küçücük bir cam bardak
içinde rengi bu gecenin
cılız titrek bir kibrit
kağıt kalem
sandalye
geride flu
yağlı
büküm büküm bir ip
ve çingene kuralına uygun
değişmez dekoru mudur
idam mahkumunun
6
kırılacak cammışım gibi davranıyorlar
yüzlerinde zoraki çatılmış bir hüzün
oysa birazdan boynumu kıracaklar
pul pul dökülecek yaz siyasi eylül'ün
ben ölümü asıl az ötede titreyen
çingenenin kara killi ellerinde gördüm
anladım ki küllenen sigaradır
soğuyan bir bardak çaydır benim ömrüm
yani benim güzel annem
alacaşafağında ülkemin
yıldız uçurmak varken
oturup yıldızlar içinde
kendi buruk kanımı içtim
7
ne garip duygu şu ölmek
öptüğüm kızlar geliyor aklıma
bir açıklaması vardır elbet
giderken darağacına
8
geride
masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem
bağışla beni güzel annem
oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana
elleri değsin istemedim
gözleri değsin istemedim
ağlayıp koklayacaktın
belki bir ömür taşıyacaktın koynunda
usul adımlarla yürüdüm ömrümü
karşımda kurum kurum-laşan darağacı
(tarlakuşu korkmaz ki korkuluktan
ökse de olsa dört bir yanı)
birdenbire acıdı boynum
gelecekler var birbiri ardınca genç
yakışıklı
ne olur işçi kadınım
az yumuşak dik
şu kefenin yakasını
9
yaşamak ağrısı asıldı boynuma
oysa türkü tadında yaşamak isterdim
çiçekleri kokmak ırmakları akmak
yaz boyu çobanaldatanlara aldanmak
su başlarında aylak sektirmek kavalımı
sonra bir çocuğun afacan bacaklarında
anavarca kayalıklarına tırmanmak isterdim
o güzel günleri görenler arasında
bir soluk ben de yaşamak isterdim
bir de luvr müzesinde seyretmek gizliden
öperken siya-u jakond'u tebessümünden
işte o an saçlarından yakalamak dolunayı
bir de yirmibeş kilometreden görebilmek
nazım'ın gözleriyle pırıl pırıl moskova'yı
ölmek ne garip şey anne
bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
sedef kakmalı bir kutu içinde
vermek isterdim çocukların ellerine
sonra
sonra benim güzel annem
damdan düşer gibi
vurulmak isterdim bir kıza
10
künyemi okudular
suçumuz malum
gecenin kıyısında durmuşum
kefenin cebi yok
koynuma yıldız doldurmuşum
koşun çocuklar çocuklar koşun
sabah üstüme
üstüme geliyor
yanlış mı duydum yoksa
erkenci bir horoz mu ötüyor
keskin bir acı bilenmiş
gitgide yaklaşıyor sonum
iri sözlerim yoktu söyleyecek
usulca baktım yüzlerine
bin yıllık iskeletleri çatırdayarak
göçtü ayaklarının dibine
korkutamadılar beni anne
avlunun ortasında çatık bir kaş gibi duran
darağacı
bir zaman rüzgarda
saçını tarayan telli kavak değil mi
boynumdaki kemendi bir öğle sonu bükerken o kız
sarı sıcak sevdasını düşünmedi mi
söyle anne
o çingene
bir çiçek bahçesi kadar sıcak sokağımızdan
bağıra çağıra geçen bohçacı kadını
sevmedi mi çılgınca
11
kurulmuş tuzaklar yok artık yolumda
işkenceler zindanlar hücreler
savunmak yok mutlu tok bir yaşamı
açlık grevlerinde beynimi bir sıçan gibi kemiren
mideme karşı
kısacası
bir çiçeği düşünürken ürpermek yok
gülmek umut etmek özlemek
ya da mektup beklemek
gözleri yatırıp ıraklara
ölmek ne garip şey anne
artık duvarları kanatırcasına tırnağımla
şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım
mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım
baba olamayacağım örneğin
toprak olmak ne garip şey anne
ceplerimde el yerine balyoz taşırken
korkunç bir merakla beklerken kurtuluş haberlerini
ve yüreğimin ırmakları taştı
taşacakken
ölmek ne garip şey anne
uçurumlar ki sende büyür
dağdır ki sende göçer
ben yaprak derim çiçek derim
çam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim
gül yanaklı çocuğa benzer
yine de
oğlunu yitirmek kimbilir
ne garip şey anne
12
beni burada arama anne
kapıda adımı sorma
saçlarına yıldız düşmüş
koparma anne
ağlama
kırıldıysa düş evinin kapısı
bütün kırık kapıların çağrılışıyım
kızların yanaklarında çukurlaşan
biten başlayan aşkların ortasındayım
her kavgada ölen benim
bayrak tutan çarpışan
her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni
özlem benim kavga benim aşk benim
bekle beni anne
bir sabah çıkagelirim
bir sabah anne bir sabah
acını süpürmek için açtığında kapını
umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur
çam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar
o zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak
öylece kalkar uykudan şalterler
dişleyip tükürmeden sigaralarını
türkü tadında giyinirken işçiler
bir sabah anne bir sabah
acını süpürmek için açtığında kapını
adı başka sesi başka nice yaşıtım
koynunda çiçekler
çiçekler içinde bir ülke getirirler
başlarını koymak için yorgun dizine
sen hazır tut dizini anne
o mükemmel güne
Nevzat ÇELİK
Gözyaşıyla destek arıyor
Kürsüde ağladı Erdoğan referandumda “evet” çağrısı yaparken; 12 Eylül’de idam edilenleri andı, Nevzat Çelik’in “Şafak Türküsü” şiirini okudu. Erdoğan, idam edilen ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu’nun son mektubunu okurken de gözleri doldu. Erdoğan grup toplantısının başında Hakkâri’nin Çukurca ilçesindeki saldırıdaki olaya dikkat çekti. Erdoğan, siyasi partiler, medya, akademisyen ve STK’lere dayanışma çağrısında bulundu. Erdoğan, anayasa değişiklik paketi ile igili olarak da şu mesajları verdi:
Anayasa değişiklik paketinin içindeki maddeler bugün CHP’nin, MHP’nin ve BDP’nin üst yönetimlerinin, milletvekillerinin uykularını cok ciddi şekilde kaçırıyor. Bunlar tıpkı Midas’ın kulakları öyküsünde oldukları gibi, yalnız kaldıklarında ya kendi vicdanlarına ya da yakın arkadaşlarına bu pakete karşı çıktıkları için rahatsızlıklarını dile getiriyor. Aka kara demenin vicdanlarını sızlattığını görüyorum. Neden “hayır” dediklerini, değişimin karşısında durduklarını kendilerine de, millete de izah edemiyorlar.
Necdet Adalı19 yaşında lise öğrencisiyken cinayet işlediği iddiasıyla 1977 yılında tutuklandı. Suçsuzluğunun ortaya çıkacağından o kadar emindi ki, Ulucanlar Cezaevi’nden arkadaşlarının firar girişimine katılmadı. Kendisini yargılayan mahkeme reisi, masum olduğunu iddia etti, karara şerh koydu. Ancak fayda etmedi, 22 yaşındayken 8 Ekim 1980’de asılarak idam edildi. Şair Nevzat Çelik’in Adalı için yazdığı o ünlü şiir bu zamansız ölümü en güzel şekilde resmediyor: “Beni burada arama / arama anne...” 12 Eylülcüler, asılan solcuyla denge kurmak için bir de sağcı idam etmek istediler. Adalı’dan birkaç saat sonra 22 yaşında bir genç Mustafa Pehlivanoğlu darağacına gitti. Mustafa’dan geriye şu satırlar kaldı. (Pehlivanoğlu’nun mektubunu sesi titreyerek, gözleri dolarak okudu) Erdal Eren, 18 yaşından küçük olmasına rağmen idam edildi. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun Mamak’ta çektiği çileleri, gördüğü işkenceleri, yazdığı dizeleri unutmadık. 14 Mayıs 1987’de Hüseyin Karamahmutoğlu sabah namazını kılarken, başına vurulan dipçik darbesiyle vefat etti.
Tam 30 yıl sonra, yine bir 12 Eylül günü bu işkencelerle milletçe hesaplaşacağız. 17 yaşındaki çocukları yağlı urgana götürenlerle hesaplaşacağız. Mustafa’nın “Allah’ından bulurlar” dediği gün işte 12 Eylül 2010 günüdür. Yıllarca 12 Eylül mağduru solcuları istismar eden CHP, 12 Eylül ile yüzleşemese de biz yüzleşeceğiz. Yıllarca 12 Eylül mağduru ülkücülerin sesine kulak vermeyen MHP, 12 Eylül ile hesaplaşamasa da biz hesaplaşacağız. Onun için CHP’li, MHP’li, BDP’li kardeşlerimden “evet” bekliyorum. Geçmişi kurtaramasak bile çocuklarımızın geleceğini kurtarabiliriz. Bir iade-i itibar bile yapamaz mıyız? İşte bu 12 Eylül, bir iade-i itibar olacaktır aynı zamanda.
MHP ve CHP kendisini inkâr ediyor. BDP, beş kere partim kapatıldı diyor. Parti kapatmayı zorlayacak bir yasayı engellemek için elinden geleni yapıyor. Barıştan yanaymış gibi yaparak gerilimi körüklüyor.
ŞAFAK TÜRKÜSÜ
1
Beni burada arama anne
Kapıda adımı sorma
Saçlarına yıldız düşmüş
Koparma anne
Ağlama
Kaç zamandır yüzüm tıraşlı
Gözlerim şafak bekledim
Uzarken ellerim
Kulağım kirişte
Ölümü özledim anne
Yaşamak isterken delice
2
Bugün görüş günü
Günlerden salı
Islak
Sarı bir yağmur
Ülkemin neresine bakarsa ay
Orada yitik bir anne ağlıyor
Sen aralıyorsun yağmuru
Acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini
Sonra bir umut koşuyorsun
Yüreğin avcunda
ısırırken
çırpıntı gözlerini
(ah verebilseydim keşke
yüreği avcunda koşan
herbir anneye
tepeden tırnağa oğula
ve kıza kesmiş
bir ülkeyi armağan
koşma anne
birdenbire batacak olan
düş denizinde yarattığın umut sandalıdır
oysa benim için gece
ışık hızıyla koşan
kısa ve soğuk bir zamandır
bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak
uykusuz
yorgun
ve korkak
3
sanırım baytardı
yüreğimin depreminde rihter ölçeği çatlarken
ölebilir raporu veren beyaz önlüklü doktor
boşver hipokrat amca
üzülme ne olur
sen de anne
sen de üzülme
hücremin dört bir köşesinde el ayak izlerimi
ciğerlerimde yırtılan bir çığlıkla hazır beklediğim
ve korkunç bir sabırla birbirine eklediğim
korkak kahraman gecelerimi
düşlerimle sınırsız
diretmişliğimle genç
şaşkınlığımla çocuk devrederken sıradakine
usulca açılıverdi
yanağımda tomurcuk
pir sultan'ı düşün anne
şeyh bedrettin'i
börklüce'yi
torlak kemal'i düşün anne
hala kanaması nedendir faşizmin göğsünde
utangaçlığı bile vuramadan yanaklarına yasının
onsekizinde ölümüne pervasız yürüyen
ince bilekli çıplak ayaklı tanya'nın
deniz'i düşün anne
her mayıs şafağında uzun
uzun döverken darağaçlarını
ve o şafaktan doğma
onbir yaşını çiğneyip yürüyen çocukları
insanları düşün anne
düşün ki yüreğin sallansın
düşün ki o an
güneşli güzel günlere inanan
mutlu bir yusufçuk havalansın
4
sıcak omuzlar değerken omzuma
buz üstünde yürüdüm yıllar boyu
bayraklar ve türkülerle
kopunca memelerinden o mükemmel yaşama
kurşunlar sıktılar alnıma
açık alanlarda ağır
kartalların konup kalktığı
yalçın kayalardan biriydim
ölüp dirildim yeniden
güneşli güneşsiz akşamlarda
mutlu yarınlar adına
özgürlük adına ekmek adına
üstüne vardım kuyruğu kanlı itlerin
dirilip dönmesin diye hiroşimalar
tahtadan atların boynuna çıplak
ölümlerle yatmasın diye çocuklar
aç gözlerle bakmasın diye çocuklar
kardeşlik adına
havadaki kuş denizdeki balık adına
yürüdüm yıllar boyu
dönüp bakmadım arkama
ıraktı gözlerim çok ırak
izim kalır mı bilmem yürüdüğüm yolda
kalsa da silinir gider
yalnızca bir ağıt gibi çakılır
ardımca gelenlere gözlerimi yaktığım yer
5
tören adımlarıyla ölmek
ne garip şey anne
kanlı karanlık bir oyunda baş oyuncuyum
bütün gözler üstümde
sürüyor gecenin karnında şafağa bakan oyun
masa üstünde üşüyen bir sigara
yanında küçücük bir cam bardak
içinde rengi bu gecenin
cılız titrek bir kibrit
kağıt kalem
sandalye
geride flu
yağlı
büküm büküm bir ip
ve çingene kuralına uygun
değişmez dekoru mudur
idam mahkumunun
6
kırılacak cammışım gibi davranıyorlar
yüzlerinde zoraki çatılmış bir hüzün
oysa birazdan boynumu kıracaklar
pul pul dökülecek yaz siyasi eylül'ün
ben ölümü asıl az ötede titreyen
çingenenin kara killi ellerinde gördüm
anladım ki küllenen sigaradır
soğuyan bir bardak çaydır benim ömrüm
yani benim güzel annem
alacaşafağında ülkemin
yıldız uçurmak varken
oturup yıldızlar içinde
kendi buruk kanımı içtim
7
ne garip duygu şu ölmek
öptüğüm kızlar geliyor aklıma
bir açıklaması vardır elbet
giderken darağacına
8
geride
masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem
bağışla beni güzel annem
oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana
elleri değsin istemedim
gözleri değsin istemedim
ağlayıp koklayacaktın
belki bir ömür taşıyacaktın koynunda
usul adımlarla yürüdüm ömrümü
karşımda kurum kurum-laşan darağacı
(tarlakuşu korkmaz ki korkuluktan
ökse de olsa dört bir yanı)
birdenbire acıdı boynum
gelecekler var birbiri ardınca genç
yakışıklı
ne olur işçi kadınım
az yumuşak dik
şu kefenin yakasını
9
yaşamak ağrısı asıldı boynuma
oysa türkü tadında yaşamak isterdim
çiçekleri kokmak ırmakları akmak
yaz boyu çobanaldatanlara aldanmak
su başlarında aylak sektirmek kavalımı
sonra bir çocuğun afacan bacaklarında
anavarca kayalıklarına tırmanmak isterdim
o güzel günleri görenler arasında
bir soluk ben de yaşamak isterdim
bir de luvr müzesinde seyretmek gizliden
öperken siya-u jakond'u tebessümünden
işte o an saçlarından yakalamak dolunayı
bir de yirmibeş kilometreden görebilmek
nazım'ın gözleriyle pırıl pırıl moskova'yı
ölmek ne garip şey anne
bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
sedef kakmalı bir kutu içinde
vermek isterdim çocukların ellerine
sonra
sonra benim güzel annem
damdan düşer gibi
vurulmak isterdim bir kıza
10
künyemi okudular
suçumuz malum
gecenin kıyısında durmuşum
kefenin cebi yok
koynuma yıldız doldurmuşum
koşun çocuklar çocuklar koşun
sabah üstüme
üstüme geliyor
yanlış mı duydum yoksa
erkenci bir horoz mu ötüyor
keskin bir acı bilenmiş
gitgide yaklaşıyor sonum
iri sözlerim yoktu söyleyecek
usulca baktım yüzlerine
bin yıllık iskeletleri çatırdayarak
göçtü ayaklarının dibine
korkutamadılar beni anne
avlunun ortasında çatık bir kaş gibi duran
darağacı
bir zaman rüzgarda
saçını tarayan telli kavak değil mi
boynumdaki kemendi bir öğle sonu bükerken o kız
sarı sıcak sevdasını düşünmedi mi
söyle anne
o çingene
bir çiçek bahçesi kadar sıcak sokağımızdan
bağıra çağıra geçen bohçacı kadını
sevmedi mi çılgınca
11
kurulmuş tuzaklar yok artık yolumda
işkenceler zindanlar hücreler
savunmak yok mutlu tok bir yaşamı
açlık grevlerinde beynimi bir sıçan gibi kemiren
mideme karşı
kısacası
bir çiçeği düşünürken ürpermek yok
gülmek umut etmek özlemek
ya da mektup beklemek
gözleri yatırıp ıraklara
ölmek ne garip şey anne
artık duvarları kanatırcasına tırnağımla
şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım
mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım
baba olamayacağım örneğin
toprak olmak ne garip şey anne
ceplerimde el yerine balyoz taşırken
korkunç bir merakla beklerken kurtuluş haberlerini
ve yüreğimin ırmakları taştı
taşacakken
ölmek ne garip şey anne
uçurumlar ki sende büyür
dağdır ki sende göçer
ben yaprak derim çiçek derim
çam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim
gül yanaklı çocuğa benzer
yine de
oğlunu yitirmek kimbilir
ne garip şey anne
12
beni burada arama anne
kapıda adımı sorma
saçlarına yıldız düşmüş
koparma anne
ağlama
kırıldıysa düş evinin kapısı
bütün kırık kapıların çağrılışıyım
kızların yanaklarında çukurlaşan
biten başlayan aşkların ortasındayım
her kavgada ölen benim
bayrak tutan çarpışan
her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni
özlem benim kavga benim aşk benim
bekle beni anne
bir sabah çıkagelirim
bir sabah anne bir sabah
acını süpürmek için açtığında kapını
umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur
çam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar
o zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak
öylece kalkar uykudan şalterler
dişleyip tükürmeden sigaralarını
türkü tadında giyinirken işçiler
bir sabah anne bir sabah
acını süpürmek için açtığında kapını
adı başka sesi başka nice yaşıtım
koynunda çiçekler
çiçekler içinde bir ülke getirirler
başlarını koymak için yorgun dizine
sen hazır tut dizini anne
o mükemmel güne
Nevzat ÇELİK