KELEŞ OĞLANA HAYIR
Bir varmış bir yokmuş, deve tellal iken, pire berber iken, ben anamla babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, kırmızılar diyarı adında bir ülkede yeşiller allem etmiş gullem etmiş ve iktidarı ele geçirmişler. Ne yalanlar söylemişler, ne dolaplar çevirmişler, hatta herkese peynir, sucuk, şekerli leblebi dağıtmışlar. Bu bile bir şey değil, herkese cennetin anahtarını dahi söz vermişler, vallahi de billahi de cennete gideceksiniz demişler.
Yıldızı bol Sam amca pek de severmiş bu yeşilleri, aferim keleş oğlan dermiş hep bunların başlarına. Keleş oğlan hiç Sam amcasının sözünden çıkmazmış, otur dedi mi oturur, kalk dedi mi kalkarmış. Bir gün yıldızı bol Sam amca, keleş oğlana "Bak demiş keleş oğlan, bu ülke sana çok büyük, gel biz bunun birazını bölelim" demiş. Bu iş zor demiş keleş oğlan. Sam amca " Sen istesen de böleceğiz istemesen de, gel bize yardımcı ol fazla kan akmasın" Demiş.
Ülkenin elinde ne varsa Sam amca yeşillerin bunları ona buna satmasını istemiş. Kimi yeşiller yoğurtlu bakla, kimisi de patlıcan olup ülke güvenliğini sağladıklarını zannederek siyah bot giyip gezmişler, havalarından da geçilmiyormuş zaten. Bunlar öksüreni, tıksıranı yakalıyorlarmış vee " Sekkiz sene giymişem ben bu fistani, en sonunda yakalamışam ben bu aslani" diyerek, hindi gibi kubarıyorlarmış.
Kırmızılar perişan olmuşlar, siz yeşiller emanete hıyanet ettiniz diye ciyak ciyak bağırmışlar, fakat yeşiller " pardon, bir şey mi dediniz?" Diye cevap vermişler. Kırmızılar, sizin Sam amcanız, yoğurtlu baklanız ve patlıcanlarınız varsa, bizim de kurşun askerimiz var demişler. Fakat, Sarılar Sam amcanın ve yeşillerin yardımıyla kurşun askerleri teeek tek avlıyorlarmış. Öyle bir duruma gelmiş ki kimi kurşun askerler, diğerlerine sen ne biçim kurşun askersin demeye başlamış. Yeşiller bu arada bazı kurşun askerleri tavada eritmiş.
Yıllardır korkutulan kırmızılar kendi ülkelerinde azınlık muamelesi görmeye başlamışlar. Ay ve yıldızın beyaz aksi üzerlerine düşse, yeşiller kıyametleri koparıyormuş, çekil ordan kenkenekon! diyorlarmış. Sarıların zengini soğanın hep cücüğünü yermiş ve her gün koyunlarını sayarmış. Bu ülke artık bizim, kraliyet dairesinde bile odalarımız var derlermiş. Kırmızılar ise vergiden, işsizlikten, yoksulluktan, hapishanelerden aç ve yorgun düşmüşler, anneleri bile yavrularım ne hallere düştünüz diye ağlıyorlarmış.
Yeşillerin başı keleş oğlan buna çok kızmış, ananızı da alın gidin burada ağlamayın demiş, kaç tane kurşun asker kellesi gitti daha hala akıllanmadınız diye bağırmış. Din iman elden gidiyor kafirler! Benimle olmayan cehenneme gider ona göre demiş. Öte yandan sarılara emir vermiş, siz demiş bir kaç kurşun asker daha öldürün ki bunlar akıllansın demiş. Bu arada biz de bu kırmızılarla, kurşun askerlerin bir kısmını tavada eritmeye devam edelim demiş.
Kimi kırmızılar gece yatamıyorlarmış, aydede de uyanıkmış ona sormuşlar ne yapalım diye. aydede, siz onlardan çoksunuz bu korku niye demiş? Kırmızılar; "bizimkiler yorgun" demişler. Aydede o zaman onlara moral ve cesaret vermek size düşüyor demiş. Yarından tezi yok her yolla mücadele edeceksiniz demiş. İyi de demişler uykusuz kırmızılar, ne yapabiliriz ki? her taraf, yoğurtlu bakla ve patlıcan dolu? Aydede "abartmayın" demiş...Dağlara, taşlara, iki ağacın arasına, yollara, sulara, kumlara, arabanıza, evinize, dilinize, ne istediğnizi yazın, diğer kırmızılara cesaret verin önce demiş, sizi görürler onlar da gelirler.
Uykusuz kırmızılar düşünmüşler ve demişler nasılsa öylede öleceğiz böyle de, bu dert bizi öldürecek, en iyisi aydede yi dinleyelim demişler. Önce yoğurtlu bakla ve patlıcan olmayan akla gelebilecek her yere "keleş oğlana hayır" yazmışlar. Karşılaştıkları yeşillere kurşun askerlerimizin hesabını soracağız, yeriniz yurdunuz belli, nereye kaçacaksınız demişler. Bizim kurşun askerler kabak gibi ortada durduğu için sarıların işi kolaydı, ama sarılardan da hesap soracağız, onların da yeri yurdu belli demişler.
Ertesi gün nerde iki ağaç varsa, arasında "keleş oğlana hayır" yazıyormuş, yollarda, dağlarda, taşlarda. Kısa zamanda o kadar çok yerde o kadar çok tepki varmış ki, yoğurtlu baklalar ile patlıcanlar kafayı oynatmış, kara kara dumanlar yükseliyormuş. Şehir içindeki sarılar gık dediğinde, kırmızılar tepelerine biniyorlarmış. Her yolla yeşillere karşı mücadele eden kırmızılara çok kızmış keleş oğlan, bakın bunları dinlemeyin, cennete gidemezsiniz demiş herkese. Kırmızılar sen yalan söylüyorsun, ülkemizi Sam amcaya ve sarılara söz verdin, burası yakında cehennem olacak demişler, sen Sam amca ve iç içe girmiş yıldızların kuklasısın.
Sonunda uykusuz kırmızılar, bütün kırmızılara cesaret vermişler, sam amca, iç içe girmiş yıldızlar ve sarılar çok korkmuş, yeşillerin bir kısmı da biz aslında hiç yeşil olmadık ki, biz doğuştan kırmızıyız zaten, lay lay lom demeye başlamışlar. Bir sabah bütün kırmızılar toplanmış, yoğurtlu baklaların, patlıcanların, yeşillerin, sarıların, Sam amcanın ve iç içe geçmiş yıldızların dizleri titriyormuş, dişleri de birbirlerine çarpıyormuş, kimisi imam bayıldı olmuş. Keleş oğlan adamlarını da almış zor kaçmış.
Kırmızılar üç gün üç gece eğlenmişler ve bu bize ders olsun bir dahaki sefere daha ilk cümlede bunları susturalım demişler. Ay dede o kadar çok parlamış ki yıldızıyla beraber, kırmızıların hepsinin üzerinde bembeyaz ay ve yıldız yankılanıyor ve gülümsüyormuş. Gökten üç tane elma düşmüş, biri uykusuz kırmızıların başına, biri bu masalı anlatanın başına, biri de dinleyenlerin başına. Üçünden de biri birinden güzel üç kız çıkmış, biri nar tanesi mi desem nur tanesi mi, diğeri ay yüzlü şehla bakışlı, tatlı gülüşlü imiş, öteki de yay kaşlı şirin gamzeli, şeker gibi bir şeymiş...
Sevgiler...Emre Kaan Emre 22/07/2010