|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Belki ibret alınır diye...Adamın borcu çokmuş, sıkışmış ödeyemiyor, akıl vermişler: Belki ibret alınır diye...Hasan Pulur/Milliyet Büyük Fransız ihtilalinin önde gelenlerinden Marat, hemen her devrimcinin başına gelenlerden mahkemede yargılanıyor, suçu: “devrime ihanet...” İhtilal mahkemesinin yargıcı Marat’a sorar: “Suç ortaklarınız kimdi?” “Başarıya ulaşsaydık, bütün Fransa halkıyla, siz de suç ortaklarım arasında olacaktınız. Ama şimdi yalnızım, tek suçlu benim!” * * * Adamın borcu çokmuş, sıkışmış ödeyemiyor, akıl vermişler: “Git Ayasofya’nın top kandili altında kırk sabah namaz kıl borcundan kurtulursun!” Öyle yapmış, sabah erkenden Ayasofya’ya koşarken sokakta biriyle çarpışmış, ikisinin de başındaki külahlar düşmüş, alıp giymişler, adam namaza yetişmiş. Namazdan sonra oturmuş, Allah’ın onun borcunu ödemesini beklemiş... Cemaat dışarı çıkarken, yanaşıp para vermeye başlamışlar, içinden “ohhh!” demiş, “Allah borcumu böyle ödetiyor!” * * * Bir hayli para birikmiş, derken imam yanına gelmiş: “Al paralarını artık git, Allah imanını kabul etsin, yalnız sünnet olmadan önce külahını çıkar da, Müslüman sarığı tak!” Adam bir şey anlamamış, elini başına atmış, aaa başında papaz külahı var! Demek namaza giderken çarpıştığı adam papazmış, onun külahını başına geçirmiş, camiden çıkanlar onu papaz sanmışlar, “imana geldi kefere!” deyip, sünnetlik para bırakmışlar. Adam ellerini açmış: “Ey ulu Tanrım, buna da şükür! Veriyorsun veriyorsun ama, adamın başına papaz külahını da geçiriyorsun!” * * * Yahya Kemal, arkadaşlarıyla Ankara-İstanbul treninin yemekli vagonunda oturuyormuş, sohbet sırasında biri sormuş: “Üstat, Türkiye’de kaç tane aydın vardır?” Yahya Kemal, hemen cevap vermiş: “İki vagon dolusu! Vagonlardan biri Ankara’dan Haydarpaşa’ya giderken öbürü de Haydarpaşa’dan Ankara’ya döner.” * * * “Aydın” denince, çeşit çeşit aydın vardır, “Yarım aydın”dan “çeyrek porsiyon aydın”a kadar. “Yarım porsiyon” da rahmetli Cem Karaca’nın deyimidir. Onlarla dalga geçer: “Her zaman ki köşenizde/Her zaman ki barımızda/Önünüzde viski ve havuç/ve bir eliniz çenenizde/Kaşınız hafifçe yukarıda/Bakışlarınız ne kadar ilginç/Hiçbir şey üretmeden sadece eleştirirsiniz/Sinemadan siz anlarsınız/Tiyatrodan, müzikten/Heykel, resim, edebiyat sorulmalı sizden/Ekmeğin fiyatını bilmezsiniz/ama ekonomik politika/Karılarınızı döverken siz/ne kadar bilimselsiniz/ Bu yaz yine güneydeydiniz/Bol rakı, güneş ve deniz/Her şey harikaydı, ancak yerli halkı beğenmediniz/Burada orada aynı barlar/Hep o yarım porsiyon aydınlık/Aynı çehreler aynı laflar/Vallahi hiç değişmemişsiniz.” Diyeceksiniz bunları yazmanın sırası mı? Hiç sırası olmaz mı? Dönüşlerine az kaldı, hazır olun! Referanduma yetişir, kim bilir ne ahkâm keserler. Hiç olmazsa, televizyonların “demirbaş” malları değişir.
|
Köşe Yazarları
Haber AraEn Çok Okunanlar
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||