KÜRT SORUNU VE DEMOKRASİ Daha önceden genellemelerin her zaman yanlış olduğunu yazmıştım, orada söylediklerimin yetersiz olduğunu düşünmeye başladığım için bu ikinci yazıyla tamamlamaya çalışayım. Bir konuda yüzdenin dağılımı ne olursa olsun, genelleme yapmak her zaman çok yanlıştır. Genellemeler demokrasi ile, hukukla, eşitlik ilkesi ile, Cumhuriyetin temel ilkeleri ile, mantıkla, matematikle çelişir. Ayrıca hukuken her insan suçluluğu ispat edilinceye kadar suçsuz sayılır. Bir de Voltaire in ünlü bir sözü var "Bir suçsuzu mahküm etmek, bir suçluyu serbest bırakmış olmaktan daha ağırdır"
AB ülkelerinin büyük çoğunluğunda ırkçılık ve ayrımcılık vardır. Örneğin Almanya da bir Türk, Fransa da bir Arap bütün şartları yerine getirmiş olsa dahi, okulda, iş hayatında, belediyede, adliyede, sokakta, ticarette, denetimde, hatta en basit bir polis kontrolünde dahi ayrımcılığa uğramaktadır. Bu azınlıklara genelleme yapılarak bir etiket yapıştırılmıştır. Bir an için başarmak için her şeyi yapmış bir genç olduğunuzu düşünün, bu ayrımcılık insanı belirli bir süre sonra isyana sürükler, ya da aynı yeri elde edebilmek için iki defa daha birikimli, iki defa daha zeki olmanız ve iki katı fazla çalışmanız gerekir.
Türkiye de böyle bir sorun yoktur, hiç bir zaman da olmamıştır, son zamanlardaki bazı marjinal kişiler hariç hiç kimse ayrımcılık yapmamıştır. Kürt kökenli Türk vatandaşlar, öğrenimde, iş hayatında, belediyede, adliyede, ticarette, sokakta, polis kontrolünde eşit haklara sahiptirler. Pek çoğu Milletvekili, Cumhurbaşkanı olmuştur. AB ülkelerinde olsalardı milletvekili veya cumhurbaşkanı olabilmek için analarından emdikleri süt burunlarından gelirdi. Hatta bu ülkelerde başarılı iş adamları dahi çifte standartlı muamele görmektedir.Taşıdıkları isimler nedeniyle her yerde ve her konuda ayrımcılığa tabi tutulmaktadırlar, Türkiye de Kürt nüfus açısından böyle bir sorun yoktur.
Bir kısım Kürt kökenli Türk vatandaşlar terör örgütlerine destek verseler de, bu örgütlere bağlı ticaret mafyası içinde yer alsalar da, açıkça bölücülük yapsalar da, kışkırtıcı söylemlerde bulunsalar da, genelleme yapamayız. Sokaktaki bin, on bin hatta yüz bin gösterici, dağlardaki beş bin çapulcu milyonlarca Kürt kökenli Türk vatandaşımızın temsilcisi olamaz. Akdeniz de, Güney de, Güneydoğu da, doğu da, Maraş, Antep, Adana, Urfa, Mardin de, Diyarbakır da iskenderun da, milyonlarca karışık aile vardır, kim ne hakla kimi temsil ediyor? Adama gülerler. Türkiye de sadece Karadeniz bölgesi ve Orta Anadolu ve Akdeniz in küçük kazaları ve köyleri karışık değildir, diğer yörelerde her çeşit Türk vatandaşı vardır.
Vatandaşlar arasında genelleme yapılmaksızın ve gerekirse demokrasiye rağmen mafyalaşmaya, şehirlerin, pazarların belirli bir etnik grup tarafından ele geçirilmesine ki bu NORMAL değildir, terör örgütlerine yardım ve yatakçılık yapanlara, izinsiz gösteri yaparak toplum huzurunu bozanlara, polise taş atanlara, bölücü eylemlerde bulunanlara son derece sert önlem alınmalılıdır. Sorun bu konuda devlet politikasının saçma sapan olmasından kaynaklanmaktadır. Bu sorun etnik bir sorun olmaktan çok bir hükümet ve dolayısıyla bir devlet politikası sorunudur.
İyi düşünebilmek için düşünceyi zaman içinde ileriye ve geriye kaydırarak, kayılan dönemin mantığı ve şartları içinde de durumu değerlendirebilmek gerekir.imajinasyon kendi içinde gerçeğin ve özellikle bugünkü gerçeğin küçümsenmesini taşır, çünkü imajinasyon gerçek ötesi ve gerçek üstüdür. Bu sorunu Kürt kökenli Türk vatandaşlar yaratmamış, sadece yaratılan soruna bunların bir kısmı dahil olmuşlardır, esasen şu an hala tersine çevrilemeyecek bir durum söz konusu değildir, fakat siyasi iradenin bu konuda en küçük bir arzusu yoktur. Apo ve pkk nın en çok istediği şey, Türklerin ve Kürtlerin arasına bir duvar örmektir, ne kadar şehit cenazesi olursa ne kadar feryatlar atılırsa, ağıtlar yakılırsa bunlar o kadar çok memnun olmaktadırlar. Basın da yangına körükle gitmektedir.
Kürt kökenli Türk vatandaşlarımızın da bu konuda tepkilerini topluca göstermeleri gerekir. Bu tepkinin gösterilememesinin bir nedeni terör örgütlerinden korkuysa, diğer nedeni hükümetin yanlı politikasıdır. Bu tepki bir kaç şehit eşi, şehit anası ya da aklıselim Kürt kökenli Türk vatandaşımızın cılız feryatları olarak kalmamalıdır. Bu ülke bizim hepimizin ülkesi ise, bu vatana topluca sahip çıkmalıyız. Kaldı ki nüfus planlaması yapılmalıdır, fazla doğurganlığı ödüllendirmenin anlamı yok. Ailelerin ilgilenemeyeceği kadar çoçuk yapmasının faturasını vergi yükümlüsü ödemek zorunda değildir.
Kısaca; Kuralları kesin ve tavizsiz çizgilerle belirlenmiş bir devlet politikası olmadığı için bir kısım vatandaşlar öfkelenerek ayrımcılığa düşmekte ve Kürt kökenli Türk vatandaşlarımız hakkında çok sert konuşmaktadırlar. Bunun suçlusu hükümettir, merkezi otoritenin ciddiyetten uzak olduğu her tarih diliminde, her kafadan bir ses çıktığı, eşkiyaların dağları ele geçirdiği, çetelerin korku saldığı, teröristlerin cirit attığı ve halkın kendi görevi olmayan konularda kendini kendi imkanlarıyla korumaya çalıştığı görülür. Eğer hükümet hükümet olsaydı ve gerekli ekonomik, ticari, askeri, polisiye,toplumsal önlemleri alsaydı, bunların hiç birine gerek kalmazdı. Oy avcılığı derken, aşiret ağalarıyla iş birliği derken, Türkiye yi bölünmenin eşiğine getirmeyi, 75 milyonun toplum psikolojisini bozmayı, hiç bir aklı başında devlet adamı kabullenemez.
Bu sorun devlet sorunudur ve bu sorunu çözmek vatandaşa değil devlete düşer. Devletin ise sorunu çözmekten çok derinleştirdiği görülmektedir. Dolayısıyla vatandaş bile bile ve göz göre göre etnik ayrımcılığın içine itilmektedir. Yine de, bulundukları mevkilere layık olan politikacılar ve devlet adamları gelene kadar, dayanmamız gerekiyor, bu hükümetin bu sorunu çözebilecek kapasitesi olmadığı gibi, en küçük bir isteği de yoktur, oy peşinde toplumsal huzuru ve dengeyi alt üst etmektedir. Etnik kökeni ne olursa olsun ki bu bizi ilgilendirmez, her türlü bölücü davranışa karşı çok sert, fakat masum vatandaşımıza insanca davranmak zorundayız.
Saygılarımla...Emre Kaan Emre....25/07/2010