BDP'nin Anayasa değişikliğine CHP ve MHP gibi "Yargı bağımsızlığını ortadan kaldıracağı, diğer tüm kurumlardan sonra elde kalan son siyasi baskıdan bağımsız kurumlar olan yüksek mahkemelerin de hükümetin emrine alınacağı" için karşı çıkmadığını dün (ve daha önce) yazmıştım.(Ruhat Mengi/Vatan)
BDP’nin Anayasa değişikliğine CHP ve MHP gibi “Yargı bağımsızlığını ortadan kaldıracağı, diğer tüm kurumlardan sonra elde kalan son siyasi baskıdan bağımsız kurumlar olan yüksek mahkemelerin de hükümetin emrine alınacağı” için karşı çıkmadığını dün (ve daha önce) yazmıştım.
Bu partinin ‘açılıma’ gelininceye kadar “Kürt sorunu, demokratik hakların verilmesi, eşitlik” gibi söylemlerin arkasına sığındığı, ama aslında “Türkiye’nin özerk bölgelere bölünmesini (aslında bunu bile Güneydoğu’da bağımsız Kürdistan kurulması için) istediği, bunun yanında PKK’ya ve tabii ki Öcalan’a af, siyaset yapma hakkı, Anayasa’daki ‘vatanın, milletin bölünmez bütünlüğü, vatandaş tanımı’ gibi değiştirilemez maddeler içindeki tanımların değişmesi” gibi bir dizi talebi olduğu açıkça ortadaydı.
GÜZEL ŞEYLER
Bu istekler önce DTP, sonra BDP’liler tarafından defalarca (her ne kadar “Birleşik Krallık” veya “federatif devlet yapısı” olan ülkelerle Türkiye’nin yapısı, anayasası kıyaslanamaz ise de) İrlanda, İspanya örnekleriyle, zaman zaman açık ifadelerle, Öcalan’ın yol haritaları ile anlatıldı. ‘Özerk bölge’ diye tarif ettikleri yapıda “kendi eğitim ve sağlık sistemi, kendi meclisi hatta kendi güvenlik güçlerinin olacağı” söylendi.
Ama aylarca TV’lerden, gazetelerden “Terör mücadele ile bitmez, pazarlıkla biter” telkinlerinin arkasından hükümetin yine tüm muhalefet partilerini, sivil toplum kuruluşlarını, üniversiteleri / bilim adamlarının görüşlerini, deneyimli dış politika uzmanlarını dışlayarak, tek başına ve “güzel şeyler olacak” diye giriştiği açılım sürecinde bunlar sanki hiç söylenmemiş, hiç bilinmiyormuş gibi davranıldı.
PKK İLE ANLAŞMA
Yerleşim yerlerine Kürtçe isim verilmesi, TRT’de Kürtçe yayın yapan kanal gibi BDP ile PKK’nın aslında hiç de ilgilenmediği bazı yenilikler açıklanırken bir yandan da terör örgütü ve Öcalan ile anlaşma yapılarak Habur’dan bir grup terörist getirildi.
Hükümet teröristlerin gelmeye devam edeceğini açıklarken Öcalan birdenbire “Artık gelmeyecekler, talepler yerine getirilmezse bundan sonra olacaklara karışmam” deyiverdi. Bunun arkasından, hemen BDP ve PKK’nın “ülkeyi cehenneme çeviririz, terörü kentlere taşırız, Anayasa’da istediğimiz değişiklikleri yapın” tehditleri başladı. Ve arkasından terör hızla arttı.
AMANOS DAĞLARI
İsteseler, terörle ciddi mücadele etseler, bugün “Amanos Dağları’nı temizleyin” diye verdikleri emirleri (ne oldu, temizleme başladı mı, yoksa o da gösteriş miydi) baştan verseler, Kuzey Irak’a karlı kış günlerinde başlatılmış operasyonu durdurmasalar, ABD ile daha kararlı anlaşmalar yapsalar, Barzani’yle Talabani’yle ‘abi, amca’ diye oyalanmasalar, iç politikayla ve kavgalarla yitirdikleri zamanda mücadeleyi düşünseler çok önceden terörü 2000’li yılların başında olduğu gibi ve belki de bir daha tekrarlanmayacak şekilde bitirebilirlerdi.
Bunun yerine terör sürerken, örgüt silah bırakmadığı halde “terörle paralel açılım”, pazarlık yapmaya kalkınca pazarlık gele gele açıkça, “PKK’nın renklerinden oluşmuş bayrak ve Kürdistan” noktasına geldi.
Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir bu talebi açıkça söylerken sadece Kürdistan’la kalmıyor, tüm ülkenin özerk bölgelere bölünmesini ‘olacak’ sözüyle dayatıyor.
İMRALI’DAN SOSYOLOJİK AÇIKLAMA
“Türk bayrağının, İstiklal Marşı’nın ve TBMM’nin kalacağını” söylüyor (şimdilik...) Yine İspanya gibi federatif yapıya sahip bir krallığı öne sürüyor.
“Terör gölgesinde, tehditlerle açılım yapılmaz, yanlış adım atıyorsunuz” diyenlere “şehit kanından besleniyorlar, analar ağlasın istiyorlar” popülizmi yapanlar bakalım gelinen noktada ne yapacaklar?
Özellikle de İmralı’dan “Diyarbakırlı gençler sokağa çıktıklarında aralarına gerilla karışırsa bir günlük bilanço 30 yıllık süreç gibi olur” şeklindeki son tehdidin arkasından.
Teörist lideri ‘sosyolojik tespit’ yapıyormuş da!
(Not: Amanos Dağları’nın arkası Suriye. Ve Suriye’ye ‘vizesiz geçiş’ hakkı verilmişti değil mi?)