|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Güler misin ağlar mısın?Bir bilek güreşinin tam ortasındayız. Güler misin ağlar mısın? Günlerdir YAŞ toplantısına kilitlendik. Ayrıca, Anayasa değişikliğini tartışıyoruz. Bir bilek güreşinin tam ortasındayız. Ekonomiyi, üretimi ve vatandaşı ilgilendiren konular ise, hep ikinci planda. Mesela, tarımda bir teşvik komedisi yaşanıyor ki, evlere şenlik. Devlet, tarımda damla sulama yapacak olana, "Arkandayım, destek veriyorum" diyor. Verilecek desteğin şartları da belli. Yapacağın yatırımın yüzde 50'sini cebinden karşılayacaksın, yüzde 50'sini de Ziraat Bankası'ndan 5 yıl faizsiz kredi olarak alacaksın. İlk bakışta, insanın üzerine atlayası geliyor! Kazın ayağı ise, hiç öyle değil. Krediye hak kazanmak için, hortumun bankanın anlaştığı yerlerden alınması gerekli. Oralarda hortumun 400 metresi 200, piyasada 60 lira. Komedi gibi değil mi? Kendin yatırım yapsan, 60 liraya bu işi bitireceksin. Devletten "destek" almak istiyorsan, önce 100 lira vereceksin. Ardından 5 yıl boyunca bir 100 lira daha ödeyeceksin. Bunun adı "destek" değil, bal gibi soygun! Bir de tarımda makine desteği var... Geçen yıl devletten destek almak istiyorsan, 20'lik ekim mibzeri için 6 bin 500 lira ödemen gerekirdi. Piyasada ise aynı marka 20'lik mibzer 4 bin liraydı. Vatandaş aptal mı, 4 bin liralık mibzere gidip de 6 bin 500 lira versin? Kazanacağı para süreç içinde sadece 700 lira. Üstüne üstlük, o da kağıt üzerinde. Ziraat Odası, Tarım Müdürlüğü, noter ve banka arasında mekik dokuyacak. Onlarca evrak dolduracak, defalarca gidip gelecek. Bütün bu işler için cebinden ayrıca para ödeyecek. Yaptığı işin astarı yüzünden daha pahalıya gelecek. Ayrıca, SSK ve Bağ-Kur'a borcu olup olmadığı sorgulanacak. Belki de yaptığı başvuru kabul edilmeyecek. Bizim üretici soyulduğu ile kalacak! Şimdi soruyorum: - Böyle "destek" olur mu? Devam edelim, tarımda "tohum desteği" uygulanıyor... Gidiyorsun TİGEM'e, kilosuna 75 kuruş verip, buğday tohumu alıyorsun. Bunun 25 kuruşunda devletin desteği var. Var, ama önce parayı peşin ödeyeceksin. Aradan yaklaşık 1 yıl geçtikten sonra gidip 25 kuruşunu geri alacaksın. Bunun için de koşturup duracaksın. Sürekli olarak gidecek ve geleceksin. Bürokrasiye boğulacaksın. Sinirin bozulacak, zaman zaman da görevliler tarafından azarlanacaksın. Halbuki destek baştan verilse, tohumluk buğday 75 yerine 50 kuruşa çiftçiye satılsa, bunların hiç birine gerek kalmayacak. Üstelik, 25 kuruş deyip geçmeyin. Geniş alanlara buğday ekimi yapan üretici için, bu büyük bir miktar ediyor. O 25 kuruşu bulamayanlar, kendi eskimiş haşeratlı ve çavdarlı tohumunu tarlaya ekiyor. Doğal olarak rekolte düşük oluyor. Üretilen kalitesiz buğday hiçbir işe yaramıyor. Ekmek yapamadığımız için hayvan yemi olarak kullanıyoruz. Durum bu olunca, ekmek için buğday ithal ediyoruz. Kendi çiftçimizden esirgediğimiz parayı, götürüp elin üreticisine veriyoruz. Mazot desteğinde de durum aynı. Çiftçi mazotunu kullanıyor. Desteğini ise bir yıl sonra alıyor. Oysa, ne kadar yakıt kullandığı belli. Bir yıl sonra gelecek teşvik yerine mazotunu ucuza alsa, hiçbir sıkıntı kalmayacak. Gariplik o kadar çok ki, saymakla bitecek gibi değil... Tarım sıkıntılarla boğuşuyor. Yapılan destekler ise, "güler misin, ağlar mısın?" dedirtecek cinsten. Biz, insanımızı "desteklerken" bile köstekliyoruz! Kolaylaştırmıyor, zorlaştırıyoruz. Sevindirmeye çalışırken bile üzüyoruz. Zaman zaman komedi gibi uygulamalara imza atıp, üretici ile adeta alay ediyoruz. İnsanımızın çektiği sıkıntı bir yana, bu tür uygulamalarla tarımda istikrarı da bir türlü tutturamıyoruz!
|
Köşe Yazarları
Haber AraEn Çok Okunanlar
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||