|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
"Erdoğan için cemaat tehdit"Ergenekon davasıyla ilgili rapor yazan ünlü İngiliz gazeteci Jenkins, AKP ve Gülen cemaatinin 28 Şubat'ın öcünü almak için davalardan medet umduğunu belirtti. Cemaatin Erdoğan'dan daha güçlü olduğunu vurgulayan Jenkins (Leyla Tavşanoğlu-Jenkins söyleşisi/Cumhuriyet) ‘Erdoğan için cemaat tehdit’ "Gül’e daha sıcaklar " Ergenekon davasıyla ilgili rapor yazan ünlü İngiliz gazeteci Jenkins, AKP ve Gülen cemaatinin 28 Şubat’ın öcünü almak için davalardan medet umduğunu belirtti. Cemaatin Erdoğan’dan daha güçlü olduğunu vurgulayan Jenkins “Bu bir bakıma Erdoğan için tehdit. Cemaat Erdoğan’dan hoşlanmıyor ancak Gül’e sıcak bakıyor” dedi. Savcıları suçladı İngiliz gazeteci, savcıların gerçeğin peşinde olmadığını, yalnızca askeri ezmeye çalıştıklarını belirterek “Gerçeğin peşinde olsalardı Hilmi Özkök’ün ifadesine başvururlardı” dedi. Jenkins, Balyoz’da suçlanan kişileri yakından tanıyan ABD’li yetkililerin iddiaları ciddiye almadıklarını vurguladı.LEYLA TAVŞANOĞLU’nun söyleşisi■ Ergenekon raporuyla gündeme gelen İngiliz gazeteci Jenkins davayı artık kimsenin ciddiye almadığını söyledi: Dönüm noktası Mavi Marmara olayı Ergenekon’da, Balyoz’da savcılar gerçeğin peşinde değiller. Sadece askeri ezmeye çalışıyorlar. Gerçeğe ulaşmayı amaçlamış olsalardı ilk olarak Hilmi Özkök’ün ifadesine başvururlardı. Cemaat bugün Tayyip Erdoğan’dan çok daha güçlü. Bu bir bakıma Erdoğan için tehdit. Cemaat Erdoğan’dan hoşlanmıyor ama Abdullah Gül’ü çok seviyor. SÖYLEŞİ LEYLA TAVŞANOĞLU Ergenekon davasının iddianamesini satır satır okuyup bir rapor yazan ve dünyanın gündemine oturan İngiliz gazeteci Gareth Jenkins, Batı’da davanın gerçekliğine inananların hemen hemen hiç kalmadığını söylüyor. AKP hükümeti ve Gülen cemaatinin 28 Şubat’ın öcünü almak amacıyla bu tür davalardan medet umduğuna dikkat çeken Jenkins, “Hele bunu demokrasi adına yaptıklarını söylemeleri tam bir ikiyüzlülük” diyor. Bugün cemaatin Türkiye’de Tayyip Erdoğan’dan da daha güçlü olduğunu belirten Jenkins, “Bu da Erdoğan için tehlike. Çünkü cemaat Erdoğan’ı değil Abdullah Gül’ü seviyor” diye noktayı koyuyor. - Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda (CMUK) beş yıl önce bir değişiklik yapıldığı ortaya çıktı. Nedense değişikliğin kabul edilmesinden beş yıl sonra yürürlüğe girmesi kararlaştırılmış. Özetle, bu değişikliğe göre üç yıl cezaevinde tutuklu kalanlar bu sürenin sonunda salıverilebilecekmiş. Bu hesaba göre değişiklik 2011 başında yürürlüğe girecek. Siz bu düzenlemenin zamanlamasını nasıl karşılıyorsunuz? Ergenekon davasıyla çakışmıyor mu? G.J. - Bu zamanlama çok anlamlı ve çok önemli. Ergenekon davasının başlangıcından bu yana çok ilginç olaylarla karşılaştık. Kimi insanlar tutuklanıp serbest bırakıldı. Sonra yine tutuklandı. Ama ikinci tutuklama kararları için yeni kanıtların bulunması ve dava dosyasına konulması lazımdı. Oysa yeni kanıt yok. O zaman yapılanlar yasadışıdır. Zaten Ergenekon sürecinde insanların evleri sabaha karşı basıldı. Her yer didik didik arandı. Bunları yapmak için bir neden gösterilmesi gerekirdi. Ama gösterilmedi. Oysa polis normal bir saatte evlerin kapısını çalabilirdi. Zaten bu Ergenekon davasının başından beri pek çok hukuksuzluk yapıldı. - İnsanın aklına beş yıl önce CMUK değişikliği yapılmasına rağmen neden beş yıl sonra yürürlüğe koyma gereğinin hissedildiği gelmiyor mu? - Ciddi şüpheler uyandırıyor. Batı’nın AKP’ye bakışı değişti - Siz 2009’da “Ergenekon: Gerçekle Fantezi Arasında” başlıklı bir rapor kaleme aldınız. Ardından Washington’da bu raporla ilgili konferanslar verdiniz. Ergenekon davasının 5.300 sayfalık iddianamesini satır satır okuyarak yapılan hukuksuzluklara dikkat çektiniz. O zamandan bu yana dış dünyada davaya bakış açısında bir değişiklik oldu mu? - Olmaz olur mu? Çok değişti. Dediğiniz gibi ilk olarak Mayıs 2009’da Washington’da Ergenekon’la ilgili bir konuşma yaptım. O sırada ABD’de genel kanı yüzde 90 gerçeklik payı olduğuydu. Bugün ise tam tersi. Ergenekon’un varlığına inananların oranı yüzde 10’a düştü, diyebiliriz. Dış dünyadaki algı değişimi Balyoz Operasyonu davasıyla birlikte iyice ivme kazandı. Çünkü ABD’li yetkililer Balyoz’da suçlanan kişilerin bir kısmını yakından tanıyorlar. Bunlardan birisi de eski Genelkurmay İkinci Başkanı ve eski Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Ergin Saygun. Orgeneral Saygun’un böyle bir girişimde bulunmayacağını biliyorlar. Dolayısıyla bunları artık hiç kimse ciddiye almıyor. ABD’de bu açıkça dillendiriliyor. Ama Avrupa’da durum daha farklı. - AB’de durum neden farklı? - Çünkü AKP hükümetini fazla eleştirmek istemiyorlar. Bunun da nedeni Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinin hemen hemen durmuş olması. Bazı Avrupalı teknokratlar bana açıkça söylediler. “AKP hükümetini açıkça eleştirirsek o zaman Türkiye’de etkimiz kalmayacak. Onlara açıkça karşı çıkmazsak belki etkili olabiliriz” endişesini dile getirdiler. Ama özel sohbetlerde şüphelerini açıkça söylüyorlar. “Ergenekon diye bir örgüt olduğuna inanmıyoruz” diyorlar. Washington özellikle Mavi Marmara gemisi olayından sonra daha sert konuşmaya başladı. Dönüm noktası Mavi Marmara gemisi oldu. Daha önce kararsızdılar. “Acaba AKP hükümeti Türkiye’yi Doğu’ya mı kaydırmak istiyor? Ergenekon da galiba gerçek değil” şüphelerini dillendiriyorlardı. Ama emin değillerdi. Dediğim gibi Mavi Marmara olayından sonra işler tamamıyla değişti. Artık şüphe ve eleştirilerini açıkça söylüyorlar. - Galiba şüpheler sadece ABD ve AB’yle sınırlı kalmıyor. Yakışıksız olmasına rağmen İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak da bir toplantıda, “Türk MOSSAD’ının (MİT) yeni başkanı Hakan Fidan’ın İran yanlısı olduğundan ve MOSSAD bilgilerini İran’a sızdırmasından korkuyoruz,” sözlerini nasıl karşıladınız? - Bir bakıma böyle bir şey söylemek ayıp. Ama bu bir şeylerin de göstergesidir. İsrail AKP hükümetine hiç güvenmiyor. Özellikle Mavi Marmara olayından sonra. Daha önce de şüpheleri vardı. Ama şimdi korkmaya başladılar. Maalesef Türk sistemi bu. Bir siyasi parti iktidara gelince kendilerine yakın insanları çeşitli görevlere yerleştiriyorlar. Kadrolaşıyorlar. Hakan Fidan hakkında fazla bilgim yok. Onun hakkında kötü bir söz söylemek istemiyorum. Ama Başbakan’a çok yakın olduğunu biliyoruz. Başbakan’a çok yakın birisini istihbarat servisinin başına getirirseniz o zaman da doğal olarak şüpheler uyanır. Dünyada bir tek Tayyip Erdoğan İran’ın nükleer güce sahip olduğuna inanmıyor. Onun dışında bunu herkes biliyor. Bütün bunları üst üste koyduğunuz zaman da belli bir tarafta şüpheler uyanır. Bana göre İsrail Savunma Bakanı Barak kaygılarını o kelimelerle dile getirmemeliydi. Daha diplomatik bir dil kullanabilseydi belki daha iyi olurdu. - Sizinle geçen aralık ayında yaptığımız ilk görüşmemizde Fethullah Gülen cemaatinin Türkiye’de inanılmaz bir güce sahip olduğunu söylemiştiniz. Son zamanlarda cemaatin orduya, polise ve yargıya iyice sızdığı iddiaları var. Siz bunlara ne diyorsunuz? - Bunun gerçek olduğunu zaten biliyoruz. Poliste ve yargıda adamları vardı. Şimdi asker içinde de var. Şöyle de bir sorun var: Dediğim gibi cemaat Türkiye’de çok güçlü. Çeşitli kurumlar içinde varlar. Şimdi siz Fethullahçı olmayabilirsiniz. Ama etrafınız Fethullahçılarla çevrili olduğu için onları karşınıza almak istemezsiniz. Korkarsınız. Karşınıza alırsanız ileride bir gün Doğu Anadolu’ya anında tayininiz çıkarılabilir, diye çekinirsiniz. Şunu da söyleyeyim ki, cemaat bugün Tayyip Erdoğan’dan çok daha güçlü. Fethullah cemaatinin tabanı çok geniş. Bu bir bakıma Tayyip Erdoğan için de bir tehdit. Cemaat Erdoğan’dan hoşlanmıyor ama Abdullah Gül’ü çok seviyor. Edelman’a sahte belge servis edenler - Ordu içinde birilerinin sürekli özellikle Taraf gazetesine darbe belgeleri servis ettiklerini biliyoruz. Siz o birilerinin kimler olduklarını tahmin edebiliyor musunuz? - O belgelerin sahte oldukları kesin. Şimdiye kadar ordu içinde gerçek bir darbe hazırlığı olduğunu duymadım. Zaten 2003 ve 2004’te ordu içinde kimi kişilerde darbe özlemi olduğu konuşuluyordu. Ama hiçbir kesin plan yoktu. Şöyle bir belge ortaya çıktı. Darbe yapılacak ve dost bir örgüt bu iş için kullanılacak. O da Türkiye Gençlik Birliği. Ama Türkiye Gençlik Birliği 2006’da kuruldu. O zaman aradaki tarih farkı ne oluyor? Taraf, Balyoz belgesinin eski Birinci Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın yanında çalışan birisi tarafından servis edildiğini söyledi. Ama belgelere baktığımız zaman bunların sadece Kara Kuvvetleri’nden değil, Deniz ve Hava Kuvvetleri’nden de geldiğini görüyoruz. Tek bir kişi farklı kurumlardan o kadar çok belgeyi nasıl çalacak ve saklayacak? Demek ki bu belgeleri toplayan bir örgüt var. Ayrıca biliyoruz ki ordu içinde bazı belgeler bir süre sonra imha edilir. Birileri o imha edilecek belgeleri demek ki saklamışlar. - Peki, bu belgelerin yedi yıl önce MİT tarafından Başbakan’a verildiği söyleniyor. Sizce bu belgelerin yedi yıl bekletilip bugün servise konulmasının amacı ne olabilir? - Evet, esas soru bu. Eğer bu belgeler varsa neden yedi yıldır bunlar hakkında hiçbir işlem yapılmamış? Geçen kasım ayında ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Eric Edelman’la Washington’da görüşmüştüm. O zaman bana anlatmıştı. Büyükelçiyken birtakım sahte belgeleri Edelman’a getirmişler. Zaten bu Türk basınında da çıktı. Edelman şimdiye kadar bu belgeleri kimin kendisine getirdiğini açıklamadı ama bana söyledi. Tahmin edebilirsiniz. Bu görüşmeden sonra ben Çetin Doğan’ın damadı Dani Rodrik’e Edelman’la konuşmasını, belki sahte belgeleri servis edenlerin kimliklerini kendisine açıklayabileceğini söyledim. - Ergenekon ve Balyoz planlarının hazırlandığı söylenen dönemde Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’tü. Eğer o dönemde bir ya da birkaç darbe hazırlığı var idiyse ve sorumlular hakkında hiçbir işlem yapılmadıysa bunun baş sorumlusu Hilmi Özkök’ün kendisi değil mi? - Ben daha önce de söyledim. Hilmi Özkök en tepedeki kişidir. Sadece ordu için değil, şirket, okul olsun. Oralarda olanlardan baş sorumlu kişi en tepedeki isimdir. Şunu da konuşalım. Çetin Doğan’ın düzenlediği gizli bir seminer değildi. Birinci Ordu bünyesinde düzenlenen bir seminerdi. Bundan Hilmi Özkök’ün de haberi vardı. Buna izin verdi; imzaladı. Seminer sonrası kendisine bir rapor gönderildi. Onu da okuyup imzaladı. Ama bugün bakıyoruz. Hiç kimse onu en azından tanık olarak çağırmıyor. Ama yok. Bu da şunu gösteriyor: Demek savcılar gerçeğin ortaya çıkarılmasının peşinde değiller. Sadece askeri ezmeye çalışıyorlar. Bunun başka bir izahı yok. Çünkü eğer gerçeğe ulaşmayı amaçlamış olsalardı ilk olarak Hilmi Özkök’ün ifadesine başvururlardı.
|
Köşe Yazarları
Haber AraEn Çok Okunanlar
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||